Farklı hallerde dengeyi koruma

Farklı Hallerde Dengeyi Bulma

Farklı hallerde denge sorunu yaşıyorum. Adeta denge arayışı içerisindeyim. Aranmadık yer, bakılmadık mekan bırakmadım ama bir türlü bulamadım. Bilen, gören, işiten var mı? 

Adem’den bu yana hayatın her halinde insan birtakım gayretler içerisinde olmuştur, olmaya da devam edecektir. Bu hayatı ve doğanın işleyişini dikkatlice gözlediğimizde ise dengenin kendiliğinden oturacağı, hallerin raya gireceği fark edilir. Ancak sabırsızlık biz insanoğlunu çepeçevre ne yazık ki kuşatmış durumda. Sonbaharı beklemeden sabırsızca yapraklarını döken ağaç gibiyiz adeta.

Varlığımızla bizler bu doğal sistemin en karmaşık yapısına sahip canlılarıyız. Kainatta ne yazık ki denge bozucu varlıklarız. Aslında kainatın en kıymetli ve olmazsa olmazı olan İnsan, modern hayatın getirdiği birtakım şartlar ve açgözlülük yüzünden dengesizleşmiş, doğanın dengesini bozmuş bir varlık halini almıştır.

Hayatımızın her anını uçlarda gibi sanıyoruz. Peki gerçekte öyle mi? Hayat çeşitli hallerden ibaret. Peki, bu hallede dengesizlikler olmuyor mu, oluyorsa bu dengeyi nasıl kurabiliriz ki, denge unsuru her alanda olmazsa olmazdır.

Tarih, masal ve öykü kitaplarından öğrendiğimize göre eski çağlarda doğa ve çevre çok daha güzeldi. Günümüzde ise sanayileşme yüzünden doğanın dengesi bozuldu. Bu çağın getirdiği sorun ve hastalıklar yüzünden bireysel hallerde de bozulmalar oldu. Öyle insanlar var ki, dakikada farklı ruh hallerine bürünebiliyor ve bunu istemsizce yapmak zorunda kalıyor. Ani mutluluk, öfke veya bir türlü geçmek bilmeyen endişe, kaygı ve korku halleri insan hayatını alt üst ediyor, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.

Kendinize suç atmayın. Yalnız sizin hallerinizin dengesi bozulmadı. Evrenin de dengesi bozuldu. Gök cisimleri yörüngelerinden çıkıyor, birbirlerine çarpma durumları geçmişe göre çok daha yakın bir olasılıkta. Bitkiler eski günlerdeki gibi doğal ve sağlıklı değil. Her derde deva balı düşünün ki, artık faydadan çok insan ve çevreye zarar veriyor. Ölümcül zehir içeren bal yediniz mi hiç? Doğal bir ortamda yabani doğal arılar tarafından halbuki yapılmışlar. Ama onların bile doğası bozuldu. Doğanın en önemli güzelliği denge ve ahenktir. Tabiatta her şeyin bir dengesi, kendi ve çevre ekseninde bir ahengi var. İşte bizler bu dengeyi de, ahengi de tıpkı kendi hallerimizin dengesi gibi bozduk ve bozmaya da devam ediyoruz. Sonunda ise bir türlü şifa bulamadığımız salgınlar, ani heyelan ve depremler, çığ düşmesi, seller ve orman yangınları, canlı türlerinin olumsuzca evrimleşmesi, mutant geçirmesi veya neslinin yok olması bilinen birer gerçek.

Peki, bu dengeyi nasıl korur ve farklı hallerde dengeyi buluruz?

Elbette ki doğadan ilham alacağız. Biz, bu doğanın bir parçasıyız ve diğer canlılar gibi uyum sağlamak zorundayız. Tüm evrenin tek sahibi biz değiliz veya her şey sadece bize ait değil, bizim için yaratılmadı. Diğer canlıların da hakkı var ve onlar farklı hallerde nasıl davranıyorsa bizlerde öyle davranmalıyız. Farklı hallerde dengeyi korumanın 2 temel öğesi bulunuyor;

  • 1- Biz, bize düşeni öncelikle yapmalıyız.
  • 2- Biz, doğanın bir parçasıyız ve her şeye sahip olamayız.

Temiz bir dünya ve çevre arzuluyorsak ki, arzulamak zorundayız, önce kendi iç ve bedensel temizliğimize ve sonra çevre temizliğimize önem vermeliyiz. Sen önce kendi evini süpürerek başla! Sonra akışına bırak bazı şeyleri. Her zaman sürücü koltuğunda sen kalamazsın, kalmamalısın da.

Her şey bir şeyden ibaret değildir. Sen de değilsin, senin mevcut ruh halinde mevkin ve konumunda olmayacak. Yani bugün mutsuz bir fakir olabilirsin. Ama bu değişmez bir sabit hal değildir. Yarın seni farklı şeyler bekliyor olacak. Fakirlik mutsuz olmanın bir etkeni değildir. Yine mutlu olabilirsin. Yahut zenginlik mutsuzluk getirmez tıpkı hep mutluluk getirmeyeceği gibi. Mevcut halden çıkmak istediğinde yapman gereken şey uyum ve denge ekseninde teslim olmak, bazen geri çekilmektir.

Balık tutmaya gittin ama tutamıyorsun. Ya olta kırılıyor, ya balık gelmiyor. Kasma, üzülme. Akışına bırak ve teslim ol. Kendinden değil, balıktan o gün için vazgeçmen gerekiyor. Başka bir halde olmak zorundasın demek ki. Bu bilince var.

Acili bir gün seni bulduğunda üzülme. Öncesinde senle değildi ve yarında seninle olacak diye bir şart yok.

Ayrıca “Mutlu İnsanların Temel Karakterleri” ve “Nasıl Mutlu Olunur?” yazılarımıza da bakabilirsiniz.

Hayata Gülümseme

Hayata Gülümseme

Hayata gülümseme, gül!

Günde kaç kez gülümsüyorsunuz?

Sıradan geçen bir gününüzü düşünerek başlayalım. Hayatın her anı sayılarla dolu, değil mi? Gün saymakla başlıyor, adım sayıyor, para sayıyoruz. Kalori, saat, hesap, zaman derken saymakla bitiremiyoruz. Birçok şeyi sayıp, kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Peki hiç bir gün içerisinde kaç kez gülümsediğinizi saydınız mı? Bu, size mantıksız mı geliyor?

Yaş arttıkça gülümseme sayısında artış veya azalma gözlenebilir mi?

Yapılan bir araştırmaya uzanalım. Bu araştırma, çocukların günde ortalama 400 defa gülümsediğini ama “Mutlu” bir yetişkinin ise yalnızca 40 defa gülümsediğini gösteriyor. Sıradan bir yetişkin ise yaklaşık 20 defa gülümsüyor.

Çocuklar açık ara biz, yetişkinleri gülümseme konusunda geçmiş durumda. Ah bir bilseydik gülümsemenin ne kadar faydalı olduğunu ve bizlere neler yaptığını.

Gülümseme Neler Yapar? Gülümsemenin Etkileri

  • Kan basıncı gülümserken dengelenir.
  • Gülümseme esnasında ağrılar diner.
  • Strese birebirdir ve azaltıcı etkisi vardır.
  • Gülümseme, bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Sosyal ilişkilerin kuvvetlenmesinde büyük etkisi vardır.

Dünya insanları gülümseme ile ilgili güzel bir şey yapmış; “Dünya Gülümseme Günü“. Ekim ayının birinci Cuma günü kutlanan “Dünya Gülümseme Günü” Harvey Ball tarafından kutlanmaya başlanmış kutlu günlerden biri. Bu günü ilk kutlayan, insanlığa armağan eden Harvey Ball, aynı zamanda herkesin bildiği sarı emoji gülümseyen suratın da yaratıcı tasarımcısı. (Bunu da ek bilgi olarak sunalım.)

Gülümsemek bulaşıcı bir şeydir.

Atasözü

Yalnızca mutlu olduğunuz anlarda mı gülümsüyorsunuz?

Gülümsemek Üzerine Bazı Gerçekler

Kadınların gülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Genellikle kadınlar, erkeklere göre çok daha fazla gülümser. Fakat aynı iş yerinde çalışan erkeklerle kadınların eş oranda gülümsediği görülmüştür. Aynı statüye sahip erkeklerin kadınlardan etkinlendiği düşünülmektedir. Ayrıca erkek çocukları kız çocuklarına göre daha az gülümser. Fakat çok daha fazla göz etkileşimi kurar.

Gülümsemek, etkili ve özentili bir makyajdan 10 kat daha çekicilik kazandırır. Yapılmış birçok araştırma, erkeklerin %69 / 70’inin kadınlarda gülümsemenin makyajlı hallerinden çok daha çekici olduğunu belirttiğini ifade ediyor. Gerçekten de gülümsemek, insanları güzelleştirmekte ve karşı bireylere olumlu enerji vermektedir.

Bebekler doğuştan gülümseme ve gülme yeteneğine sahiptir. Yeni doğan her bebek birçok unsur ve davranışı zamanla etrafına bakarak öğrenir. Ancak gülümseme özünde var olan bir yetenektir.

Zoraki bile olsa gülümsemek stresi azaltıyor ve psikolojiyi düzeltiyor. Kişinin kendisini gülmeye zorlaması ilginç bir durum gibi görülebilir. Ama gerçekten psikolojik olarak rahatlama sağlayan bir durumdur. Çikolata yemek yerine zorla da olsa gülümsemek, daha etkilidir. Ayrıca çikolata gibi kilo, kalori sorunu yoktur. Bedava, zahmetsiz ve kilo yapmaz.

Gülümsemek bulaşıyor. Gülmek ve gülümsemek, çevredekilere de bulaşan bir durumdur. Enerjisi yüksek ve gülümseyen kişiler, surat asmakta zorlanır ve surat asanlara olumlu enerji yayar. Onların da gülmelerini sağlar.

Gülümseme stresi azaltır. Gülümsemek, vücutta salgılanan mutluluk hormonunu (endofin) salgılanmasını artırır. Bu da kişinin stres altından kurtulmasını ve stressiz bir hayat kurmasını sağlar. Mutlu olmanın ve stresten kurtulmanın ilk yolu gülümsemektir. Strese karşı stresle mücadelede 6 yöntem yazımıza göz atabilirsiniz.

5 ila 53 yüz kasını çalıştırır. Zorlamalı gülümsemelerde yalnızca 5 kas çalışsa da gerçek bir gülümseme de 53 yüz kası çalışır.

Evrensel bir olgu ve insanî kültürdür. Tüm kültürlerde ortak bedensel dildir. Dünyanın neresinde olursanız olun gülümsemek, her daim huzur, mutluluk ve onaylama ifade eder.

Bolca hayata gülümsemeniz dileğiyle…

yorgunluk ve tükenmişlik

Yorgunluk Modern Zamanın Gerekliliği mi?

Yorgunluk ve tükenmişlik denilen his, modern zamanın gerekliliklerinden mi gerçekte? Birçoğumuzu çepeçevre saran, etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi, son 10 yılda beklenenen daha hızlı ve geniş kitlelere yayıldı.

Edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı Anna Katharina Schaffner‘ın hayatından kesitlerle yapılan bir araştırmaya göre yorgunluk ve tükenmişlik hissine ilişkin önemli bulgular elde edilmiş.

Yorgunluk Hissi Son Zamanlarda Neden Çok Yaygınlaştı?

Grip gibi salgınlar arasında gösterebileceğimiz yorgunluk hissi, kişide “ağırlık hissi” duyması şeklinde kendisini gösteriyor. En basit tarifiyle kişinin enerjisini tüketip, halsiz ve isteksiz bir hale girmesine neden oluyor.

Bazı uzmanlar, “Yorgunluk” denilen bu hissin yaşadığımız modern çağın bir gerekliliği ve getirdiği olağan his olduğunu savunuyor. İyi ama bu doğru mu? Hayatın belli aşamalarında bireyi etkileyen geçici bir rahatsızlık mı?

İngiltere Kent Üniversitesi’nde Edebiyat Eleştirmeni ve Tıp Tarihi Uzmanı Anna Katharina Schaffner, halsizlik ve yorgunlukla ilişkili olarak tükenmişliğe ilişkin araştırma yapmaya karar vermiş ve “Yorgunluğun Tarihi” adlı kitapta birçok önemli bilgi ve bulguyu toplamıştır.

Alman hekimler, yorgunluktan şikayetçi ve günün neredeyse her saati kendilerinde yorgunluk hissetmektedir. Finlandiya’daki araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluğa karşı farklı yöntemler geliştirdiklerini ortaya koydu. Erkeklerin daha çok hastalık izni kullandığı ortaya çıktı.

Almanya’da yayımlanmış önemli bir makale, “yorgunluk” depresyonun bir derece lüks sürümü olarak nitelendirilmiştir. Hepimiz “Depresyon” denilen hissi, olumsuz olarak nitelendiririz. Başarısız insanların hastalığı olarak görürüz. İyi, başarılı ve eğitimli insanlar ise bu tabir yerine “Yorgunluk” sözcüğünü kullanıyor. Sizce de biraz öyle değil mi?

Ancak Schaffner, bu iki kavram ve hissin çok daha farklı olduğunu belirtiyor. “Depresyon” hissinde özgüven kaybının, kişide bireysel nefret hissinin olma durumu söz konusu iken; “yorgunluk” ve “tükenmişlik” hissinde ise kişinin kendi özüne bakışında bir değişim olmaması söz konusuudr.

*”Yorgunluk” kavramını, “kronik yorgunluk sendromu” ile karıştırmamak gerekir.

7/24 Kültürü Hakkında

Bazı uzman ve kişiler ise insan beyninin modern çalışma için başa çıkabilir düzeyde henüz evrilmediğini ileri sürmektedir. Verimliliğin artırılması için yapılan zaruri ve sürekli baskı hali, kişiyi iş yoluyla kanıtlamaya zorlamakta ve kişiyi bir işçi olarak ya savaş, ya sıvış durumuna itmektedir. En nihayetinde ise stres hormonlarının salgılanması söz konusu olmaktadır.

Hepimiz hayatın belli safhalarında birtakım baskılara maruz kalmaktayız. Büyükşehir hayatı, teknolojik cihazların etkisi, 7/24 kültür, gerçek manada dinlenmeyi zorlaştırıyor. Kişi kendine vakit ayırabilse bile, dinlenmeye imkan vermeyen bir yaşantı sürdürmek zorundadır. Sonunda ise tükenmişlik sendromu ve yorgunluk hissi baş gösteriyor. (Hiç olmasa biz teorik olarak böyle kabul ediyoruz.)

Schaffner, yaptığı araştırma neticesinde yorgunluk halinin günümüze veya modern çağlara ait bir sorun olmadığını ortaya koydu. Çok eski çağlardan Roma Uygarlığına kadar uzanan bir serüven söz konusu. Hristiyan dininin Batılı toplumlarda yaygınlık kazanmasından sonra ise yorgunluk hali, manevi bir zafiyet olarak görülmüştür.

İlerleyen zamanlarda modern tıp ilmi gelişim gösterdi. yorgunluk belirtilerine “Nevrasteni” veya “Sinir Zayıflığı” tanısı konuldu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf  gibi birçok ünlü kişiye de bu kapsamda Nevrasteni teşhisi konuldu. Buna ise sanayi devriminin neden olduğuna inanılıyordu.

Ruhsal ve Fiziksel Etkenler

Günümüzde sadece Japonya ve Çin’de kullanılan bu terimin depresyon yerine kullanılmasını bazı aydınlar eleştiriyorlar. Araştırma ve bulguları incelediğimizde yorgunluk sorununun modern çağa ait olmadığı, ezelden bu yana var olduğu anlaşılabiliyor.

“Yorgunluk dünden beri vardı ama neden ve gerekçeleri sadece değişti.”

Schaffner 

Yorgunluk ve Sanırları Belirleme

Modern çağ, stresin temel kaynaklarını besliyor. Şayen bir iş veya uğraşta sınırlar doğru belirlenmez veya hiç belirlenmez ise kişi kendini zorluyor, “yeteri düzeyde başarılı ve iyi olmama“, “beklentileri karşılayamama” durumu ortaya çıkmaktadır. Bu olmasa bile olma ihtimali kişide kaygıya neden olmaktadır.

E-posta kontrolü, sosyal medya ve website yönetimi kişisel bazda ve toplumsal alanda gerçekten enerji tüketen, kişiyi yoran eylem ve işler arasındadır. Çünkü artık ofis veya iş yerinden çıktığımızda işimiz bitmiyor. E-postalar, sosyal medya, web site ve telefon trafiği devam ediyor. Özellikle beyaz yaka çalışanların hayatı bu şekilde devam ediyor. Tüm bu unsurlar stresin başlıca kaynaklarını oluşturuyor.

Peki bu sorunun çözümü ne?

Şimdilik geçmiş yıllara baktığımızda bir çözüm bulduğumuzu söyleyemeyiz. Çok eskiden yorgun olan insanlara yatak istirahati ve dinlenme önerilirdi. Peki ya bugün? Kişileri yorgunluk hissinden ve tükenmişlik duygusundan kurtarmak için bilişsel davranış terapileri uygulanmakta.

Çare olarak düşünecek olursak kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini bilmeliyiz. Kişi, kendisinde var olan pozitif enerjiyi neyin tükettiğini iyi tespit etmelidir. Kimisi kitaplara, kimisi spora ve kimisi tatile yönelebilir. Ama önemli olan eğlence, iş ve dinlenme arası sınırların doğru ve etkin konulabilmesinde.

Yorgunluğu ortadan kaldıran en önemli şeyin, sizi mutlu ve huzurlu hissettiren şeylerin olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Kundalini Enerjisi

Kundalini ve İnsan Enerjisi

Kundalini, Sanskritçe kökenli “gizemli” anlamına gelen sözcüktür. İnsan bedeninde varlığı kabul gören gizemli evrim enerjisini, insan organizamasında uyuyan ve hareketsiz potansiyel güç halini ifade eder. Omuriliğin en alt kısmında üçgen sakrum kemiğinde bulunan rahatlatıcı, annesel ve saf yaşamsal enerjiyi belirtmek için kullanılmaktadır. Kundalini, bireyi dengeli, pozitif içsel yaşam kalitesine sevk eder. Kişinin yaşam kalitesinin forma girmesine yardımcı olur.

Kundalini’nin vücuttaki çarkların hepsini açtığına inanılan enerji olduğu birçok uzman tarafından dile getirilmiştir. Kundalini enerjisi, alternatif inanç kültürü olarak bililen “New Age” ile beraber trend olmuştur.

Kundalin Enerjisi Nedir?

New Age, bir akım olarak 1980’lerde Kuzey Amerika bölgesinde yayılım göstermeye başladı. Özellikle müzik, sinema, gökçeyazın (Edebiyat) ve sanat alanlarında etki gösterdi. Beraberinde ise Kundalini enerjisini ve buna yönelik tabiri, görüşü yükselişe geçirdi. Doğu felsefesi ve inanç sisteminde bedensel – fizikî ve ruhsal enerjinin yükseltilmesi için meditasyon, yoga, namaz gibi çeşitli telkin türleri bulunmakta. An ve lahzanın farkında olmak için meditasyon ile zihin daha berrak bir hale getirilmekte. Doğu mistisizmi ve yoga felsefesinde ise çok sık karşılaşılan tabirlerin başında Kundalini gelmektedir. Bu ve benzer felsefi görüşlerde Kundalini enerjisinin bütün bedensel çarkları hayata geçirip, birey yaşantısını daha tanımlı, evrendeki konumuna göre manalı bir hal alması konusunda fayda sağladığına inanılıyor. Bahse konu bu nitelikli enerji, omuriliğin alt kısmındaki üçgen biçimli sakrum kemiğinde bulunan dişil – saf enerji olduğu ifade edilmektedir.

Kundalini Enerjisi, Kökeni ve Niteliği

Bedende doğuştan valdığı düşünülen etkin olmayan enerji türüdür. Sözcük anlamı olarak “daireler çizme” demektir. Köken olarak ise “Gizemli” manasına gelmektedir.

Enerjinin Sembolü

Kişinin potansiyelini doruğa ulaştırmaya yardımcı enerji olarak kabül edilir ve sembolü, “Kıvrılmış uyuyan bir yılan” olarak tasvir edilir.

Kundalini Sembolü

Yoga, Nefes Egzersizleri, Meditasyon gibi uygulamalar bunlardan bazılarıdır. Ayrıca bu enerjinin travmatik olayların akabinde de uyandığı belirtilir.

Enerjinin Etkileri

Uyanma durumunda belirtileri farklı, işlem yöntemleri çeşitli olsa da miktarı kişiden kişiye değişmekte ve farklı etkiler gösterebilmektedir.

Kundalini Enerjisi Uyandığında Neler Olur?

Omurga yanında “Sushumna” olarak isimlendirilen eksen boyu bir ida (olumsuz), diğeri pingala (olumlu) olmak üzere iki kanal spiraller çizerek yükselme gösterir. Bu enerji de bu kanalların etrafında sarmalı olarak yükseliş gösterir.

Önce kök çakraya gelip, sonra diğer çakralardan geçer ve bedenin enerjisini dengeler. Ruhsal ve bedensel olarak farkındalık düzeyini artırır.

Bu enerjinin ortaya çıkması birtakım zihinsel ve duygusal semptomların da eş zamanlı meydana gelmesini, tetiklemesini sağlayabilmektedir. Bu enerji uyandığında fizikî semptomların da görülmesi muhtemeldir. Bulantı, aşırı terleme, şiddetli enerjik hissetme, mide sorunu ve hatta bazı kişilerde orgazma benzer his yaşanması görülebilmektedir.

Kundalini enerjisinin uyandırılması, bilinç yoğunluğunun artırılması, algıların genişletilmesi yöntemiyle aydınlamak için bir araç olduğu kabul edilir.

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon için faydalı ve kurtarıcı ipuçlarına mı ihtiyacınız var mı? Umutları tükenmiş, her şeyi yarıda bırakanlardan mısınız? O halde Norman Vincent Peale’nin sözüne kulak verin; “Vazgeçmek için her zaman çok erken.”

Kimi zaman hayat yaşanılmaz hal alır. Her şeyin ters gittiğini düşünür ve karamsarlık içine düşeriz. Motivasyon düzeyi bir türlü artış göstermez. Ancak her daim takip edilecek bir umut yolu vardır, olmalıdır. Motivasyonumuz bitse bile bu durumu kâra dönüştürmek, fırsatları değerlendirmek bizim elimizdedir. Motivasyonun düşük olması bile aslında bazen fayda sağlar.

Başarıya ulaşan önemli şahsiyetlerin yaşantısını ele aldığımızda birçoğunun doğuştan yetenekli, motivasyonlarının her zaman yüksek olmadığını ve ilk denemede başarılı olamadıklarını görürüz. En bariz örneklerden birisi Steve Jobs’tur. Birçok kez başarısız olmuş, reddedilmiştir. Abraham Lincoln da başkan olmadan evvel seçimi kaybedip, hüsran yaşamıştır. Hanry Ford? O ise yollarda birbirini kovalayan arabaların hayalini kurmuş, bu hayaline ise çoğu kişi alayla karşılık verip, gülmüştür. Vera rubin, kadın olması dolayısıyla Harvard Üniversitesi’ne alınmamış. Ancak şimdi dünyada en iyi bilinen gök bilimcilerden birisidir.

Başarı hikayelerinde daha birçok örnek görmek mümkündür. Motivasyonları düştüğünde, tüm umutları tükendiğinde bile güçlü olabilmeyi ve durmaksızın ilerleyebilmeyi başarmışlardır.

O halde bu öyküler ve birtakım profesyonel taktik ışığında biz de sizinle motivasyonu artıracak, motivasyon yaratacak ipuçlarını paylaşalım.

Motivasyon Sağlamak İçin Gerekli İpuçları

Biliyoruz ki motivasyonunuz düştüğünde etrafımızda onlarcası sizi motive etmenin derdine düşüyor. Motive edici birtakım sözler söylüyor, hikayeler anlatıyor. Size motivasyonla ilgili yazılar ve kitaplar öneriyor. Şimdi de bura biz sizlere motivasyon narası atıyormuşuz gibi gelecek. Ancak tek bir şey söylemek istiyoruz. Biz ve çevreniz ne kadar çabalarsa çabalasın aslında sizi biz asla motive edemeyiz. Bizlerin gayesi sizin mutlu olduğunuzu görmektir. Aslında bizler en temel alt nedenler arasında bu motive edici etkinlik ve naraları kendimiz için atarız. Ama motive edebilecek tek kişi siz, kendinizsiniz. Evet, sizi bizler değil, kendiniz ancak tam anlamıyla motive edebilirsiniz.

Bahse konu hususu açacak olursak; iş yerinde patronunuz sizi motive edecek birtakım girişimlerde bulunur. Motivasyonunuzu ve moralinizi artırmaya yönelik çalışmalar yapar. Sizi mutlu ve motivasyonu yüksek çalışan yapmak ister. Ancak bunun altında yatan esas neden sizin motivasyonunuz yüksek olduğunda sağladığınız faydadır. Zira motivasyonu düşük işçi ne kadar fayda sağlayabilir ki? İşte bu hususta patron ne yaparsa yapsın sizi SİZ için motive edemez. Sizi asıl motive eden ise sizsiniz.

“YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.”

Evet, “YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.” dediğinizi duyar gibiyiz. O halde kulağınıza köpe olacak şu söze kulak verin; ” Kendinize bir hedef belirlediğiniz ve olumlu bir bakış açısı benimsediğiniz sürece, yeniden doğru yola yönelmekte güçlük çekmeyeceksiniz.” İyi de nasıl mı?

#Gerçeği Kabullenme

Motivasyon için öenmli hususlardan birisi gerçeği kabul etmektir. Başkalarından olan beklentilerinizi çok yüksek tutarsanız büyük ihtimalle de hayal kırıklığı yaşarsınız. Aslında bireylerin başkalarından beklenti içinde yaşamalarını pek önermiyoruz. Ama günümüz dünyasında böyle bir yaşam modeli artık benimsendiği için mecburi olarak beklemekteyiz. Olabildiğince bu beklentiyi düşürün.

#Daha Az Şikayet

Dünya size karşı mı? Bazen sanki bütün dünya, insanlar ve doğa size karşıymış gibi hissedersiniz. Böyle bir ruh halinde ilk yapacağımız şey ise şikayet etmeye başlamaktır. Kendi değerimizi, yetenekleri unutana kadar da sefil ve çaresiz hissetmeye devam ederiz. Sonunda ise aktif ve üreten birey olmaktan çıkar, faydasız ve hatta toplumda zayiyat olarak bir konuma geçeriz. O halde şikayet ettiğinizi fark ettiğiniz anda kendinize bir bakın. Şikayet ettiğiniz şey ne ve neden şikayet ediyorsunuz? Bir an önce bu halden kurtulmalısınız. Kendinize bir ilke edinin. “Asla şikayet etmeyeceğim” diye söz verin. Tabi burada da kendinizce yapmayı planladığınız bu beklentiyi çok yüksek tutmayın.

#Olumlu Bakış Kazanma

Cesaretinizi kıran birtakım olaylar yaşayabilirsiniz. Yaşamamanız doğa gereyi anormal bir durumdur zaten. Yaşamamız gerekiyor. Çünkü bu durumlar yaşam belirtileri. Yaşıyorsak, bu tarz duygu hallerini hissetmek zorundayız. Önemli olan bu ruh halinden çıkmayı başarabilmek.

Olumlu düşünmek birçok derde devadır.

Olumsuzluğa, karamsarlığa düştüğünüzü hissettiğinizde doğaya yönelin. Güneş her gün doğar. Her gecenin bir sabahı, her fırtınalı günün parıltılı aydın şafağı vardır. Bu durumda zor ve çetin geçen dönemlerde olumlu düşünüp, bu durumun da geçeceğini bilin. Örnek verelim; İlk okul çağına şöyle bir yolculuk yapalım. Notlarınız düşük oldu mu hiç? Babanızın kızdığı ve hatta dayak attığı bir zaman oldu mu? Olduğunu varsayalım. İşte o anlarda notlarınız çok kötü ve karneyi eve götürmeniz lazım. Ayrıca okulda bir kavgaya karışmış, disipline gönderilmişsiniz. Anne ve babanıza burumu anlatmak, karneyi imzalatmak ne kadar zor bir durum, değil mi? O zamanlar neler yaşadınız? Ne kötü günlerdi. Peki ya şimdi? O günlerden eser kaldı mı? O gün kendinizi üzüp çok fazla harap etmenize değer mi? İşte şimdi de böyle. Bugün motivasyonunuz kaybolmuş gibi hissedebilirsiniz. Ama bu günlerinde artık bir gün geçeceğini bilmelisiniz.

#Olumluluk ve Saflık Bir Değildir.

Pozitif olmanızı öneriyoruz. Saf davranmanızı değil. Pozitif olmak safça davranmak değildir. Nesnel, gerçekçi olmalı ve hedeflerinize de bu ruh hali içinde adım atmalısınız.

#Hayatın Anlamını Yakalamak

Yaptığınız işin bir amacı olmadığını mı düşünüyorsunuz? Şayet böyle düşünüyorsanız sabah yorgun ve halsiz uyanmanız, günün aksiliklerle dolu geçmesi normaldir. Ama hayatta bir amacınız varsa ve yaptığınız işin bir gaye ekseninde olduğu bilincindeyseniz işler bambaşka hal alacaktır. Yaptığınız her işte bir mana bulacak, hayatın anlamını bu şekilde yakalayabileceksiniz.

Unutmayın! Yaptığınız her işin bir amacı ve anlamı var. İşiniz, mesleğiniz, konum ve yeriniz ne olursa olsun, bu alemde var oluşunuzun bir gayesi, o işi başkasının değil de sizin yapıyor olmanızın bir manası var. Bu maksat ve mananın da küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu bilmelisiniz.

#Asla Durma

Tembellik, kişinin hayatına seyirci kalmasını sağlayan en illet hastalıklardandır. Birçok hastalığın da anası tembelliktir. Tembel kişi çok uyur, çok yer ve çok konuşur. Uyumak zamanı, yemek bedeni, konuşmak çene ve ruhu yorar. Bu nedenle aktif bir hayat inşa etmelisiniz. Sorumluluk almaktan asla kaçınmamalı, kendi hayatınızın başrol oyuncusu siz olmalısınız. Bununla da asla yetinmemeli, yönetmeni ve yazarı da yine siz olmalısınız. Kesinlikle siz ve hayatınız hakkında başkalarının karar vermesine izin vermeyin. Kötü de olsa, bedeli ağırda olsa buna sizin karar vermeniz önemli.

#Sabreden Derviş Muradına Erermiş

Motivasyon sağlamak aslında sanat gibidir. Nakış nakış hayatın karelerine mutluluk ve huzur işlemektir. Umutlu, aktif ve olumlu düşünceler içinde sabırlı olmak gerekir. İnsanlar hüsrandadır, sabreden, çalışan ve iyi işler yapanlar müstesna. Bir zorluğu görünce vazgeçmeyin, sabredin. Üstesinden gelmek için çalışın. Nasıl mı? 1 Dakika kuralını uygulayabilirsiniz.

1 Dakika Kuralı Nedir?

Her ne iş ve uğraş yahut görev olursa olsun istemediğiniz, hoşlanmadığınız ve zorlandığınız birçok zaman olmuştur. İşte tüm bu durumlarda uygulamanız gereken tek bir şey vardır. O da 1 dakika kuralıdır. 1 dakika kuralı, yapılacak olan işe başlayıp 1 dakika boyunca sabırla sürdürmektir. Yapılan araştırmalara göre bir işi 1 dakika sürdüren kişi isteksizlik ve kasılma halini ortadan kaldırmakta ve artık yapacağı işe başlama ve odaklanma sürecine bilinç altına geçiş yapabilmektedir.

1 dakika kuralı yetmiyor diye düşünüyorsanız 2 dakika kuralını da uygulayabilirsiniz.

Olmuyor mu, Odaklanamıyor musunuz?

Hâlâ odaklanma konusunda sorun mu yaşıyorsunuz? O halde 3’lü Hâl Kuralı tam size göre.

Her ne olursa olsun sabırla ve öz veriyle yapmaya gayret ettiğimiz sürece motivasyon sorunu ve başarısızlık kaygısı da ortadan kalkar.

Daha da motive olmanıza yardımcı olması için hazırladığımız “Motive Olmanın İksiri” yazımıza da devet ediyoruz.

Sabah Rutini

Sabah Rutini İçin Faydalı 5 Uygulama

Sabah rutini, sabah yapılan bir takım alışkanlıkları ifade eder. Sabahın büyüleyici sessizliği içerisinde bütün alemin adeta bize ait olduğu hissini dakikalarca yaşamaya yardımcı olur. Kıymetli olan bu zamanın birkaç saatini de e-posta kontrollerine, sosyal medya gezintilerine, web site veya blogunuzun istatistiklerine, ekran ve görüşmelere asla ayırmayın. Bu değerli zaman dilimini verimli kullanmalısınız. Verimli bir kahvaltı ile başlamak, egzersiz ve meditasyon yaparak sabaha merhaba demek kadar etkili bir an olamaz. Okuyup yazmaktan daha anlamlı bir eylem düşünülemez.

Belli bir döngüde basit ve hafif tarzda bu uygulamaları rutine dönüştürüp, alışkanlık edinin. Fazlasıyla sizleri hayat boyu mutluluğa ve sağlığa sevk edecektir. Gün boyu enerji dolu, odaklanma yetişi kazanmış bir ruh hali kazanacaksınız.

Uygulama 1: Meditasyon ve Odaklanma

Bu süreçte beğeneceğiniz ve yaşam kalitenize uygun bir radyo programı bulmanızı öneriyoruz. Sabahları tüm uygulamalar süresince dinleyebileceğiniz bir radyo önemlidir. Odaklanma, meditasyon ve rahatlama için etkili müzik arşivi gerekir. Kendiniz hazırlayabilirsiniz tabi ki. Ancak sizi bu zahmetten kurtaracak, zamanınızı daha faydalı şeylere harcamanıza fırsat sunacak radyolar elbette ki mevcut. Brain.fm de bunlardan birisidir. Ayrıca birçok uygun nitelikte müzik ve klip arşivi barındıran Youtube kanalı da mevcuttur.

Uygulama 2: Egzersiz

Sabah rutininde olmazsa olmaz egzersizlere verimli yol gösterici uygulamalar edinebilirsiniz. Kullandığınız telefon modelinin mevcut uygulama mağazasından size uygun egzersiz rehber uygulamalarından birisini edinebilir ve her sabah bu uygulama yardımıyla egzersizler yapabilirsiniz. Google Play ve Windows Phone mağazalarındaki egzersiz uygulamalarının birçoğu ihtiyacınıza karşılık verecek düzeydedir ve ücretsiz sunulmaktadır. Çoğu kişinin tercihleri arasında 7 Minute Workout uygulaması yer almakta. Ancak biz şahsen henüz bu uygulamayı test etmedik. Dolayısıyla size, sizin hoşunuza gidecek, ihtiyaçlarınızı karşılayacak Türkçe dil desteği olan uygulama edinmenizi tavsiye ederiz.

Uygulama 3: Yazma

Unutkanlığa bire bir faydalı uygulamaların başında kuşkusuz günlük tutmak gelir. Bireyin kendisini ifade etme yetisini geliştirmesine yardımcı olan etkili alışkanlıktır. Adeta kişinin kendisini ve yaşantısını takip etmesine olanak tanır. Hedeflerin gerçekçi bir hal almasını ve başarıya ulaşmasını sağlar.

Online (Çevrimiçi) veya Offline (Çevrimdışı) birçok mobil uygulama mevcuttur. Birçoğu günlük tutmanıza yardımcı olacaktır. Ancak herhangi bir günlük tutma uygulaması olmadan da gerek mobil, gerek bilgisayar ve tabletlerde kullanabileceğinize ve eşsiz yazım deneyimi edinebileceğiniz ofis uygulamaları da mevcuttur. Windows Phone ve Android işletim sistemli telefonlar için Microsoft Office uygulamalarından Word, sizlere yeterlidir. Ayrıca oneNote, uygulaması da fazlaca destek sağlayacaktır. Yine Android işletim sistemli mobil telefonlar için Google Docs uygulaması da birçok yazım olanağına destek sağlamakta ve gerçekten beğeni toplayan performansa sahiptir. Her iki uygulamanın da çevrimdışı – çevrimiçi desteği bulunmakta olup, üyeliğinize bağlı olarak farklı platformlarda da yazılarınıza devam etmenizi sağlamaktadır.

Bu uygulamalar daha çok bireysel günce tutma imkanı için etkili olabilir. Fakat daha ileri düzey bir günlük deneyimi elde etmek isterseniz gerçekten günlük tutmak için ideal niteliklerde mobil uygulamalar mevcuttur. Bunlar sayesinde günlüklerinizi Twitter, Facebook, Tumblr, Rastgelelik Desk, gibi sosyal ağlarda paylaşmanız mümkündür.

Ayrıca yazma konusunda illa günlük tutmak zorunda değilsiniz. Kendinize ait bir blog platformunda da dilediğiniz konuda yazılar yazabilir, kendinizi yazım konusunda geliştirebilirsiniz. Sabah rutininin en eşsiz ve faydalı alışkanlıklarının başında egzersiz ve meditasyon/yoga/namazdan sonra yazma etkinliği gelir. Hikaye, şiir veya masal gibi edebi türlerde yazma yeteneğinizi geliştirip, okurlarla paylaşmak için de çeşitli Wattpad, Bizimköşe, Medium gibi platformlar mevcuttur. Ücretsiz kendi blog sitenizi kurup, blog yazabileceğiniz Blogger, WordPress, Tumblr, Blogcu gibi platformlar da benzer desteği sağlar. WordPress ve Tumblr, mobil uygulama desteği de sağladığı için mobilde gerçek manada performans sergilemenize yardımcı olur.

Uygulama 4: Okuma

Sabah rutini için olmazsa olmaz etkinliklerden birisi de okuma alışkanlığı edinmektir. Yazma etkinliği ile eş değerde olan okuma etkinliği, sabah vakitlerinde zihinsel gelişime en çok fayda sağlayan eylemlerdendir. Haber, Tweet, Facebook yorumu vb. iletisel veri okumasını kast etmiyoruz. Evet, kesinlikle bu ve benzeri metinsel veri okumasından bahsetmiyoruz. Günlük hayatınızdan çok daha farklı konularda, farklı öykü ve deneyimlere şahit olabileceğiniz verilerin okunmasından bahsediyoruz. Dahası okumaktan maksadımız ise zihinsel kavramanın sağlanmasıdır.

Google Play, Windows Phone ve Apple Store başta olmak üzere birçok uygulama mağazası ve çevrimiçi platform, düzinelerce okuma arşivi barındırmakta ve eşsiz okuma deneyimine fırsat sunmaktadır. Bu uygulamaların büyük kısmı da ücretsiz hizmet sunmakta iken, bir kısmı ise cüzi fiyatlarla muazzam okuma arşivleri sunmaktadır. Uzun kitapların olmadığı, yalnızca 15 dakikalık kısa okumaya sahip kitap arşivleri edinip, kişisel gelişiminize katkı sağlayabilirsiniz. Sabah rutini için günde düzenli olarak çeşitli konularda okuma yapmanızı öneriyoruz. Politika, toplum bilimi, tarih, din, felsefe, bilişim, teknoloji vb. konularda özlü bilgilerin ve özgün makalelerin bulunduğu blogları da takip edip okuyabilirsiniz. Ayrıca İngilizce, Almanca, Farsça ve Arapça gibi bildiğiniz veya geliştirmekte olduğunuz dillerde okumalar yapmalısınız. Daha önemlisi ise Esperanto, Nomuli, Volapük, Klington, Bakiyye ve Nav’i gibi bir yapay dil öğrenmeye başlamalı ve her sabah en az 3 – 5 dakika bu yapay dilde bir makale, bir yazı okuyup anlamaya çalışmalısınız.

Uygulama 5: Alternatif Deneyim Edinimi

Bilindiği gibi İnternet ve bilişim teknolojileri ne kadar gelişmiş olsa da dünya genelinin büyük çoğunluğu belli teknolojilere odaklanarak yaşamını sürdürmekte. Kullanıcıların neredeyse %80 – 90’ı aynı marka veya hizmetleri kullanmakta. Diğer kalanlar ise kendi içlerinde yine belli hizmet ve markalara odaklı kalmaktadır. Yani, kullanıcıların %80’i Google, Facebook, Twitter kullanıyor. Diğer kalan %10-20’lik kesim ise yine kendi içinde bazı sabit hizmetleri kullanmaya devam ediyor ve bu kapsamda bir kesim sadece Linkedin’ı sosyal medya ağı, bir kesim sadece Bing’i arama motoru olarak kullanıyor. Fakat bireysel ve toplumsal yaşam için sabah rutini gelişiminde mutlaka arada bir farklı alternatiflere yönelmek gerekiyor. Örnek bir reçete düşünecek olursak, bir sabah uyandığınızda alışkanlıklarınızı değiştirip, alternatiflerine göz gezdirin.

  • Google yerine Bing, Yandex, Vuhuv, Yaani, Rastgelelik, Turtc, Peekier, Yahoo, Tarmot, DuckDuckGo ve Fatingo gibi farklı arama motorlarında arama yapın.
  • Youtube yerine izlesene, vidobu, dailymotion gibi farklı video sitelerinden video seyredin.
  • Sürekli Facebook’ta takılıyorsanız onun yerine Linkedin, Twitter veya başka sosyal medya ağlarını deneyin.
  • Sürekli Explorer kullanıyorsanız onun yerine birgün Chrome, Opera, Gezgin, Fire Fox ve Yaani, Yandex gibi tarayıcıları kullanın.

Uygulama kullanım alışkanlıklarınızı rutin bir hale getirirken değişim ve alternatif kullanım huyunuzu da buna dahil edin. Değişimi ve yenilikleri benimsemeyi de rutin hayatınıza dahil edin.

*Sırf kullanmak zorunda hissettiklerinizden sıyrılın. İki şeyi unutmamanızı tavsiye ediyoruz. Birincisi; sürekli bilip, kullandığınız her şeyin aslında farklı niteliklerde hizmet sunan alternatifleri var. İkincisi ise hayatınız uygulamalardan ve teknolojiden ibaret değil. Bunların yerine doğal, insancıl etkinlikleri koyabiliyorsanız, işte o zaman yaşam kalitenize gerçekten mana kazandırmış olursunuz. Çünkü tüm bu uygulamalarda yapımcıya bağımlılık vardır. Ama sizin yaptıklarınız, bağımsız ve size özgüdür. Bu yüzden uygulamalara değil, sağladıkları faydaya odaklanın.

Kaygı Bozukluğu

Kaygı Bozukluğu İçin Altın Öneriler

Kaygı bozukluğu, mevcut durumda hissedilen korku ve endişenin daha üst düzeyde, gerginlik ve korku halidir. Bu duygulara bağlı verilen bilinçsiz tepkiler ile görülen, alt türleri bulunan psikolojik rahatsızlıktır. Uzun süreli endişe, zamanla fiziki tepki şeklinde kendini gösterir. Yüksek veya düşük tansiyon, yüksek nabız, aşırı ve ani terleme, nefes alışverişinde düzensizlik ve hızlı alıp verme, nefes darlığı, mide ve bağırsak kasılmaları gibi belirtiler kaygı bozukluğu rahatsızlığında sıkça görülen fiziksel tepkilerdir.

Düzenli, etkili ve sabırlı psikoterapi sayesinde çözülmesi mümkün rahatsızlıktır. Yeryüzündeki neredeyse her on insandan ikisinde görülen olağan psikolojik rahatsızlıktır.

Altın öneri niteliğindeki bu tavsiyeler ile hem kaygı bozukluğu, hem de panik bozukluğu, fobi, anksiyete bozukluğu gibi rahatsızlıkların giderilmesi mümkündür.

Meditasyon

Meditasyon sayesinde beyin dalgalarını yönetip gevşemek, stresi yönetmek, öfke kontrolünü sağlamak ve kriz anlarında kontrol altında kalabilmek mümkündür. Birçok ruhsal, nefsani ve fiziki rahatsızlığa faydalı olan meditasyon, yaşam kalitesi artırmaya yönelik etkili yöntemlerdendir. Kaygı bozukluğu için de etkili yöntemlerdendir. Doğru nefes teknikleri sayesinde panik bozukluğu kesin çözülebilir.

Yoga

Zihinsel ve bedensel çalışma ile kontrolün özbenliğimizde olmasını sağlayan öğretilerden biri de yogadır. Yoga, kaygı bozukluğu tedavisinde %30 oranında azaltıcı etkiye sahiptir.

Yazmak ile Kaleme Alıp Notlar Edinmek

Küçük bir ajandaya günlük notlar almak, günce yazmak veya blog kaleme almak gibi küçük yazım etkinlikleri ruhsal, bedensel ve zihinsel büyük fayda sağlamaktadır. Hislerin olumlu/olumsuz hallerini, bu duyguların ne denli tekrarlandığı oluşturulan yazı etkinlikleriyle tespit edilmesi mümkündür. Yazı yazmak, kişinin kendisinin ve özbenliğinin farkında olmasını sağlar. Zihin etkinliklerini güçlendirir.

Minik Ülküler

Kaygı bozukluğu içerisine düşen, panik bozukluğu olan kişilere önerilebilecek en önemli tavsiyedir ülkü. Kişi, kendisini kötü ve halsiz hissettiği etkinlikleri planlayıp, küçük hedeflere bölmesi gerekir. Odağında ise minik bir ülkü belirlemek yeterli olacaktır. Misal verecek olursak; toplu taşıma ile yolculuk etmek istemiyor, çekiniyor ve panik geçiriyorsunuz. Küçük bir hedef belirlemeniz, yalnızca bir durak gitmeyi planlamanız ve gerçekleştirmeniz yeterli olacaktır. Bu hedefe ulaştığınızda ise hedefleri birer kademe daha genişletmeli ve azimle uygulamalısınız.

Hobi Edinme

Unutmayın! Sevdiğiniz işi bile iş olarak yaptığınızda bir süre sonra sizleri yormakta, sıkmakta ve aşırı iş kolik iseniz tükenmişlik sendromu sizi yakalayabilmektedir. Fakat aynı işi hobi olarak yaptığınızda yorulma, bunalma durumu yok denecek kadar azdır. Kişiyi en çok yoran şey, yapmak zorunda kaldığı şeylerdir. Bu ve benzer işleri yönetebileceğiniz hobiler edinmek ise hem yaşam kalitesini artırır, hem de kaygı bozuklu sorununu çözer. Yapmak zorunda kaldığınız işleri başarıya ulaştırmanıza yardımcı olur. Gündelik hayatın dışında yaratıcılığınızı geliştirebileceğiniz hobiler edinmeye çalışın. Zihinsel bir şeylerle meşgul olmak, kaygıları unutturur. Kaygılarla da hayatın devam edebildiğini görebilirsiniz.

Kaygı bozukluğu size stres yaratmasın. Stres ile baş etmenin 6 temel ve basit unsuru.

Duygusal Zekâ Önemli mi?

Duygusal Zekâ Önemli mi?

Duygusal zeka denilen şey nedir, neden önemlidir?

Duygusal zekâ, diğer tabiriyle (EQ) entelektüel yetenek denilen kavram, sıkça duyulan terimler arasındadır. Psikoloji, kişisel gelişim, ruhsal sağlık vb. alanlarda ve özellikle de 90’ların sonrasında oldukça popülerlik kazanmıştır. Günümüz aydınları ve toplumları için gündem bugünlerde oluşturmuyor olsa da önemini hâlâ koruyan konulardandır.

Sosyal bilimler alanında çok nadir yeni kavram üretimi söz konusudur. Daha çok var olan kavramların farklı şekillerde ifade edilişi, yeni bir kavram algısıyla sunulur. Duygusal Zekâ da yeni şişesinde sunulan eski bir şarap misalidir.

Tayfun Doğan (Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi)

1920 yılında Thorndike, “Sosyal Zekâ” kavramını ileri sürerek, insanları anlama ve onlarla ilişkide ustaca davranma becerisi olarak nitelendirme yapmıştır. Sosyal zeka olarak tanımlansa da ölçümü ve akademik zekadan farklılığı henüz tartışma konusudur. Dolayısıyla da her 25 – 30 yılda bir gündeme gelen konudur. 1990’ların sonunda ise bu kavrama bir de “Duygusal Zekâ” kavramı eklenmiştir.

Duygusal Zeka Üzerine Araştırma

Peter Salovey ve John Mayer, bu konu ve kavram üzerine araştırmalar yapmış ve neticede ise duygusal zeka kavramını şu şekilde ifade etmiştir;

Kişinin, kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren sosyal zekânın bir alt kümesidir

Peter Salovey ve John Mayer

Duygusal Zeka Üzerine Yazılan Kitaplar

1995 yılında bu kavramın popülerlik kazanması üzerine birçok kitap kaleme alınmaya başladı. “Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemlidir?” adlı kitabın yazarı Daniel Goleman da bunların ilklerinden idi. Ayrıca Time Dergisinin kapak konusu olmayı da başarmıştır. Yazar D. Goleman için duygusal zeka, çok boyutlu bir kavramdır. Kendisini hareketlendirebilme, aksiliklere karşın yola devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek tatmin duygusunu erteleyebilme ve ruh halini düzelte bilme bileşenidir. Bu bileşen aynı zamanda bünyesinde sıkıntıların düşünülmesini engelleme haline izin verme ve verememe, empati kurabilme, umutlu olabilme gibi durumlara da sahiptir.

Peki, Yaşam Kalitesi İçin Duygusal Zeka Neden Önemlidir?

İnsanın olumlu ve olumsuz bütün davranışlarıyla alakalı olan bu zeka türü, aslen psikoloji literatüründe bir zeka türü olarak kabul görmez, gördüğü belirtilse de tartışma konusudur. Fakat sorun literatürde yer alıp almaması değildir. Yukarıda dile getirilenlerin insan ve toplum hayatındaki yerini ve önemini anlamak için dahi bir kişiliğe sahip olmaya gerek yoktur.

Birçok araştırma gösteriyor ki, mutluluk, yaşam kalitesi, evlilik doyumu, iş tatmini, sosyal ilişkiler, fiziki ve psikolojik sağlık, olumlu-olumsuz ilişkiler duygusal zekanın ortaya koyduğu unsurlardır. Aynı zamanda stres, anti-sosyal davranışlar, kötümserlik ve kaygı, umutsuzluk, saldırgan tutum, yalnızlık hissi, depresyon ve anarşist bakış açısı yine duygusal zeka ile ilişkilidir. Bireylerin yaşam kalitesini ileri, orta ve geri olarak etkileyen unsurlardan biriside bireyin duygusal zekasıdır.

Duygusal Zekası Yüksek Birey Özellikleri

Hissi zeka da denilen bu niteliği yüksek olan bireylerin özellikleri incelendiğinde yaşam kalitesini doğrudan etkilen birçok unsur ve davranış gözlemlenebilmektedir.

  • Olumlu olan duyguları normal bireylere göre daha fazla yaşıyor ve daha mutlu hissediyorlar.
  • İlişkileri kaliteli ve doyurucu yapıdadır.
  • Günlük sıkıntı ve stres ile mücadelede daha başarılıdırlar.
  • Alkol, sigara ve uyuşturucu gibi bağımlılıkları yok veya neredeyse yok seviyesindedir.
  • Anksiyete, depresyon, buhran, bunalım gibi duygu bozuklukları nadiren yaşamaktalar.
  • Fizikî sağlıkları iyi durumda ve kendilerine bakmaktadırlar.
  • Davranışları gözlemlendiğinde sağlıklı davranışlar sergilemektedirler.
  • İş ile evlilik hayatı arasındaki bağlantıyı iyi kurmuş, doyumu sağlayabilmişlerdir.
  • Salgırgan, anti-sosyal davranışları çok az göstermektedirler.
  • Az yalnız ve azami umutsuzluk duygusu hissetmektedirler.

Yaşam Kalitesini Olumlu Etkilemesine Yönelik Hissi Zeka

Bilimsel ve akademik düzeyde hissi zekanın gelişimi, yaşam kalitesine yükseltici etkileri üzerine pek elle tutulabilir araştırma yapılmamıştır. Buna rağmen kişisel gelişim uzmanları, birey yaşam düzenleyicileri, psikoloji uzmanları ve rehberler birtakım tavsiyelerde bulunmaktadır.

Öncelikle bu zeka türünün varlığı ve gelişimi konusunda birey ve aile fertlerinin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Okullarda ve eğitim kurumlarında ülke bazında ne kadar pek önemsenmese de bizler, birey olarak bu bilinci kazandırmalıyız. Aile ebeveyn ve üyelerinin çocuklara ve çevreye olan yaklaşımı yaşam kalitesi ve doğrudan duygusal zeka gelişimi açısından önemlidir. Olumlu ve olumsuz etkileyebilmektedir. Herhangi bir tavır ve davranış, ciddi manada bireyin hissi zekasının gelişimini etkilemekte ve gelişim evresinin nasıl şekilleneceğini belirleyebilmektedir.

Peki, Çocuk ve Aile Üyelerinin Yaşam Kalitelerini Artırmaya Yönelik Duygusal Zekanın Geliştirilmesi İçin Ne Yapmak Gerekiyor?

  • Öncelikle aile bireyleri böyle bir kavramın varlığından haberdar edilmeli, durum ve olgusu üzerine bilinçlendirilmelidir.
  • Güçlü, azimli, kararlı, umutlu ve çalışkan bireyler yetiştirmenin yaşam kalitesine etkileri üzerine kapsamlı bilinç oluşturulmalı ve bu duygu hallerinin hissi zeka ile ilişkili olduğu konusunda bilgilendirme yapılmalıdır.

Öğretmenin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Hisler ve yaşam kalitesi üzerine yeterli araştırma yapması, doğru ve etkin bir bilince sahip olması önemlidir. Kendi, ailesi ve öğrencileri için doğru, etkin his yönetim programı oluşturmalı, kademeli olarak uygulamalıdır. Öğrenci ve kendi aile bireyleri ile olan ilişkilerde iyi gözlemler yapmalı, etkin notlar alarak birkaç ay sonra gözlem neticesinde değerlendirme yapmalıdır.

Öğrencinin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Bol miktarda yaşam kalitesi ve his yönetimi üzerine okumalı, kendi duygularını iyi değerlendirip, büyükleri ve öğretmenleriyle paylaşmalıdır. Her davranış ve duygu halini ölçümlemek ve çözümlemek için rehber öğretmenlerinden destek almalıdır. Her davranış ve düşüncenin yaşam kalitesini olumsuz/olumlu etkileyeceğinin bilincinde olmalıdır.

Aile Üyeleri ve Ebeveynlerin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Önce kendiniz. Aile büyükleri olarak anne ve babaların öncelikle kendi yaşam kalitelerini yükseltici davranış ve pratikler kazanması gerekiyor. Hissi zekanın gelişimi için gereken adımları tamamlaması ve çocuklarının da bu yolda ilerlemesini sağlaması önemlidir. Çocuklara çok sık tavsiye ve nasihat etmekten ziyade örnek davranış ve hayattan örnek yaşantısal durumlarla dersler verilmeli, akabinde deneyim kazandırılarak tavsiyede bulunulmalıdır.

Duygusal zekanızın ve yaşam kalitenizin yüksek, hislerinizin ve düşünceleriniz berrak olması umuduyla…

Deprem ve Yaşam Taktikleri

Deprem ve Yaşam Taktikleri

Deprem, dünyanın var oluşundan bu yana varlığını sürdüren doğal afetlerden birisidir. Yer hareketlerine deprem denilmektedir. Belli bir zamanı ve dönencesi olmayan, her an her yerde yakalayabilen doğal afetlerin en şiddetlisidir.

İstanbul ve Marmara bölgesi başta olmak üzere Kuzey Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde ve deprem kuşağında yer alan Türkiye, tarihte birçok kez depremden ciddi hasar görmüş, çok sayıda kayıplar vermiştir. İstanbulluların 17 Ağustos depreminden bu yana endişe içerisinde yaşadığı bilinen bir gerçektir.

Peki, deprem hayatı nasıl etkiliyor ve depreme karşı nasıl hazırlık yapılmalı ve yaşamak için neler gereklidir?

Deprem ve Yaşam Kalitesi

Yaşam Kalitesi, kuşkusuz 3 önemli unsurun yerine getirilmesinden sonra konuşulacak konudur. Emniyet, Barınma ve Doyma… Bu olmazsa olmaz üç unsur kuşkusuz yerine geldiğinde ancak yaşamın daha kaliteli oluşu üzerine konuşabiliriz. Deprem ise bu üç önemli unsuru ortadan kaldıran büyük felaketlerdendir. Bölgeye göre değişiklik gösterse de 6 üzeri şiddette bir deprem, ülkemizi gerçek manada büyük kayıplara sokacaktır. Deprem maddi ve manevi hasara neden olmakta, barınma ve emniyet ihtiyacını karşılamayı engellemektedir. Zaman içerisinde üretim ve dağıtım kanallarının çökmesiyle açlık baş gösterecek, doyma sorunu da toplumu saracaktır. Bu nedenle yaşam kalitesini olumsuz etkilemesi bir tarafa, adeta çökertip, ortadan kaldırır. Yalnızca yaşam olgusundan bahsettirir. Bu yüzden de depremin hayatımıza olan olumsuz etkilerini en aza indirmek gerekir.

Deprem Öncesi Ev İçi Güvenlik Tedbirleri

Depremlerde oluşan can ve mal kayıplarının büyük kısmı deprem anında ve sonrasında çıkan yangınlar, devrilen ağır eşyalar ve kötü hava şartlarıdır. Ayrıca sonrasında yaşanılan gasp, açlık, güvenlik sorunu ve hırsızlık gibi unsurlar da deprem kaynaklı ama birebir deprem anına olmayan kayıplardır. Bu yüzden öncesinde önlem almak gerekir.

Her An Depreme Hazır Olmak

  • Gece yatman evvel doğalgaz musluklarını ve tüplerin emniyetini kapatın.
  • Elektronik alet ve cihazları olabildiğine prizde takılı bırakmayın.
  • Kilitli kapılar sarsıntı esnasında sıkışır. Açılması güçleşir. Ev içerisindeki oda kapılarını asla kilitlemeyin. Çocuklar uyurken onların kapı kilitlemesine de müsaade etmeyin.
  • Duvara dayalı olan büyük ve ağır eşyaları duvara monte ettirin. Dolap, çalışma masası vb. eşyaların deprem esnasında devrilmeyecek durumda olduğundan emin olun. Çünkü devrilmesi ile hem size zarar verebilir, hem de deprem sonrası hareket alanınızı kısıtlar.
  • Elbise dolapları, buzdolabı ve benzer eşyalar deprem esnasında tehlike oluşturur. Bunlar hem devrilebilir, hem de kayıp size veya başka eşyalara kayabilir. Bunların yerlerine sabitlenmesi uygun olacaktır. Sabitlemeye özen gösterin.
  • Yatak kenarı ve yakınlarında devrilebilecek dolap bulundurmayın.
  • Duvarlara büyük ölçekte düşünce hasar verebilecek resim ve eşyalar asmayın. Asılacaksa da sabitleyin.

Tatbikat Tatbik Et!

  • Deprem için alınabilecek önlemler arasında en önemlisi ev sakinlerinin deprem anında ve sonrasında nasıl davranacağı, bu bilince sahip olmasıdır. Ev, depreme karşı güvenli hale getirildikten sonra deprem esnası ve sonrası yapılacaklar hakkında ev sakinleri bilinçlendirilmelidir. Aralıklı olarak ebeveyn ve çocukların deprem tatbikatı yapması önemlidir. Ayrıca profesyonel toplu deprem tatbikatlarına da katılım gösterilmelidir.
  • Tatbikat öncesi plan yapılmalı, aile bireyleriyle konuşulup karar verilmelidir.
  • Deprem hissedildiği anda nasıl toplanılacağı, nereden çıkılacağı vb. durumlar kararlaştırılacak ve tatbik edilecek şekilde bilinç oluşturulmalı, eğitim verilmelidir.
  • Depremin her an olabilme ihtimali göz önünde bulundurulmalı, sizi ve sevdiklerinizi uyku, yemek, okul-iş hazırlığı, otobüs, yolculuk, banyo, duş, hela, çalışma vb. anlarda yakalayabileceği unutulmamalıdır. Tüm bu unsurlara uygun bilinçli planlama yapılmalı, tatbikat uygulanmalıdır.
  • Deprem esnasında korunabilecek güvenli alan belirlenmelidir. Sağlam bir divan, koltuk, ağır eşya vb. eşya yanları olabilir. Yangına neden olabilecek ocak gibi eşyalardan, asılı duran ayna gibi aydınlatıcı eşyalardan ve pencere önlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır.
  • Deprem sonrası ise ev ivedi olarak boşaltılmalıdır. Tüm bireyler bu bilince sahip olmalıdır. Arka, yangın kapıları iyi belirlenmelidir. Bu alanlarda düşüp, yol kapatabilecek eşyalar bulundurulmamalıdır.
  • Küçük çocuklar özellikle deprem anında koşmaması, cam ve kapıya doğru yeltenmemesi konusunda iyi eğitilmeli, bilinçlendirilmelidir. Sıkça bu hususta tembih verilmelidir.

Deprem Çantanız Hazır Mı?

Deprem sonrası muhakkak alınacak bir deprem çantanız olmalıdır. Çanta hazırlamak gerekiyor. Çünkü evin her zaman güvenli bir yer olmayacağı bilinen bir gerçektir. Deprem çantanız kolay ulaşılabilir bir yerde, hazır ve güncel olmalıdır.

Deprem Çantasında Yer Alacak Malzemeler

  • Su (Ayda bir veya iki defa değişip, güncellenmesi gerekir.),
  • Yedek pil ve radyo,
  • Enerji veren, protein bakımında güçlü ve çabuk bozulmayacak hazır yiyecekler,
  • Yedek pilleriyle beraber fener,
  • İlk yardım çantası ve gerekli materyalleri,
  • Kişisel reçeteli ilaçlar,
  • Birer kat kıyafet,
  • Çocuk ve bebek varsa onlar için eşyalar,
  • Bir miktar nakit para (Kağıt ve Bozukluk),
  • Çok amaçlı bir çakı,
  • Düdük,
  • Kalem ve kağıt,
  • İçerisinde önemli irtibat numaralarının ve iletişim kurulacak kişilerin bilgilerinin, önemli belgelerin kopyalarının yer aldığı su geçirmez dosya,

Ayrıca havayı da dikkate almak gerekiyor. Soğuk olabilir. Her aile ferdi için kazak, mont gibi kıyafetler, çorap ve ayakkabı da koymak gerekir. Çocuğunuz varsa onu oyalamak için oyuncak da koyabilirsiniz.

Çantanız muhakkak evin çıkış istikametinde ve yakınlarında hazır halde olmalıdır. Asla yeri değiştirilmemeli, her zaman sabit aynı yerinde olmalıdır. Çünkü kişi o dehşet verici felaket anında şok geçirebilir, bazı şeyleri unutabilir, hatırlamakta zorluk çekebilir. Fakat yeri sabit olan birçok şeyi hatırlamak, bulmak kolay olacaktır.

En önemlisi ise bu çantayı kimin alacağıdır. Kesinlikle aile üyeleri çantanın kim tarafından alınacağı konusunda kararlaşmış olması gerekir. O hengamede “sen al, ben alayım, sen aldın sandım…” gibi pişmanlık dolu sözler işitmek istemezsiniz.

Zelzele Anında

Önlemleri aldık, sonrada zelzele esnasında yapılması gerekenler iyi bilinmelidir. Sarsıntı birkaç saniye içerisinde meydana gelen yer sarsıntısı olacaktır. Hissedildiği an itibarıyla muhakkak sakin kalınmalı, telaşa kapılmadan planlandığı şekilde davranılmalıdır.

Güvenli bölgelerden en yakınına geçip, çömelin ve ensenizi koruyacak biçimde kapanıp bir yere tutunun. Sağlam bir eşya yanına geçmeye özen gösterin. Diğer aile üyelerine müdahale etmeyip, sakin biçimde onları da yönlendirin. Sarsıntı bitene kadar yerinizden kımıldamayın. Asansör, balkon ve merdivenler zelzele esnasında en tehlikeli bölgelerdir. Bu alanlarda iken sarsıntıya yakalandıysanız ivedi olarak güvenli bölgelere, mümkün değilse duvar kısımlarına doğru geçin.

Yaşam Üçgeni Oluşturma

Zelzele geldiğinde, yer sarsılıp etraf buğulu bir hal aldığında sizi kurtarmaya yardımcı durum, o esnada “Yaşam Üçgeni” oluşturmanızdır. Yataklık altı ve masa yerine ağırlık merkezi daha çok yere yakın çelik dolapları, uzun boylu iseniz yana devirin. Para kasası, çamaşır makinesi vb. eşya yanına yatın ve cenin pozisyonuna girin.

Unutulmamalı: Bu cisim ve eşyalar büyük bir yıkımda ezilir ve parçalanır. Ama yok olmaz. Yanlarında oluşturacağınız yaşam üçgeni ile hayatta kalma şansınız fazladır.

Hayatın ve Türkiye’nin Gerçekleri

Her şeyden önce hayatın bir gerçeği var. O da hayatın fani olması, ne denli önlem alınsa da afetlerde kurtulma durumu yaratıcının taktiri. Bu yüzden önlem alıp, tefekkür etmek gerekir. Tek düze hazırlıksız yakalanmak da gerekir. Afetler için sunulan öneriler hayatta kalma ve daha az hasarlar afetten kurtulmaya yöneliktir. Bu yüzden hayatın gerçeklerini de unutmamak gerekir.

Türkiye, deprem kuşağında yer almasına ve 17 Ağustos, Erzincan, Erzurum, Van gibi birçok afeti geçirmiş ve çok sayıda kayıp vermiş olmasına rağmen ne yazık ki imar, inşaat ve alt yapı bakımında tedbir almış ve afetlere hazırlıklı ülke değildir. Bu yüzden binalar, yollar ve yapılar sağlam değil, afet esnasında ve sonrasında toplum nasıl davranacağı hususunda bilinçli değildir. Dahası refah durumundan dolayı bir bölgede felaket olduğunda göçüp farklı diyara gitmek olanaksızdır. Felaket sonrası teminatlar da yetersizdir. Bu yüzden tüm önlemleri bu durumlar göz önünde bulundurarak yapmak gerekir.

Her türlü afet ve felakete karşı bizleri ve ülkemizi yaratıcının koruması dileğiyle…

Dünyevileşme Hastalığı

Dünya Sevgisi (Dünyevilik) Hastalığı

Dünya, diğer bir tabiriyle küre-i Arz, biz ve diğer canlıların yaşamını sürdürdüğü, büyüleyici doğal güzelliklere sahip gezegendir. Birey ve toplum refahı, sağlığı ve kaliteli yaşamı için dünyanın önemi büyüktür.

Birçok sağlıklı ve mutlu yaşam platformunda, kişisel gelişim kitaplarında “Kendini ve Dünyayı Sev” ibaresini ve vurgusunu görmek mümkündür. Ancak biz, kaliteli yaşamanız için farklı bir bakış açısı sizlere sunuyor, öneriyoruz. Dünyayı sevin demiyoruz. Sevmeyin de demiyoruz. Hele dünya ve dünya nimetlerinden nefret edin, elinizin tersiyle bir kenara itin ASLA demiyoruz. Çünkü insan yaşadığı ve faydalandığı hiç bir şeye nankörlük etmemelidir ki, dünya yaşadığımız yer ve nefret duymak nankörlük olacaktır. Kişinin iç dünyasında ise nefret ve kim sağlıksızlık göstergesidir. Kişiyi mutsuzluğa ve kalitesiz bir hayata sürükler.

Peki iyi ama dünya ile olan münasebetimiz nasıl olmalı? Dünya sevgisi hastalığı, diğer deyişle Dünvelişmek ne demek?

Dünya, son demine kadar insanoğlu için mekan, barınak ve rızıklanma yeri olarak tayin edilmiştir. Nimetleri ise dünyanın süsü ve cazibeleridir. Dünya sözcüğü, “yakın olmak, en yakın” gibi anlamlara gelen Arapça kökenli sözcüktür. Geldiğimiz yeri ve gideceğimiz sonu unutup, aşırı ebedi hayatmış gibi dünyaya aşk duyup bağlanmak gibi bir hastalık ise günümüzün en büyük hastalıklarından birisidir. Öyle ki, bu hastalığa tutulanlar kârda, olmayanlar zararda gibi bir algı operasyonu da vardır. Tıpkı uyuşturucu gibi çeşitli maddeler bir şekilde satıcı ve torbacısı tarafından cazip gösterilmektedir. En masum roman kitaplarından kişisel gelişim kitaplarına kadar bu hastalığa yakalayıcı unsur söz konusudur.

Dünyevileşme Hastalığı

Bireysel olarak farkında olmadığımız birçok hastalık günden güne bizleri yiyip, kemirmektedir. Dünyevileşme hastalığı da bunlardan birisidir. Dünyevileşme Hastalığı, birey ve toplumun aşırı biçimde dünyaya ve dünya nimetlerine, süslerine sevgi duymasını, bağlanmasını, kendisini adeta dünyaya ait ebedi bir sahip gibi görmesi, tüm haz ve lezzetleri dünyada araması ve dünyayı ölümsüz varlık nidasıyla sömürmesidir. İlk başlarda gelen cezbedici haz ve huzur, aslında ilklerin ve keşfediciliğin verdiği hazdır. Dünyanın verdiği haz ve huzur değildir. Bu yanılgıyı zaman geçince, her şey tek düze ve sıkıcı bir hal alınca birey anlar. Yine çözümü dünyada arayıp, farklı nimetler deneyerek bu hastalığı bastırır.

Örnekleme

Örnek verecek olursak kişi hafif yanan bir ateşi söndürmek için daha fazla odun ateşe atar. İlk etapta ateş diner ve alevsizce hafif ısıyla keyif verici bir şekilde yanar. Ancak odunlar tutuşunca alevi daha da büyür, hatta etrafını yakma tehlikesi gösterir. İşte dünya sevgisi hastalığında da hastalığı gidermek için ateşe odun atmak aslında geçici haz verir. Akabinde ise daha çok ateşlendiği için bir türlü haz ve doyum bitmez. Odundan fayda göremeyince fındık kabuğu, ağaç yaprağı vb. atıp durur. Her biri geçici bir dindirme sağlar, fakat tutuşunca daha fazla büyür. Sonunda ise kişiyi yakıp, kavurur ve sonunu vahim kılar. Bu yüzden dünya sevgisi hastalığına yanıcı değil, söndürücü bir madde eklemek lazım. O da ateşten kuvvetli ve ateş cinsinden olmamalıdır. Su… Evet, su tüm kirlerin ve pisliklerin temizleyicisi olduğu gibi dünyada en kuvvetli ve olmazsa olmaz maddedir. Ateşlenmiş bir koru su ile söndürmek gerekecektir. Suyu ilk dökünce etki etmez ama alevi dindirir. Bu süreçte duman çıkıp, bireyi boğar ama ateşe biraz daha su atınca ateş söner ve bir süre çıkan dumanın ardından kor söndürülmüş, birey rahatlamış olacaktır.

İşte bireyin hayatı da böyledir. Su acı verir, dumana neden olup boğar ama esas çözüm ve sonunda ferahlatıcı bir hayat sunar. Siz de hayatınıza farklı hazlar katarak dünyevileşme hastalığında kurtulamazsınız. Su serpmek gerekir.

Su Serpmekten Maksat

Su tüm derlere deva, ateşi söndüren, kirleri temizleyen maddedir. Ancak suya da fazla aldanmamak gerekir. Çünkü bol su da ziyandır. Bu kez bireyi boğacaktır. Ateş sönünce suya aşk duymamak gerekir.

Üstatların ve bilgelerin dediği gibi, birey bir gemi gibidir. Su ise dünya. Gemi suyun üzerinde durduğu sürece yol alır. Ama olursa bir delik, bir hasar oluşur da gemi su alırsa, işte o zaman batar. Bu yüzden birey dünyayı içine, gönlüne ve hayatının her demine sokmamalıdır. Dünyayı sadece yolculuk diyarı olarak görmeli, ona bağlanmamalıdır.

Dünya Bir Otobüs (Yolvaslam) Misali

Dünya dediğimiz şey aslında bir otobüs gibidir. İnsanın bir varış noktası vardır. Otobüse biner ve hedefine varınca iner. Artık o otobüsün şekli, rahatlığı, hızı onun için önemli değildir. Evet, hep beraber şöylece düşünelim. Uzun bir yolculuk düşünün. Şehir içi otobüsleri gibi. Tıpkı Kocaeli-İzmit merkezinden İstanbul-Kartal’a giden şehir içi belediye otobüsü gibi. Mevcut duraktan otobüse bindiniz. Otobüs hareket ediyor ve her durakta birileri binip, birileri iniyor. Bu uzun yolculuğunuzu hayal edin. Diğer yolcular da sizin gibi, hedeflerine varmayı bekliyor. Bu sürede yeni yolcularla tanışıyor, muhabbet ediyorsunuz ve o yolcu, hedefine ulaşında otobüsü terk ediyor. Böyle bir yolculukta kimileri koltukları beğenip, sever ve kimileri otobüse aşk duyar. Kimisi boş boş yolu seyreder, kimisi bir kitap okur ve kimisi film izleyip müzik dinler. İşte tümünde bir amaç uğruna çaba vardır. Tüm bu amaçların ötesinde ise hedefe varmak vardır.

Dünya Sevgisi Olan Dünyevileşmiş Kişi

Şimdi bir kişi düşünün bu otobüste seyahat ediyor. Otobüse bindi ve yolcular kalabalık. Oturacak yer yok. Boş bir koltuk bulmanın derdinde. Sonra bir yolcu inmesi gereken durağa gelince kalkıp, indi. Bu koltuk bekleyen yolcu ise bunu fırsat bilip, boş koltuğa oturdu. Önce rahatlık ve huzur buldu. Ayaktakilerin derdini unuttu. Öyle ki, hasta ve yaşlıları da görmezden geldi. Sonra yeri ona rahatsızlık verdi. Çünkü ayaktaki yolcular ona çok yakın. Yaşlı adam ondan yer vermesini istercesine bakıyor. Adeta yalvarıyor. Bu yolcu diğer bir yolcunun inmesini de fırsat bilip, cam kenarına geçti ve taktı kulaklığı, açtı müziği, yumdu gözlerini. Yolculuk bir keyifli, anlatılamaz onun için. Diğer yolcular umrunda bile değil. Sonra koltuğu ve otobüsü sevdi. Yolculuk hoşuna gitti. Hedefi olan inmesi gereken bir durak var. Oradan nasıl olsa yine geçer düşüncesi ile kalkmak istemedi. Yolculuğa devam edip, bir sonraki durakta inerim dedi. Derken duraklar gelip geçti. Bu yolcu zamanla otobüse öyle alıştı ki, inmek istemez oldu. İneceği durağı da unuttu.

Nihai Son

Evet, o yolcu ve bizler kendi inmemiz gereken durakta inmesek de otobüs birgün son durağa varacaktır. Sonunda da öyle oldu ve otobüs durağa varıp, son durak dedi. İşte o an o yolcu bir şok geçirdi. Otobüs durdu. O inmek istemedi, çünkü inince yapacağı bir şey yok gibiydi. Gitmesi gereken ve yapması gerekenler burada değildi. Olsa bile artık çok geçti. Ama ne çare, otobüsün kapıları açıldı ve tüm yolcular indi. Sadece o kalmıştı, aniden bir sessizlik ve soğuma kapladı etrafı. Dışarısı buz gibiydi. O, sevdiği ve terk etmek istemediği otobüs ona buzlu gemi gibi olmuştu. Ondan kurtulmak istiyordu ama yapamıyordu.

Dünya Hastalığı Otobüs Örneği Açıklaması

İşte bu otobüs dünyadır. Varacak durağa sadece bir vasıta. Otobüse, içindekilere aşk ve bağlılık duyarsak son durağa varınca hüsrana uğrarız. Koltuğun ve otobüsün bir önemi olmamalı. Önemli olan bizlerin o otübüste doğru ve etkin bir hayat sürdürüp, ineceğimiz durağa kadar zamanı iyi derlendirmemizdir. Hedefe varınca da durakta otobüsten inip, ayrılmaktır.

O halde kaliteli bir yaşantı için dünyayı kullanın ama ona bağımlı olmayın. Aşırı dünya sevgisiyle hayatınızı doldurmayın. Dünya ve dünyanın hiç bir nimeti için üzülüp, ağlamayın. Var olan siz ve değerleriniz olmalı. Dünyevi hiç bir madde sizin için büyük bir değer ifade etmemelidir.