Yaşam Kalitesini Artıran Hint Filmleri

Yaşam Kalitesini Artıran Hint Filmleri

Yaşam kalitesini artıracak, hayata pozitif bakmanızı sağlayacak ve bakış açımızı değiştirecek en kaliteli hint filmlerini inceleyip, sizin için derledik. Tarifsiz bir mutluluğa sizi sevk eden, kimi zaman hüzünle beraber olağanüstü duygularla kalbinizi dolduran hint filmleriyle yaşam kalitenizi bir derece daha artırabilirsiniz.

Moraliniz mi bozuk, kendini iyi hisset cinsindeki hint filmlerinden birini aç ve izle, sana huzur verecektir.

Canım sıkılıyor, şöyle bir keyfimi yerine getirecek film olsa da izlesem ve tüm dert ve sıkıntılarımdan kurtulsam; beni alıp huzur diyarına götürse. Yok mu anti-depresan etkili bir film yahu?

Var tabi ki, olmaz mı? Senin derdine deva hint filmleri seni bekliyor.

Hint filmleri, çoğunlukla izleyicisine sosyal mesaj veren ve sıcak oyunculuklarıyla izleyicinin gönlünde taht kuran filmlerdir. Birçok izleyicinin beğenisini ve hayranlığını kazanmıştır. Her geçen gün daha da büyüyen ve daha fazla beğeni toplayan hint filmlerinin bazılarının insan yaşamına ve yaşam kalitesine olumlu etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Sizlere yaşam kalitesini artıran hint filmlerini listeledik.

Raess

Yapım Yılı: 2017

Oyuncu kadrosunda Shahrukh Khan, Mahira Khan ve Nawazuddin Siddiqui’nin bulunduğu 2017 yapımı Hindistan filmlerindendir. Aksiyon ve gerilim türünde merak uyandıran filmdir. 1980’lerin Hindistan’ını ve içki kaçakçılığını konu edinir. Yaşam kalitenize farklı bir bakış kazandıracaktır.

Fanaa

Yapım Yılı: 2006

Baş rollerde Aamir Khan ve Kajol‘un bulundupu gerilim ve dram türünde hint filmidir. Görme engelli Zooni ve Rehan adında tur rehberisin dokunaklı aşk öyküsü konu alınmıştır. İnanılmaz bir romantizm ve dramanın buluştuğu, Keşmir davası ve aşk ile askeri vatan görevinin konu alındığı ihtişamlı hint filmlerindendir. Hint filmi hiç izlememiş, izlemeyi sevmeyenlerin fikirlerini değiştirip, Hint filmlerine bağımlı yapabilecek filmlerdendir.

Jodhaa Akbar

Yapım Yılı: 2008

Aksiyon ve dram türünde başarılı Hint filmlerindendir. Baş rollerde Aishwarya Rai ve Hrithik Roshan oynamaktadır. 16. yy dönemini etkili bir şekilde ele alır. Babür Şahi Celaleddin Muhammet Akbar ve Hindu Rajput Prensesi Jodhaa arasındaki evlilik eksenli serüven ilerlemektedir. Keyifle, öz güvenle seyredebileceğiniz kaliteli filmlerdendir.

Bajrangi Bhaijaan

Yapım: 2015

Salman Khan, Harshaali Malhotra ve Kareena Kapoor‘un baş rollerde olduğu başarılı yapımlardan birisidir. Yaşam kalitenize bambaşka fayda sağlayacak, insani değerlerinize ve kültürel yapınıza ek katkı sağlayacaksınız.

Bahubali Serisi

Yapım: 2015

Baahubali, şuan 2 seriden oluşuyor ve 3. serisi ise bekleniyor. Mahishmathi Krallığı ekseninde geçen fantastik, macera, dram, savaş, tarih ve aksiyon dolu muazzam bir yapıt. Heyecan ve adrenalin hormonlarınızı gerek efekt, gerek oyunculuk, gerek kurgu ve gerekse ihtişamlı müzikleriyle doruğa çıkaracak hint filmidir.

Peekay (PK)

Yapım: 2014

Rajkumar Hirani‘nin en başarılı filmlerindendir. Baş rolde Aamir Khan, Anushka Sharma ve Sanjay Dutt oynuyor. Tanrılara, dinlere bakış açınızı değiştirecek ihtişamlı ve ciddi sosyal mesaj veren filmlerdendir.

Onu Sarıya Boya

Yapım Yılı: 2006

Etkili ve sürükleyici hint filmlerinden birisidir. Hayranlık uyandıracak müzikal komedi filmlerinin başında gelir. Üniversite öğrencilerinin Hindistan bağımsızlık mücadelesini konu edinmektedir.

Dangal

Yapım Yılı: 2016

Aamir Khan filmi olarak beğeni toplayan hint filmlerindendir. Defalarca izleyip, yine izlesem mi diyeceğiniz ve sizlere gerçekten bir şeyler katacak hint filmidir.

3 Aptal

Yapım Yılı: 2009

Keyifle, eğlenerek, gülerek ve aynı zamanda duygusal anlar yaşayarak seyredebileceğiniz, birçok alanda yeni şeyler öğrenebileceğiniz ve “Ben üniversitede iken de böyle idi” diyebileceğiniz bir film.

Her Çocuk Özeldir

Yapım Yılı: 2007

Efsanevi bir yapım diyebileceğimiz, sosyal mesaj ve eğitim sistemi üzerine konulu etkili filmlerdendir. Darsheel Safary‘n muhteşem performansı ile şekillenen, öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun hayatı, yaşadığı zorluklar konu edinmekte, bir öğretmen ve aile olarak neler yapmak, nasıl davranmak gerektiği üzerine önemli notlar barındırmaktadır.

Secret Süperstar

Yapım Yılı: 2017

İsteyince nelerin mümkün olduğunu görebilirsiniz. Toplumsal, ailevi baskı ve İslam toplumu ekseninde ne tür yanlış baskılar olduğunu göreceğiniz, nasıl bir mücadele ile başarıya ulaşılabileceği ancak bu film ile gösterilebilirdi.

Kaliteli Yaşa olarak daha listemize eklemediğimiz “Talaash, Deat Zındagı, Life of Pi, My Name is Khan, Lagaan, Barfi, Dil Chahta Hai, Drishyam” gibi nice yaşam kalitesine fayda sağlayacak hint filmi mevcuttur. Son dönemlerde asit satışı ve Hindistan’da asit yüzünden yüzü yananların sesini duyurmayı amaçlayan chhapaak filmi ve Saaho, Sevgili Zindagi gibi Hint Filmleri de benzer yapıda yaşam kalitesine artı katmaktadır.

Yaşam kalitenizi olumsuz etkileyebilecek yasaklanmış filmler hakkında bilgi almak için ayrıca “Yasaklı 10 Film” makalemize de bakabilirsiniz.

Her Gün Kendinize Söylemeniz Gereken 10 Cümle

Her Gün Kendinize Söylemeniz Gereken 10 Cümle

Günlük enerji akımınızı sürdürmek, motivasyon ihtiyacınızı karşılamak için her gün kendinize söylemeniz gereken önemli cümleler vardır.

Hedefe ulaşan ya da ulaşamayan bireyler arasındaki en önemli fark nedir sizce? Elbette ki başarıyı yakalayamayanların kendilerine inanmamasıdır. Bireysel özünüze olan inancınızı ve motivasyonunuzu artırmanız için her sabah aynaya bakın ve kendi öz benliğinizle muhabbet edin. Başarılı, mutlu, huzurlu dahası olmak istediğiniz her ne ise o yapıdaki birey için gereken sır, her gün kendinize söylemeniz gereken cümlelerde gizli.

1 – Bunun üstesinden gelebilirim.

Başarılı kişi başarısızlık planı yapmaz. Mutlu insan da mutsuzluk hesabı yapmaz. Bunun yerine karşısına çıkacak zorlukları düşünür, çözümler üretir. Yani kötü senaryoya kendisini hazırlar. Kendilerine ise sürekli “Her ne olursa olsun, ben bunun üstesinden gelebilirim.” der. Siz neden demiyorsunuz?

2 – Dünyadaki her şey senden daha akıllı – zeki olmayan kişilerce yapıldı.

Bu söz Apple – Mac kurucusu Steve Jobs’a ait, yada benzer bir tarzı idi. Sonuç olarak bu söz başarılı kişilerin ilham kaynağı olmuştur.

3 – Hata mı? Hata yoktur, sadece çıkarılması gereken dersler vardır.

Güçlü bireyler hata yapmaktan korkmaz. Hatalardan ders çıkarır. Yanlış bir şey mi yaptınız, hata mı yaptınız? Korkmayın ve yılmayın. Ancak aptallık da etmeyin, ders çıkarın. Kendinize bir hata yaptığınızda ki hata biz kullara, insanlara mahsus, kendi kendinize ders çıkarılacak olan ne, hatasız insan olmaz, diyin. Hata olarak değil, çıkarılması gereken önemli bir ders olarak görün.

4 – Bilmekten ziyade neleri bilmediğini öğrenmeye çalış.

Yeni şeyler öğrenmeyi kendinize huy edinin. Ama en önemlisi bilmediklerinizi öğrenmeye çalışın. Başarılı kişiler egoist gibi görünürler. Aslında onlar dışa ve öğrenmeye açıktırlar. Başarmak, ilerideki üstesinden gelebileceğimiz zayıflıklarımızın farkında olma durumudur aslında.

5 – Neden başladığını unutma

Bir işe başladığında süreç ne kadar uzun veya rampalı olursa olsun neden bu işe başladığını hiç bir zaman unutmamalısın. Bu, seni amacına sapmadan ulaştıran yegane unsurdur. Yapacaklarını neden yaptığını bil.

6 – Geçmiş geçti, iyi veya kötü. Geleceğimden ise ben sorumluyum.

Geçmiş başarılarınızı hatırlayın. Bu sizi gelecek için motive eder. Geçmiş başarısızlıklarınızı da iyi hatırlayın ki, bunlar size yeni dersler çıkarmanızı sağlar. Bu kapsamda başkalarının sizi etkilemesine izin vermeyin. Geleceğiniz sizin sorumluluğunuzda.

7 – İmkansız diye bir şey yoktur.

Hayaller için imkansız diye bir şey yoktur. Ne denli zor olursa olsun başarmak ve hayalleri gerçekleştirmek mümkündür. İnancınızı kaybetmemelisiniz. Ancak imkanların da geçici süre durgunlaşabileceğini, zorlaşacağını unutmamalısınız.

8 – Bugünün başarısını ne?

Haftanın her günü elle tutulur bir şey yapmak istiyorsunuz ki, başarmak isteyenler için bu gayet doğaldır, o durumda sabah evden çıkmadan kendinize bir soru sorun. Kendinizi olabilecek başarılara hazırlamalısınız. İşinizin en iyisini yapmalısınız. “Bu yüzden bugünün başarısı ne?” diye kendinize sorun.

Unutmayın! Başarı, takdir görmek değil, tatmin olmaktır. Yaptıklarınız sizi mutlu ediyorsa başarmışsınız demektir.

9 – Benim görevim bu değil, ama kimse umursamıyor.

Yaratılan hiç bir canlı – cansız varlık amaçsız ve başıboş değildir. Bizler ki, bu kainatın en üstün ve kıymetli varlıklarıyız. Bizler, en mühim işler için varız. Her insanın mutlak bir rolü var. Rolünü oynaması için sahnede sıra bekler. Sizlerde rolünüzün farkında olmalı, amacınızı bilmelisiniz. Dahası bu rolü hakkıyla en iyi şekilde oynamalısınız. Rolünüz başrol olmasa da, dünya sizi bilmese de siz rolünüzü en iyi şekilde yapacak ve size verdiği hazzı yaşayacaksınız.

10 – Kendimi başarı ile kıyaslamaktan vazgeçeceğim.

Yeryüzünde kaç insan varsa, bu zamana kadar kaç insan yaratılmış ise o kadar da farklı insan yapısı ve özelliği vardır. Çünkü her insan özeldir ve kendine özgüdür. Hiç biri birebir aynı olamaz ki, olması da beklenmemelidir. Her insanın farklı yetenekleri ve zayıf yönleri var. Gün sonu kendimizi kıyaslamamalı, başarı diye adlandırdıklarımız ile şartlı kıyaslamaya girmemeliyiz. İlla kıyaslama gerekiyorsa bu yalnızca kendimizle olmalı ve burada ise etik değerler, erdemlilik ilkeleri ön planda tutulmalıdır.

Bu farkındalık sizlere daha sağlıklı, kaliteli ve mutlu bir hayat sağlayacaktır.

Yasaklı 10 Film

Yaşam Kalitesini Düşüren Yasaklı 10 Film

Yaşam kalitemizi derinden etkileyen, düşmesine neden olan kuşkusuz yüzlerce film var. Birçoğu hala izlenebilir durumda olsa da yasaklanmış olanları da mevcuttur.

Hayatımızı ve ruh halimizi olumsuz etkileyen filmleri yasaklamak ne kadar caydırıcı olabilir?

Filmler artık insan hayatının en önemli unsurları arasındadır. Kimisi yaşam kalitemize ek katkı sağlarken kimisi de ciddi zararlar verebilmektedir. İzleyen kişinin psikoloji ve ruhsal döngüsünü gerçekten olumsuz etkilediği ispatlanmış ve dünya genelinde birçok ülke yönetimi tarafından yasaklanmış 10 filmi sizler için derledik. Birçok uzman bu filmlerin kesinlikle yaş grubu ne olursa olsun izlenmemesi gerektiğini savunmaktadır. Gerçi böyle bir açıklamadan sonra biliyoruz ki bazılarımız iyice meraklanıp, bu filmleri arama derdine düşecektir. Kesinlikle tavsiye etmiyoruz.

Bu filmlerin birçoğu izleyici ile buluşmadan yasaklanmıştır. Ancak bazı ülkelerde normal olarak da karşılandığı biliniyor. Şiddet sahneleri, bireylerde ciddi hasara neden oluyor, gerçek hayatta ölüm, cinayet ve intihara neden olabiliyor. Fakat yine de birçok tepki ve uyarıya rağmen izlemeye devam etmiş, festivalde ödüle layık görülmüş filmler de bulunuyor.

Clockwork Orange – Otomatik Portakal

Otomatik Portakal Filmi

Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filminin yönetmeni “Stanley Kubrick” olup, 1971 yılında çekilmiştir. Olay Britanya’da geçmektedir ve şiddet bağımlısı geçlerden oluşan çete etrafında olay örgüsü ilerlemektedir. Bu gençlerin etrafa saçtığı dehşet, korku ve şiddet işlenmiştir. Çekim sonrası yönetmen, ölümle tehdit edilmiş ve İngiltere’de 30 yıl boyunca yasaklanmıştır. 1995 yılında ise Türkiye’de gösterime girmiştir. Hala dünya genelinde Yasaklı 10 Film arasındadır.

Şeytan (The Exorcist)

“The Exorcist” isimli bir romandan uyarlama filmdir. Bu romanın yazarı William Peter Blatt’tır. 12 yaşındaki Regan isimli bir çocuğun garip tavır ve davranışları ailesinde şüphe uyandırır. Kızlarını doktora götürürler ve olaylar işte o an başlar. Tıbbi tedaviye yanıt vermez ve ciddi düzeyde şiddetli titreme geçirip, ilginç ürpertici sesler çıkarır. Hiç bir manası olmayan hareketler ve davranışlar sergiler. Son çare ise bir psikiyatri uzmanına göstermektir. Bu kişi psikiyatri Peder Merrin’dir. Sonunda ise kızın içine şeytan girdiği tespit edilir. Bu durumdan kurtulmanın yollarını aile aramaya başlar. Film, vizyona girer girmez Amerika’da kesilerek yayınlanmış, Finlandiya, Brezilya, Avustralya, Almanya, İngiltere, İzlanda, Şili, İrlanda, Norveç, Singapur, İsveç gibi daha birçok ülkede şiddet, korku, ürperten sahne dolayısıyla yasaklanmıştır.

Salo Ya Da Sodom’un 120 Günü ( Salò o le 120 giornate di Sodoma)

Pier Paolo Passolin, ölmeden önce bu filmi çekmiştir. Son filmidir. 1944 yılında Nazi Almanya’sının kontrolündeki Kuzey İtalya’da kurulmuş kısa ömürlü kukla devlet olan Faşist Salo Cumhuriyetinde olaylar cereyan eder. Kentin ileri gelenleri 9 kız ve 9 erkeği yakalayıp bir şatoya hapseder. Akabinde 4 yaşlı hayat kadınıyla bu genç köleleri bir çeşit fiziksel, ruhsal, cinsel işkence ve zulme maruz bırakır. İzleyenlerin ruhunu daraltan, psikolojik buhrana sokan zorlu sahneler mevcuttur. Bu yüzden İtalya, Finlandiya ve Almanya başta olmak üzere Yeni Zelanda, Norveç gibi birçok ülkede yasaklanmıştır. Ülkemizde ise 1992 yılında 11. Uluslararası Film Festivalinde ve akabinde 26. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde gösterime girmiştir.

Yamyam İşkencesi (Cannibal Holocaust) (Yasaklı 10 Film İçinde Lider)

Ahlaki değerlere uygun olmayan görüntü içerdiği için film kapağı puslu olarak gösterilmiştir.

En vahşi ve uygunsuz filmler arasında gösterilen, yasaklı 10 film içerisinde başı çeken filmlerden birisi de “Yamyam İşkencesi” isimli filmdir. Bir grup bilim insanı belgesel çekimi için Amazonlara gider. Amazonlarda yaşayan yerli kabilelere seyahat düzenler. Bu süreç içerisinde ise bilim insanlarının başından birtakım olaylar geçer. Film, bu olayları konu edinmiştir. Filmde yer alan ölüm sahneleri gerçeği adeta yansıtmaktadır ki, birçok iddia bu görüntülerin gerçek olduğu yönündedir. Bu gerekçe ile 18 ülke filmi tamamen yasaklamış, gösterimine dahi izin vermemiştir.

Bir Sırp Filmi (A Srpski Film)

Milos isimli emekli film yıldızı 5 yıldır mesleğini bırakmış ve başka bir meslek de edinememişti. Eşi ve oğlu ile yaşamaktaydı. Yaşam kalitesi ve huzuru da gayet yerinde idi. Eski iş arkadaşı olan Lejla, onu eski günlere döndürmeyi amaçlıyor ve birtakım tekliflerde bulunmak üzere birden çıkagelmişti. Öyle ilginç teklifti ki, Milos ailesinin geleceğini garanti altına almak için ideal bir teklif gibiydi. İyi ücret söz konusuydu ama aynı zamanda gizemlerle doluydu. Küçük çocuklara yapılan işkenceyi konu alan film, izleyicisine zor anlar yaşatmaktadır. Sinemada ciddi ağır eleştiriler almıştır. Çoğu ülkede yasaklanmıştır. Yaşam kalitenizi olumsuz etkileyen görüntüler mevcuttur.

İnsan Kırkayak Serisi (The Human Centipede)

İnsan Kırkayak, 3 ayrı seriden oluşmaktadır. Filmin anafikri insanları toplu bir yerde hapseden psikolojik olarak sorunlu kişiler üzerinedir. Bu kişiler, yakaladıkları kişileri kırkayak yapıp öldürmektedir. Yüksek oranda şiddet içeren korku dolu sahnelere sahip filmlerdendir. Dünyanın neredeyse her yerinde, her ülkesinde yasaklıdır. Durum böyle olunca film yönetmeni açıklama yapmak zorunda kalmış; “Bunlar kurgu, gerçek değil. Bu ise bir sanattır. İnsanlara izlemek ya da izlememek gibi tercih şansı verilmelidir.” şeklinde konuşmuştur. Fakat sansür ve yasağa rağmen dönemin en çok seyredilen filmleri arasına girmiştir.

Pembe Flamingolar (Pink Flamingos)

1972 yapımı filmdir. Zihinsel engelli annesi Edie, hasta ruhlu oğlu Crackers ve yol arkadaşı Cotton ile beraber bir karavan içinde yaşayan şişman, moda sapkını suçlu Babs Johnson’un serüvenini konu alan filmdir. Gösterime girdiği an seyirciyi ikiye bölmüştür. Psikanalitik göndermeler yüzünden izlenmesi zor filmlerdendir. 1973 yılında bir gazete filmle ilgili olarak; “Tanrı bu filmi yapanları, böyle kaba, rezil bir karmaşa gösterdiği için affetsin. Dünyadaki izleyiciler de ebediyen minnettar kalsın” şeklinde açıklama yapmıştır.

İşkence (Snuff 102)

Gösterime girmeden yasaklanan filmlerin başında geliyor.

Ölümle Yüz Yüze Gelmek (Faces of Death)

Bu film bazı kısımlarda her film gibi kurgusal ölüm sahnesi içeriyor. Ancak hiç bir film sahnesinde olmayan gerçek manada görüntü ve olayları gerçek olan ölüm sahneleri de içermektedir. 46 ülkede yasaklanmıştır. 8 gerçek ölüm sahnesi mevcut, sinema tarihinin en sapkın filmlerinden birisidir.

Mezarına Tüküreceğim ( I Spit on Your Grave)

Bu film, 1978 yılında ilk vizyona girmiştir. Ancak bir fark oluşturarak 2010 yılında tekrar ikinci kez vizyona girmiştir. Dört kişi tarafından tecavüze uğrayan bir kadının intikamını konu almaktadır. Kadına şiddet teşviki söz konusu olup, bu gerekçe ile İskandinav ülkeleri başta olmak üzere İrlanda, Almanya ve Kanada gibi birçok ülkede yasaklanmıştır. En rahatsız edici tecavüz sahnesi unvanına sahip filmdir. Mezarına Tüküreceğim filmi de Yasaklı 10 Film arasındadır.

Uyarı: Ne kadar merak uyandırsa da yaşam kaliteniz için kesinlikle bu filmleri izlememelisiniz.

Ayrıca Engelli 10 Sinema Filmine karşın “Yaşam Kalitesini Arttıran 10 Sanatsal Film” makalemizi de inceleyebilirsiniz.

Dünyanın en büyük felaketlerinden koronavirüs

Coronavirüs (Koronavirüs) COVID-19 ve Yaşam Kalitemiz

Covid-19 veya Kovid-19 olarak bilinen Coronavirüs, Çin merkezli ortaya çıktıktan sonra çok hızlı bir şekilde dünyayı sardı. Salgın, binlerce insana bulaşıp, çok sayıda can almaya devam ediyor. Ülkeler salgını önlemek için birtakım önlemler alırken, Coronavirüs (Yeni Koronavirüs Hastalığı ) ve bu önlemler yaşam kalitemizi de bir şekilde etkiliyor. Kaliteli Yaşa olarak etraflıca Koronavirüs’ü, etkilerini, özellik ve son durumunu, yaşam kalitemize olan etkilerini ve de korunma yollarını elimizden geldiğinde ele aldık.

Coronavirüs – Koronavirüs, Korona Virüsü, Corona Virus, Covid-19, Kovid-19 vb. Yazımların Hangisi Doğru?

Öncelikle İngilizce kaynakların büyük çoğunluğunda terimsel olarak bir bütünlük bu salgın hastalık için oluşmuştur. Genel yaygın kullanım ise “Coronavirus” şeklindedir. Fakat Türkçe birçok haber, makale, sağlık bilgisi, paylaşım, duyuru ve yorum gibi türlerin birçoğunda ne yazık ki bir bütünlük henüz oluşmuş değil, aksine ciddi bir dağınıklık var. Bu yüzden öncelikle bu hastalık adının bir standarda oturtulması gerekiyor. TDK (Türk Dil Kurumu), TDD (Türk Dil Derneği), TDH (Türkçenin Diriliş Hareketi) gibi dilimizin gelişim ve varlığının devamını sağlama konusunda gayretli, başarılı oluşumlarımızın bu salgın hastalığın doğru yazım ve kullanımına dair bir öneri sunması, paylaşımda bulunması elzemdir.

Biz, kendimizce en doğru yazımı bir standarda oturtmak için 2 kullanımı tavsiye etmekteyiz. Dil konusunda uzman birimlerimizden gelen bildirim ışığında yeniden güncelleyeceğiz. Konunun önemine vurgu yapan “artanmajor” kullanıcı adlı EkşiSözlük üyemizin ele aldığı inceleme ve kullanım tavsiyesi de incelenerek bize göre;

  • Koronavirüs
  • Kovid-19 şeklinde olmalı ve bitişik yazılmalıdır. Öncelikle “Coronavirüs” yazımını kesinlikle doğru bulmuyoruz ki, Türkçe dilbilgisi ve yazım kurallarımızı uymayan bir kullanımdır. “C” ile yazıp, “K” sesi olarak okuma yapısı dilimizde mevcut değildir.

Koronavirüs (Kovid-19) Nedir?

Koronavirüs, daha önceki yıllarda tanımlanmış ve tespit edilmiş ama 2019 yılının Aralık ayında Çin Halk Cumhuriyeti‘nin Vuhan (Wuhan) isimli kentinde ilk görülüp, tüm dünyaya yayılan ve ciddi tehlike arz eden salgın, öldürücü hastalığın adıdır. Orta ve ileri düzeydeki belirtileri öksürük ve ateş; daha ağır vakalarda ise zatürre gibi birtakım hasar verici belirtileri söz konusu olup, solunum hastalığı, grip gibi rahatsızlıklar olarak görülür.

Koronavirüs Nasıl Yayılır?

Koronavirüs için aynı zamanda yeni koronavirüs de denilmektedir. Öncelikle bu hastalığın bulaşıcı olduğu ve ölümle sonuçlandığı bilinen bir gerçek. Bulaşma yolları ise kaynak kişinin (virüs taşıyan hasta) öksürmesi, hapşırması, temas etmesi, tükürüğü, burun akıntısıdır. Hızlı yayılım gösteren ve 14 – 21 gün arası kuluçka süresi bulunan virüs türüdür. Kirli eller ile göz, burun ve ağız bölgelerine dokunmak tehlike arz eder.

Koronavirüs Tanısı Tanı Konur?

Birçok üçüncü dünya ülkesinde ne yazık ki, Koronavirüs tanı testi yapılamamakta olup, elde edilen örnekler tanı yapabilen ülkelere gönderilmektedir. Tanı için gerekli moleküler testler ülkemizde mevcut olup, yalnızca Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında bu testler yapılmaktadır.

Koronavirüs En Temel Belirtileri Nelerdir?

En sık karşılaşılan belirtileri;

  • öksürük,
  • nefes darlığı,
  • ateş,
  • şiddetli zatürre,
  • ağır solunum yetmezliği,
  • böbrek yetmezliği,
  • aşırı halsizlik ve yorgunluk,
  • Grip,

Netice: Ölüm ile sonuçlanmaktadır.

En Çok Kimleri Etkilemektedir?

Elde edilen verilere göre ileri yaş grubu ve kronik (astım, diyabet, kalp hastalığı vb.) hastalığı bulunan bireyler risk grubu arasındadır. Birçok yaştan kişiye virüs bulaşsa da bu belirttiğimiz yaş grubunda ciddi boyut kazanmakta, hastalık ağır seviye ilerlemekte ve büyük olasılıkla ölümle sonuçlanmaktadır. İlk başlarda %10-15 oranında hastalık ağır seyretmekte, yayılımı orta düzeyde devam etmekte idi. Ancak Mart ayı itibarıyla ne yazık ki, yayılma ve bulaşma oranı büyük bir hız aldı, ölümler ise artış gösterdi. Dünya ülkelerinin birçoğu mecburi karantina ve birtakım önlemler almak, alarm durumu oluşturmak zorunda kaldı.

Koronavirüsten Korounma Yolları

Hastalığa yakalanmamak için yapılması gereken birkaç basit adım bulunuyor. Akut solunum yolu enfeksiyonunun bulaşmasını önlemek, riski azaltmak için öncelikli önlemler arasındadır. En temel uygulama adımı ise el, beden ve çevre temizliğidir. Ellerin en az 20 saniye boyunca yeterli oranda sabun ve suyla yıkanması gerekmektedir. Çok sık olmamakla beraber el antiseptiği, dezenfektanlar kullanılmalıdır.

Su olmadığı, bulunamadığı durumlarda ne yapılmalı?

Suyun bulunmadığı durumlarda ise alkol bazlı el antiseptiği ve ıslak mendil kullanılmalıdır. Antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek olmayıp, normal kalıp veya sıvı el sabunları yeterlidir.

  • Farklı cisimlerle temasta, bilgisayar ve telefon kullanımında, dışarı çıkıp, toplu mekanlarda bulunulduğunda eller iyice yıkanmadan asla ağız, burun ve gözlere dokundurulmamalı, yine yıkanmadan yemek yenilmemelidir.
  • Hastalık türü ne olursa olsun hasta bireylerle doğrudan temastan bu süreçte kaçınılmalıdır.
  • 1 metre, 3 adım sosyal mesafe kuralı korunmalıdır.
  • Hastane, eczane, cami, kafe, sinema vb. mekanlara uğradığınızda mutlaka ellerinizi ve yüzünüzü iyice yıkamalısınız.
  • Dışarı çıkarken maske ve eldiven kullanılmalıdır.
  • Öksürme, hapşırma, aksırma gibi durumlarda el ve burun tek kullanımlık kağıt mendil ile veya o an bulunamıyorsa dirsek içi ile kapatılmalıdır. Kalabalık mekanlara mümkün oldukça girilmemelidir.
  • Çiğ – az pişmiş hayvansal gıdalardan uzak durulmalı, tüketmekten kaçınılmalıdır.
  • Bağışıklığı kuvvetlendiren gıdalar ve bol sıvı tüketilmelidir.
  • Yemekler iyi pişmiş, iyi temizlenmiş ve doğal olmalıdır.

En Riskli Alanlar

Hastalığın bulaşması ve hızla yayılması için tehlikeli alanlar toplu faaliyet gösterilen mekanlar, kalabalık ortamlardır. Ancak en riskli alanlar çiftlikler, canlı hayvan pazarları, hayvan kesim yerleri, hayvan satış yerleridir.

  • Seyahatiniz uzun-kısa olsun, otobüs, gemi veya uçak fark etmeksizin sonrasında mutlaka 14 gün kuralını uygulamalısınız. Bu 14 gün içerisinde şayet solunum yolu semptomu olması durumunda maske takılmalı, en yakın sağlık kuruluşuna başvuru yapılmalıdır. Seyahat durumu, gidilen mekanlar doktora belirtilmelidir.

En Riskli Ülkeler

30 – 40 gün öncesine kadar en riskli ülkeler arasında Çin, Güney Kore, İran, Hong Kong (Çin Özerk Bölgesi), Japonya, İtalya, Singapur, Tayland idi. Ancak şuanda en riskli ülke diye bir ayrım ve liste yapmak manasızdır. Çünkü dünyanın büyük kısmını etkisi altına alan Koronavirüs, artık dışarıda her mekanı riskli hale getirmiştir. Gideceğiniz her ülke risk grubu arasındadır.

Uyarı!: 38 derece ve üzeri ateş, halsizlik, öksürük, nefes darlığı hissettiğiniz durumlarda ACİL sağlık kurumlarına başvuru yapınız (112 Acil Sağlık Hattı).

Türkiye’de Koronavirüsün Son Durumu

29 Mart 2020 itibarıyla Sağlık Bakanlığı’mızdan alınan verilere göre ülkemizde Koronavirüs yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 108’i bulmuştur.

Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu
Kaynak: https://covid19.saglik.gov.tr/

Koronavirüs ve Korunma Yolları

Koronavirüs ve Korunma Yolları

Salgının Tedavi Süreci

Öncelikle Koronavirüs bir bakteri değildir. Dolayısıyla antibiyotikler hiç bir işe yaramaz. Şuan ise bu virüsün tedavisinde etkin çözüm, yöntem ve aşı bulunmuyor. Temel tedavi ise semptomatik tedavidir. Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere dünya ülkelerinin büyük kısmı tedavi yöntemleri ve aşı hakkında çalışmaları sürdürüyor. Ama henüz net bir tarih ve sevindirici bilgi mevcut değildir.

Temel olarak tedavi süreci bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasıdır. Bu kapsamda ise kaliteli uyku, dengeli ve kaliteli beslenme, fiziksel etkinlik önem arz ediyor.

MedikalPark Tarafından Hazırlanmış Koronavirüs Hakkında Bilinmesi Gerekenler ve Korunma Yöntemleri Afişi:

Koronavirüse Karşı 14 Kural

Kaynak: Rastgelelik Arama Motoru

Koronavirüs Canlı Takip ve Durum Haritaları

Google, Bing vb. arama motorları başta olmak üzere birçok yazılım, örgüt ve oluşum canlı koronavirüs haritası üzerine yazılım geliştirmiş durumdadır. İstediğinizi inceleyerek koronavirüsün dünya çapındaki yayılım ve durum tablosunu takip edebilirsiniz.

En yaygın bilinen Koronavirüs Canlı Takip Sistemleri için tıklayın.

Koronavirüs ve Yaşam Kalitemiz

Sağlık açısından ciddi biçimde yaşam kalitemizi olumsuz etkilediği bir gerçektir. Fakat koronavirüs önleme maksatlı alınan birtakım tedbirler söz konusudur. Gerek ülke yönetimi, gerek işyerleri ve apartman, konut yönetimleri, gerek yerel yönetimler bazında alınan çeşitli önlemler var. Bu önlemler salgına karşı fayda sağlasa da yaşam kalitemizi farklı biçimde etkilemektedir. Faydalı olabilecek etkileri olduğu kadar zararlı etkileri de bulunuyor.

Salgın Önleyici Tedbirler

#EvdeKalTürkiye #HayatEveSığar şeklinde birçok kampanya yapılmakta ve evde kalmamız öğütlenmektedir. Salgını önlemek için büyük önem teşkil eden bu tedbire ek olarak Cami, Sinema, AVM vb. mekanların kapatılması da başlıca tedbirler arasında. Kesinlikle gerekli olan bu önlemler bireysel olarak bizleri bazı eylemlerden de uzak tutmakta ve sosyalleşme serüvenimizi olumsuz etkilemektedir.

Çok fazla detaya girmeden koronavirüsü ve alınan önlemler kapsamında yaşam kalitemizi olumsuz etkileyebilecek olası durumlar;

  • Sosyal çevrenin bozulması,
  • Bireysel buhran,
  • İşsizlik,
  • İmkanı dar olanlar için psikolojik sorunlar,
  • Kendini ifade edememe vb.

Aslında sorunlu bir hal almasına neden olduğumuzda yaşam kalitemizi gerçekten olumsuz etkilemektedir. Ancak bu sürecin verimli yönetilmesi, gerçek manada yaşam kalitemize fayda sağlayabilecektir. Peki ama nasıl?

Evde kalmanız aileniz ile bolca kaliteli vakit geçirmenize, kendinizi geliştirmenize, bireysel fayda bazında yeni birtakım şeyler üretebilmenize vesiledir. Bu zamanı iyi değerlendirmemiz durumunda gerçekten kaliteli yaşama adım atabiliriz. Dünyamız için zaten fayda sağladığı, bizlere doğal olarak daha kaliteli bir yaşam alanı oluşmasına sebep olduğu bir gerçek. Nasıl mı?

Fabrikaların çalışmaması, nehir ve akarsuların, çevre ve havanın kirletilmemesi, insanlarca işgal edilen doğal alanların terk edilmesi ile vahşi yaşamın tekrar can bulması, denizlerin ve diğer tabiat alanlarının temizlenmesi, yeniden kendisini toparlaması bulunmaz bir nimettir.

Kuşkusuz ekonomik olarak ciddi bir sarsıntı geçireceğimiz, işsizlik ve açlığın hat safhaya yükseleceği öngörülmekte ama yine de sağlıklı bir çevrenin düne göre daha fazla bizleri beklediği bilinen bir gerçek.

Yanlış Bilinen Bazı Gerçekler

Yaz gelince koronavirüs bitecek. Maalesef ki böyle bir durum kamu teorisinden başka bir şey değil. Uzmanlar, durumun yazın da devam edeceği, hatta farklı boyut kazanabileceğini belirtiyor.

Sokağa çıkma yasağı koronavirüsü engeller. Ne yazık ki, bu sadece yayılımı azaltıcı bir önlem. Koronavirüsü bitirmeye yetecek tedbir değil. Aşı ve farklı tedavi yöntemleri gerekiyor.

Salgın son safhalarda. Bunu belirtmek henüz çok zor. Belki de henüz daha başındayız. Çünkü artan sayı ve ölümler, hızlı yayılım durumu virüsün başlangıcını henüz tamamladığını, orta aşamaya başlamak üzere olduğunu gösteriyor. Orta aşamada ülke nüfuslarının %10’una ciddi etki edebilecek bir durum söz konusu. Son safhada olduğunu söylemek için ise iyileşen sayısının çok daha hızlı ve fazla olması, ölen sayısında durma veya azalma olması gerekiyor. Ama durum tam tersi. Ölenleri ve bulaşanların sayısı hızla artıyor, yaş ortalaması daha da genç bireylere inmektedir.

Virüsü Amerika bilerek geliştirip, Çin ekonomisini yok etmek için attı ve kontrolden çıktı. Safsata ve kamu öyküsü gibi duran bir söylenti diyebiliriz. Gerçekli payı olabilir veya olamaz. Önemli olan kimin, nasıl ve neden attığından ziyade şuan bu virüsün nasıl ortadan kaldırılacağı ve kontrol altına alınacağıdır. Sonraki safhada peşi bırakılmadan sorumlular bulunmalı ve gereken ders, ceza verilmelidir.

Amerika, virüsün aşısını buldu ama vermiyor. Böyle bir durum tespit edildiği anda Avrupa ve Çin başta olmak üzere gerekli yaptırımları yapmaz mı sizce? Dahası Amerika, öncelikle bu aşıyı kendi vatandaşlarına uygulamaz m? Ölüleri geri getiremeyeceğine göre, aşıyı şuan bulsa bile satmak ve pazarlamak daha mantıklı olmaz mı? Daha fazla nüfusun yok olmasını veya devlet düzenlerinin tamamen çökmesini mi bekliyor acaba?

Koronavirüs Nasıl Çıktı?

100’den fazla ülkeye yayılan salgının kökeni Koronavirüs ve merkezi Çin’in Vuhan kenti. Dünya genelinde bu salgından ölenlerin sayısı ise 4 bini çoktan geçti. Peki bu virüs ilk nerede, nasıl ortaya çıktı / çıkmış olabilir?

İlk Ne Zaman, Nerede Ortaya Çıktı / Görüldü?

Bugün tüm dünyada “Coronavirus” (Koronavirüs) olarak adlandırılan virüs, “2019-nCoV” olarak bilimde yer etmektedir. 11 Şubatta ise Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu virüse Covid-19 adını verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün Çin’deki hastalardan aldığı örnekleri test etmesi sonucunda “Koronavirüs” olduğu tespit edildi ve Vuhan’daki “Huanan Deniz Ürünleri Pazarı” kaynaklı olduğu tahmin edilmektedir. Resmi kaynaklar bu şekilde ifade etmektedir.

Bahse konu virüse yakalanan kişilerde virüsün 14 günlük kuluçka dönemi bulunuyor. Çinli bilim insanlarına göre bazı kişiler bu süreçte hastalığa tam yakalanmadan da salgını yaymaktadır.

Vuhan’daki Huanan Deniz Ürünleri Pazarındaki birçok deniz canlısında virüs bulunabilir olsa da pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi çeşitli canlılar da bulunuyor. Bu canlılardan herhangi birinin virüs kaynağı olması büyük bir ihtimal.

*Fransa, Türkiye, Yunanistan gibi birçok ülke vatandaşı, koronavirüsün doğal olmayıp, bir laboratuvarda birileri tarafından geliştirildiğini düşünmektedir.

Virüs Mutasyon Geçirir mi?

Son günlerde virüsün yayılma ve etki oranında ciddi bir hız görüldü. Bu da mutasyon geçirmiş olma durumunu doğrulamaktadır. Ama henüz net ve kesin bilimsel bir bildirim bulunmuyor.

Salgın Nasıl Durdurulabilir?

Şuan virüsün aşısı, ilacı veya gerçek manada tedavisi bulunmuyor. Dünya Sağlık Örgünü’ne göre de 8 – 12 ay sonrasına ancak aşı bulunabilir. Bu da kesin değil ve çalışmalar sürüyor. Bu durumda ise elde tek bir çözüm kalıyor. Oda hasta olan, virüs bulaşan kişileri olabildiğince hızlı tespit edip, karantinaya almak, yayılım hızını ve etki alanını düşürmek, hastaların bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, ölüm oranlarını en aza indirmektir.

Önleyici veya Giderici Aşının Bulunma İhtimali Var mı?

Bilim camiası var gücüyle aşı bulmak için çalışıyor. Adeta zamanla yarışıyorlar. Sağlık çalışanları ise dayanmak ve toplum sağlığını korumak için gece gündüz durmaksızın çalışmalarını sürdürüyor. Birtakım aşı ve ilaçlar geliştirilmeyi başaran bilim adamları insanlar üzerinde testlerin başarılı olabilmesi için hazırlıklar yapıyor ama yıl sonuna kadar ancak hazır olabileceğini belirtiyor. O döneme kadar ise salgının durdurulacağı, kontrol atına alınacağı veya biteceği meçhul. Ne kadar daha can alacağı, ne kadar geniş kitlelere yayılacağı muamma.

Şimdiden aşının bir an önce bulunmasını ümit, evde kalmanızı tavsiye ediyor, bu süreci kaliteli ve sağlıklı geçirmenizi diliyoruz.

Hayata Gülümseme

Hayata Gülümseme

Hayata gülümseme, gül!

Günde kaç kez gülümsüyorsunuz?

Sıradan geçen bir gününüzü düşünerek başlayalım. Hayatın her anı sayılarla dolu, değil mi? Gün saymakla başlıyor, adım sayıyor, para sayıyoruz. Kalori, saat, hesap, zaman derken saymakla bitiremiyoruz. Birçok şeyi sayıp, kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Peki hiç bir gün içerisinde kaç kez gülümsediğinizi saydınız mı? Bu, size mantıksız mı geliyor?

Yaş arttıkça gülümseme sayısında artış veya azalma gözlenebilir mi?

Yapılan bir araştırmaya uzanalım. Bu araştırma, çocukların günde ortalama 400 defa gülümsediğini ama “Mutlu” bir yetişkinin ise yalnızca 40 defa gülümsediğini gösteriyor. Sıradan bir yetişkin ise yaklaşık 20 defa gülümsüyor.

Çocuklar açık ara biz, yetişkinleri gülümseme konusunda geçmiş durumda. Ah bir bilseydik gülümsemenin ne kadar faydalı olduğunu ve bizlere neler yaptığını.

Gülümseme Neler Yapar? Gülümsemenin Etkileri

  • Kan basıncı gülümserken dengelenir.
  • Gülümseme esnasında ağrılar diner.
  • Strese birebirdir ve azaltıcı etkisi vardır.
  • Gülümseme, bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Sosyal ilişkilerin kuvvetlenmesinde büyük etkisi vardır.

Dünya insanları gülümseme ile ilgili güzel bir şey yapmış; “Dünya Gülümseme Günü“. Ekim ayının birinci Cuma günü kutlanan “Dünya Gülümseme Günü” Harvey Ball tarafından kutlanmaya başlanmış kutlu günlerden biri. Bu günü ilk kutlayan, insanlığa armağan eden Harvey Ball, aynı zamanda herkesin bildiği sarı emoji gülümseyen suratın da yaratıcı tasarımcısı. (Bunu da ek bilgi olarak sunalım.)

Gülümsemek bulaşıcı bir şeydir.

Atasözü

Yalnızca mutlu olduğunuz anlarda mı gülümsüyorsunuz?

Gülümsemek Üzerine Bazı Gerçekler

Kadınların gülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Genellikle kadınlar, erkeklere göre çok daha fazla gülümser. Fakat aynı iş yerinde çalışan erkeklerle kadınların eş oranda gülümsediği görülmüştür. Aynı statüye sahip erkeklerin kadınlardan etkinlendiği düşünülmektedir. Ayrıca erkek çocukları kız çocuklarına göre daha az gülümser. Fakat çok daha fazla göz etkileşimi kurar.

Gülümsemek, etkili ve özentili bir makyajdan 10 kat daha çekicilik kazandırır. Yapılmış birçok araştırma, erkeklerin %69 / 70’inin kadınlarda gülümsemenin makyajlı hallerinden çok daha çekici olduğunu belirttiğini ifade ediyor. Gerçekten de gülümsemek, insanları güzelleştirmekte ve karşı bireylere olumlu enerji vermektedir.

Bebekler doğuştan gülümseme ve gülme yeteneğine sahiptir. Yeni doğan her bebek birçok unsur ve davranışı zamanla etrafına bakarak öğrenir. Ancak gülümseme özünde var olan bir yetenektir.

Zoraki bile olsa gülümsemek stresi azaltıyor ve psikolojiyi düzeltiyor. Kişinin kendisini gülmeye zorlaması ilginç bir durum gibi görülebilir. Ama gerçekten psikolojik olarak rahatlama sağlayan bir durumdur. Çikolata yemek yerine zorla da olsa gülümsemek, daha etkilidir. Ayrıca çikolata gibi kilo, kalori sorunu yoktur. Bedava, zahmetsiz ve kilo yapmaz.

Gülümsemek bulaşıyor. Gülmek ve gülümsemek, çevredekilere de bulaşan bir durumdur. Enerjisi yüksek ve gülümseyen kişiler, surat asmakta zorlanır ve surat asanlara olumlu enerji yayar. Onların da gülmelerini sağlar.

Gülümseme stresi azaltır. Gülümsemek, vücutta salgılanan mutluluk hormonunu (endofin) salgılanmasını artırır. Bu da kişinin stres altından kurtulmasını ve stressiz bir hayat kurmasını sağlar. Mutlu olmanın ve stresten kurtulmanın ilk yolu gülümsemektir. Strese karşı stresle mücadelede 6 yöntem yazımıza göz atabilirsiniz.

5 ila 53 yüz kasını çalıştırır. Zorlamalı gülümsemelerde yalnızca 5 kas çalışsa da gerçek bir gülümseme de 53 yüz kası çalışır.

Evrensel bir olgu ve insanî kültürdür. Tüm kültürlerde ortak bedensel dildir. Dünyanın neresinde olursanız olun gülümsemek, her daim huzur, mutluluk ve onaylama ifade eder.

Bolca hayata gülümsemeniz dileğiyle…

Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem, insan sağlığını ve psikolojisini en fazla etkileyen doğal afetlerin başında geliyor.

Yapılan araştırmalar depremin diğer doğal afetlere göre insan sağlığını ve psikolojisini çok daha fazla ve derinden etkilediği gösteriyor. “Lancet” isimli bir tıp dergisi, son zamanlarda meydana gelen depremlerde 780 Binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve milyonlarca insanın yaralandığı, binlerce yapının yok olduğu belirtildi.

Zelzele anında görülen Crush Sendromu, ölüm nedenlerinin başında geliyor. Deprem esnasında yapıların verdiği hasar neticesinde ölenlerin sayısı oldukça yüksek. Depremin meydana geldiği bölgelerde ve ülkelerin genelinde depresyon, intihar eğilimi, umutsuzluk ve tükenmişlik gibi psikolojik sorunlar baş gösteriyor. Sağlık açısından sakatlanma, yaralanma, travmatik sorunlar ortaya çıkabilmekte, psikolojik hastalıklar görülebilmektedir.

Zelzele, hayatın yaşanılamaz bir hal almasını sağlar. Sadece deprem bölgelerinde değil, ülke geneli ve yakın bölgelerde insanlar arasında huzursuzluk, korku, endişe ve depresyonla beraber stres oluşur.

İstanbul Büyük Risk Altında!

Yıllık ortalama dünya genelinde çeşitli şiddetlerde 1 milyonu aşkın deprem meydana gelmektedir. Los Angeles, New York, Tokyo, Delhi, Şanghay ve İstanbul gibi büyük kentler deprem fay hattı üzerinde yer almakta ve dünyanın en büyük nüfusunu barındırmaktadır. Aynı zamanda ticaret, iş, üretim merkezleridir. Bu bölgelerde yaşanılacak bir deprem, çok büyük kayıplara neden olabilmekte, sadece insan yaşamı değil, arda kalanların da hayatlarını alt üst etmektedir. İşsizlik, gasp, hırsızlık, hastalık, psikolojik sorunlar, ticaret çöküşü vb. beraberinde gelmektedir.

Deprem, yetişkinlere nazaran yaşlı ve çocukları daha fazla etkiliyor.

Deprem Her İnsanı Farklı Etkiler

Sarsıntı, her birey ve toplumda farklı sarsıntı ve olumsuz etkilere neden olmaktadır. Kimisi soğuk kanlılığını koruyabilse de çoğu kişi koruyamaz; korku, endişe ve umutsuzluk içine düşer. Ölüm korkusundan öte insanlar, sevdiklerini ve sahip olduklarını kaybetme korkusu, endişesi içine düşüyor. Çaresiz kalma, göçük altında kalma ve çıldırma tedirginliği tüm ruh halini kaplıyor. Deprem kaynaklı yaşanılan depresyon, savaş ve kaos ortamında hissedilen duygulardan çok daha farklı ve üst düzeydedir. Kurtuluşun ve umutların tamamen yok olduğu bir duygusal buhran söz konusudur.

Zelzele halinden sonra aşırı buhrana düşen, tepkime gösterenlerin dikkatine!

Zelzele ve sarsıntı sonrası hayatta kalan kişiler çok fazla dikkatli olmalıdır. Yakınlarını kaybetsin veya etmesin şayet çok fazla tepki gösteriyor, ciddi ruhsal çöküş yaşıyor ise mutlaka psikolojik tedavi almalıdır. Öncelikle bölgeden uzaklaşmak ruhsal tedavi için etkili olabilir. Ancak bu durumun sonrasında aynı bölgeye gelindiğinde çok ciddi duygusal acılar verebileceği de unutulmamalıdır.

Zelzele olarak tabir edilen ve dilimizde manasal olarak sarsıntı anlamına gelen bu yıkımsal doğal felaket, ansızın yakalamakta ve çoğu zaman bizler hazırlıksız karşılamaktayız. Ülke genelinin deprem kuşağında olması, her zaman toplumsal olarak bizleri buhran ve endişe içinde koymaktadır. Fakat bu durumu bilmemize rağmen hiç bir şekilde önlem, koruyucu tedbir alma gibi huy edinmiş değiliz.

Ülke yönetimi, eğitim birimleri, sağlık kurumları, inşaat sektörü ve altyapı konusunda işlem gören belediyeler bu konuda çok yetersiz. Ancak bireysel olarak bunların ötesinde biz ne kadar yeterliyiz? Kendimizi ve ailemizi depreme hiç hazırladık mı? Deprem konusunda birkaç önemli bilgi edinip, deprem çantası hazırladık mı? Deprem tatbikat ve testleri yaptık mı? Biz, deprem kuşağı insanları olarak bireysel çapta bile üzerimize düşenleri yapmamaktayız.

Depremler bitmeyecek ama tedbirlerle alcağı can ve mal kaybı en aza indirilecektir.

yorgunluk ve tükenmişlik

Yorgunluk Modern Zamanın Gerekliliği mi?

Yorgunluk ve tükenmişlik denilen his, modern zamanın gerekliliklerinden mi gerçekte? Birçoğumuzu çepeçevre saran, etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi, son 10 yılda beklenenen daha hızlı ve geniş kitlelere yayıldı.

Edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı Anna Katharina Schaffner‘ın hayatından kesitlerle yapılan bir araştırmaya göre yorgunluk ve tükenmişlik hissine ilişkin önemli bulgular elde edilmiş.

Yorgunluk Hissi Son Zamanlarda Neden Çok Yaygınlaştı?

Grip gibi salgınlar arasında gösterebileceğimiz yorgunluk hissi, kişide “ağırlık hissi” duyması şeklinde kendisini gösteriyor. En basit tarifiyle kişinin enerjisini tüketip, halsiz ve isteksiz bir hale girmesine neden oluyor.

Bazı uzmanlar, “Yorgunluk” denilen bu hissin yaşadığımız modern çağın bir gerekliliği ve getirdiği olağan his olduğunu savunuyor. İyi ama bu doğru mu? Hayatın belli aşamalarında bireyi etkileyen geçici bir rahatsızlık mı?

İngiltere Kent Üniversitesi’nde Edebiyat Eleştirmeni ve Tıp Tarihi Uzmanı Anna Katharina Schaffner, halsizlik ve yorgunlukla ilişkili olarak tükenmişliğe ilişkin araştırma yapmaya karar vermiş ve “Yorgunluğun Tarihi” adlı kitapta birçok önemli bilgi ve bulguyu toplamıştır.

Alman hekimler, yorgunluktan şikayetçi ve günün neredeyse her saati kendilerinde yorgunluk hissetmektedir. Finlandiya’daki araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluğa karşı farklı yöntemler geliştirdiklerini ortaya koydu. Erkeklerin daha çok hastalık izni kullandığı ortaya çıktı.

Almanya’da yayımlanmış önemli bir makale, “yorgunluk” depresyonun bir derece lüks sürümü olarak nitelendirilmiştir. Hepimiz “Depresyon” denilen hissi, olumsuz olarak nitelendiririz. Başarısız insanların hastalığı olarak görürüz. İyi, başarılı ve eğitimli insanlar ise bu tabir yerine “Yorgunluk” sözcüğünü kullanıyor. Sizce de biraz öyle değil mi?

Ancak Schaffner, bu iki kavram ve hissin çok daha farklı olduğunu belirtiyor. “Depresyon” hissinde özgüven kaybının, kişide bireysel nefret hissinin olma durumu söz konusu iken; “yorgunluk” ve “tükenmişlik” hissinde ise kişinin kendi özüne bakışında bir değişim olmaması söz konusuudr.

*”Yorgunluk” kavramını, “kronik yorgunluk sendromu” ile karıştırmamak gerekir.

7/24 Kültürü Hakkında

Bazı uzman ve kişiler ise insan beyninin modern çalışma için başa çıkabilir düzeyde henüz evrilmediğini ileri sürmektedir. Verimliliğin artırılması için yapılan zaruri ve sürekli baskı hali, kişiyi iş yoluyla kanıtlamaya zorlamakta ve kişiyi bir işçi olarak ya savaş, ya sıvış durumuna itmektedir. En nihayetinde ise stres hormonlarının salgılanması söz konusu olmaktadır.

Hepimiz hayatın belli safhalarında birtakım baskılara maruz kalmaktayız. Büyükşehir hayatı, teknolojik cihazların etkisi, 7/24 kültür, gerçek manada dinlenmeyi zorlaştırıyor. Kişi kendine vakit ayırabilse bile, dinlenmeye imkan vermeyen bir yaşantı sürdürmek zorundadır. Sonunda ise tükenmişlik sendromu ve yorgunluk hissi baş gösteriyor. (Hiç olmasa biz teorik olarak böyle kabul ediyoruz.)

Schaffner, yaptığı araştırma neticesinde yorgunluk halinin günümüze veya modern çağlara ait bir sorun olmadığını ortaya koydu. Çok eski çağlardan Roma Uygarlığına kadar uzanan bir serüven söz konusu. Hristiyan dininin Batılı toplumlarda yaygınlık kazanmasından sonra ise yorgunluk hali, manevi bir zafiyet olarak görülmüştür.

İlerleyen zamanlarda modern tıp ilmi gelişim gösterdi. yorgunluk belirtilerine “Nevrasteni” veya “Sinir Zayıflığı” tanısı konuldu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf  gibi birçok ünlü kişiye de bu kapsamda Nevrasteni teşhisi konuldu. Buna ise sanayi devriminin neden olduğuna inanılıyordu.

Ruhsal ve Fiziksel Etkenler

Günümüzde sadece Japonya ve Çin’de kullanılan bu terimin depresyon yerine kullanılmasını bazı aydınlar eleştiriyorlar. Araştırma ve bulguları incelediğimizde yorgunluk sorununun modern çağa ait olmadığı, ezelden bu yana var olduğu anlaşılabiliyor.

“Yorgunluk dünden beri vardı ama neden ve gerekçeleri sadece değişti.”

Schaffner 

Yorgunluk ve Sanırları Belirleme

Modern çağ, stresin temel kaynaklarını besliyor. Şayen bir iş veya uğraşta sınırlar doğru belirlenmez veya hiç belirlenmez ise kişi kendini zorluyor, “yeteri düzeyde başarılı ve iyi olmama“, “beklentileri karşılayamama” durumu ortaya çıkmaktadır. Bu olmasa bile olma ihtimali kişide kaygıya neden olmaktadır.

E-posta kontrolü, sosyal medya ve website yönetimi kişisel bazda ve toplumsal alanda gerçekten enerji tüketen, kişiyi yoran eylem ve işler arasındadır. Çünkü artık ofis veya iş yerinden çıktığımızda işimiz bitmiyor. E-postalar, sosyal medya, web site ve telefon trafiği devam ediyor. Özellikle beyaz yaka çalışanların hayatı bu şekilde devam ediyor. Tüm bu unsurlar stresin başlıca kaynaklarını oluşturuyor.

Peki bu sorunun çözümü ne?

Şimdilik geçmiş yıllara baktığımızda bir çözüm bulduğumuzu söyleyemeyiz. Çok eskiden yorgun olan insanlara yatak istirahati ve dinlenme önerilirdi. Peki ya bugün? Kişileri yorgunluk hissinden ve tükenmişlik duygusundan kurtarmak için bilişsel davranış terapileri uygulanmakta.

Çare olarak düşünecek olursak kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini bilmeliyiz. Kişi, kendisinde var olan pozitif enerjiyi neyin tükettiğini iyi tespit etmelidir. Kimisi kitaplara, kimisi spora ve kimisi tatile yönelebilir. Ama önemli olan eğlence, iş ve dinlenme arası sınırların doğru ve etkin konulabilmesinde.

Yorgunluğu ortadan kaldıran en önemli şeyin, sizi mutlu ve huzurlu hissettiren şeylerin olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

pozitif psikoloji

Pozitif Psikoloji

Pozitif Psikoloji Nedir ve Niçin Önemlidir?

Psikoloji bilimi, genellikle normal dışı tavır, davranış ve ruh sağlığı bozukluğu üzerinedir. Bu yüzden psikoloji alanında sorunun çözülmesine yönelik bakış açısı gelişmiştir. Ne yazık ki, küresel çapta yaşanılan bazı savaş, kriz, hastalık, adaletsizlik, maddecilik gibi olaylar insanların pozitif – güçlü nitelik ve yönlerinin incelenmesini ihmal ettirmiştir.

Pozitif Psikoloji, bireyin olumsuz, sorunlu ve eksik yönlerini olumlu özelliklerine ve güçlü yönlerine odaklama, erdem duygusunu geliştirme yaklaşımıdır. Geleneksel psikoloji gibi “Hastalık Modeli” yerine “Sağlık Modeli” ilkesini temel alır. Pozitif Psikolojinin temel amacı, hayatı değerli, yaşanabilir, manalı ve kaliteli bir hale getirecek şeyleri araştırmak ve insanların olumlu, güçlü, geliştirilebilir yönlerine odaklanmaktır.

Pozitif Psikoloji Ne Değildir veya Nedir?

Pozitif Psikoloji, tamamen bireysel insan gelişimine yönelik “Bilimsel Yaklaşım” temelinde araştırma ve uygulama yapan disiplindir. Tanımsal olarak inceyecek olursak Pozitif – Olumlu Psikoloji, Seligman ve Csikszentmihalyi’e göre; “İnsanın işlerlik kazanmasına, bireysel gelişimini ve biyolojik gelişimi tamamlamasına katkı sağlamak amacıyla kişisel ve ilişkisel, kültürel açıdan boyutlu olarak inceleme sağlayan bilimsel disiplindir.

Sheldon ve King’e göre ise; “Sıradan bir bireyin güçlü ve erdemli yönlerini incelemekten başka bir şey değildir Pozitif Psikoloji.

En yalın haliyle; “Nereden” sorusundan ziyade “Nereye” sorusuna yanıt arayan psikoloji disiplinidir.

  • Pop Psikoloji veya Kişisel Gelişim ile ilgisi bulunmamaktadır.
  • Happiyoloji  (Mutluluk Bilimi) de değildir.
  • Bencil Psikoloji de değildir.
  • Geleneksel Psikolojinin kullandığı “Hastalık Modeline” karşın “Sağlık Modeli” kullanır.
  • Geleneksel psikolojinin alternatifi de değildir.

Pozitif Psikolojinin Gayesi

Tarihin en derin çağlarından bu yana “İyi yaşam nedir?”, “Mutluluk Nedir?”, “Ruh Sağlığı Yerinde Birey Kimdir?” gibi sorulara insaoğlu sürekli yanıtlar aramıştır. Bugün de aramaya devam etmektedir. Din, Felsefe, Ekonomi, Psikoloji, Sosyoloji gibi bilimler bu sorulara yanıtlar bulma konusunda birtakım görüşler ortaya koymuştur. Fakat bugün bile kesin cevap verebilmek olanaksızdır.

Pozitif psikoloji, insanın iyi oluşuna yönelik olumlu katkı sağlamasını amaçlar.

Pozitif Psikoloji Neden Önemli ve Gereklidir?

Tarihin neredeyse her devrinde belli başlı sorunlar insanlığın başına bela olmuştur. Günümüzde ise terör, anarşizm, bir türlü bitmeyen siyasi kavgalar, savaşlar, hastalık, fakirlik, yoksulluk, açlık, kuraklık, yangın ve deprem gibi doğal afetler sürekli günbegün insan yaşamını olumsuz etkileyen, umudunu kıran olaylar olmaktadır. 2020’lerde ise Çin merkezli ortaya çıkan Koronavirüs, Ülkemizde meydana gelen Elazığ, Manisa, Malatya depremleri, Suriye ve Irak’ta bitmek bilmeyen iç savaş ve terör olayları, Pakistan ve Hindistan arasında bitmeyen gerginlik ve dahası tüm insanlarda asla düzelmeyecek ve çözülmeyecek olaylar gibi görülmektedir. İnsanlara bu yaşam atmosferinde yaşam sevinci, huzur, iyi olma, mutluluk ve umut gibi konularda destek verecek bilimsel bir uğraş da elbette ki her zaman var olacak ve insanlar buna ihtiyaç duyacaktır.

İşte, bu doğal ihtiyaçtan doğan pozitif psikoloji bilim dalı, bu konularda çözümler sunmayı amaçlamaktadır.

Dünya üzerinde varlığını sürdüren insanların büyük kısmında ruh sağlığı bozukluğu, yalnızlık, stres, travma gibi olumsuz psikolojik hallerin olduğu bilinen bir gerçektir. Yine bu kategori dışında olumlu bir ruh hali içinde mutlu ve huzurlu olan insanların da azımsanmayacak kadar çok olduğu bilinmektedir. Basit adımlarla stres yönetimini sağlayabileceğiniz makalemize göz atabilirsiniz.

Henüz tam kabul görmese de bu bilim dalının tüm dünyada farklı bir bakış açısı insanlara kazandırdığı, farkındalık oluşturduğu birçok araştırmacı tarafından dile getirilmektedir.

“Pozitif Psikoloji” üzerine hazırladığımız bu makale “The Journal of Happiness & Well-Being” kaynağından “Tayfun Doğan’ın Makalesi” incelenerek hazırlanmıştır.

Kundalini Enerjisi

Kundalini ve İnsan Enerjisi

Kundalini, Sanskritçe kökenli “gizemli” anlamına gelen sözcüktür. İnsan bedeninde varlığı kabul gören gizemli evrim enerjisini, insan organizamasında uyuyan ve hareketsiz potansiyel güç halini ifade eder. Omuriliğin en alt kısmında üçgen sakrum kemiğinde bulunan rahatlatıcı, annesel ve saf yaşamsal enerjiyi belirtmek için kullanılmaktadır. Kundalini, bireyi dengeli, pozitif içsel yaşam kalitesine sevk eder. Kişinin yaşam kalitesinin forma girmesine yardımcı olur.

Kundalini’nin vücuttaki çarkların hepsini açtığına inanılan enerji olduğu birçok uzman tarafından dile getirilmiştir. Kundalini enerjisi, alternatif inanç kültürü olarak bililen “New Age” ile beraber trend olmuştur.

Kundalin Enerjisi Nedir?

New Age, bir akım olarak 1980’lerde Kuzey Amerika bölgesinde yayılım göstermeye başladı. Özellikle müzik, sinema, gökçeyazın (Edebiyat) ve sanat alanlarında etki gösterdi. Beraberinde ise Kundalini enerjisini ve buna yönelik tabiri, görüşü yükselişe geçirdi. Doğu felsefesi ve inanç sisteminde bedensel – fizikî ve ruhsal enerjinin yükseltilmesi için meditasyon, yoga, namaz gibi çeşitli telkin türleri bulunmakta. An ve lahzanın farkında olmak için meditasyon ile zihin daha berrak bir hale getirilmekte. Doğu mistisizmi ve yoga felsefesinde ise çok sık karşılaşılan tabirlerin başında Kundalini gelmektedir. Bu ve benzer felsefi görüşlerde Kundalini enerjisinin bütün bedensel çarkları hayata geçirip, birey yaşantısını daha tanımlı, evrendeki konumuna göre manalı bir hal alması konusunda fayda sağladığına inanılıyor. Bahse konu bu nitelikli enerji, omuriliğin alt kısmındaki üçgen biçimli sakrum kemiğinde bulunan dişil – saf enerji olduğu ifade edilmektedir.

Kundalini Enerjisi, Kökeni ve Niteliği

Bedende doğuştan valdığı düşünülen etkin olmayan enerji türüdür. Sözcük anlamı olarak “daireler çizme” demektir. Köken olarak ise “Gizemli” manasına gelmektedir.

Enerjinin Sembolü

Kişinin potansiyelini doruğa ulaştırmaya yardımcı enerji olarak kabül edilir ve sembolü, “Kıvrılmış uyuyan bir yılan” olarak tasvir edilir.

Kundalini Sembolü

Yoga, Nefes Egzersizleri, Meditasyon gibi uygulamalar bunlardan bazılarıdır. Ayrıca bu enerjinin travmatik olayların akabinde de uyandığı belirtilir.

Enerjinin Etkileri

Uyanma durumunda belirtileri farklı, işlem yöntemleri çeşitli olsa da miktarı kişiden kişiye değişmekte ve farklı etkiler gösterebilmektedir.

Kundalini Enerjisi Uyandığında Neler Olur?

Omurga yanında “Sushumna” olarak isimlendirilen eksen boyu bir ida (olumsuz), diğeri pingala (olumlu) olmak üzere iki kanal spiraller çizerek yükselme gösterir. Bu enerji de bu kanalların etrafında sarmalı olarak yükseliş gösterir.

Önce kök çakraya gelip, sonra diğer çakralardan geçer ve bedenin enerjisini dengeler. Ruhsal ve bedensel olarak farkındalık düzeyini artırır.

Bu enerjinin ortaya çıkması birtakım zihinsel ve duygusal semptomların da eş zamanlı meydana gelmesini, tetiklemesini sağlayabilmektedir. Bu enerji uyandığında fizikî semptomların da görülmesi muhtemeldir. Bulantı, aşırı terleme, şiddetli enerjik hissetme, mide sorunu ve hatta bazı kişilerde orgazma benzer his yaşanması görülebilmektedir.

Kundalini enerjisinin uyandırılması, bilinç yoğunluğunun artırılması, algıların genişletilmesi yöntemiyle aydınlamak için bir araç olduğu kabul edilir.

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon için faydalı ve kurtarıcı ipuçlarına mı ihtiyacınız var mı? Umutları tükenmiş, her şeyi yarıda bırakanlardan mısınız? O halde Norman Vincent Peale’nin sözüne kulak verin; “Vazgeçmek için her zaman çok erken.”

Kimi zaman hayat yaşanılmaz hal alır. Her şeyin ters gittiğini düşünür ve karamsarlık içine düşeriz. Motivasyon düzeyi bir türlü artış göstermez. Ancak her daim takip edilecek bir umut yolu vardır, olmalıdır. Motivasyonumuz bitse bile bu durumu kâra dönüştürmek, fırsatları değerlendirmek bizim elimizdedir. Motivasyonun düşük olması bile aslında bazen fayda sağlar.

Başarıya ulaşan önemli şahsiyetlerin yaşantısını ele aldığımızda birçoğunun doğuştan yetenekli, motivasyonlarının her zaman yüksek olmadığını ve ilk denemede başarılı olamadıklarını görürüz. En bariz örneklerden birisi Steve Jobs’tur. Birçok kez başarısız olmuş, reddedilmiştir. Abraham Lincoln da başkan olmadan evvel seçimi kaybedip, hüsran yaşamıştır. Hanry Ford? O ise yollarda birbirini kovalayan arabaların hayalini kurmuş, bu hayaline ise çoğu kişi alayla karşılık verip, gülmüştür. Vera rubin, kadın olması dolayısıyla Harvard Üniversitesi’ne alınmamış. Ancak şimdi dünyada en iyi bilinen gök bilimcilerden birisidir.

Başarı hikayelerinde daha birçok örnek görmek mümkündür. Motivasyonları düştüğünde, tüm umutları tükendiğinde bile güçlü olabilmeyi ve durmaksızın ilerleyebilmeyi başarmışlardır.

O halde bu öyküler ve birtakım profesyonel taktik ışığında biz de sizinle motivasyonu artıracak, motivasyon yaratacak ipuçlarını paylaşalım.

Motivasyon Sağlamak İçin Gerekli İpuçları

Biliyoruz ki motivasyonunuz düştüğünde etrafımızda onlarcası sizi motive etmenin derdine düşüyor. Motive edici birtakım sözler söylüyor, hikayeler anlatıyor. Size motivasyonla ilgili yazılar ve kitaplar öneriyor. Şimdi de bura biz sizlere motivasyon narası atıyormuşuz gibi gelecek. Ancak tek bir şey söylemek istiyoruz. Biz ve çevreniz ne kadar çabalarsa çabalasın aslında sizi biz asla motive edemeyiz. Bizlerin gayesi sizin mutlu olduğunuzu görmektir. Aslında bizler en temel alt nedenler arasında bu motive edici etkinlik ve naraları kendimiz için atarız. Ama motive edebilecek tek kişi siz, kendinizsiniz. Evet, sizi bizler değil, kendiniz ancak tam anlamıyla motive edebilirsiniz.

Bahse konu hususu açacak olursak; iş yerinde patronunuz sizi motive edecek birtakım girişimlerde bulunur. Motivasyonunuzu ve moralinizi artırmaya yönelik çalışmalar yapar. Sizi mutlu ve motivasyonu yüksek çalışan yapmak ister. Ancak bunun altında yatan esas neden sizin motivasyonunuz yüksek olduğunda sağladığınız faydadır. Zira motivasyonu düşük işçi ne kadar fayda sağlayabilir ki? İşte bu hususta patron ne yaparsa yapsın sizi SİZ için motive edemez. Sizi asıl motive eden ise sizsiniz.

“YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.”

Evet, “YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.” dediğinizi duyar gibiyiz. O halde kulağınıza köpe olacak şu söze kulak verin; ” Kendinize bir hedef belirlediğiniz ve olumlu bir bakış açısı benimsediğiniz sürece, yeniden doğru yola yönelmekte güçlük çekmeyeceksiniz.” İyi de nasıl mı?

#Gerçeği Kabullenme

Motivasyon için öenmli hususlardan birisi gerçeği kabul etmektir. Başkalarından olan beklentilerinizi çok yüksek tutarsanız büyük ihtimalle de hayal kırıklığı yaşarsınız. Aslında bireylerin başkalarından beklenti içinde yaşamalarını pek önermiyoruz. Ama günümüz dünyasında böyle bir yaşam modeli artık benimsendiği için mecburi olarak beklemekteyiz. Olabildiğince bu beklentiyi düşürün.

#Daha Az Şikayet

Dünya size karşı mı? Bazen sanki bütün dünya, insanlar ve doğa size karşıymış gibi hissedersiniz. Böyle bir ruh halinde ilk yapacağımız şey ise şikayet etmeye başlamaktır. Kendi değerimizi, yetenekleri unutana kadar da sefil ve çaresiz hissetmeye devam ederiz. Sonunda ise aktif ve üreten birey olmaktan çıkar, faydasız ve hatta toplumda zayiyat olarak bir konuma geçeriz. O halde şikayet ettiğinizi fark ettiğiniz anda kendinize bir bakın. Şikayet ettiğiniz şey ne ve neden şikayet ediyorsunuz? Bir an önce bu halden kurtulmalısınız. Kendinize bir ilke edinin. “Asla şikayet etmeyeceğim” diye söz verin. Tabi burada da kendinizce yapmayı planladığınız bu beklentiyi çok yüksek tutmayın.

#Olumlu Bakış Kazanma

Cesaretinizi kıran birtakım olaylar yaşayabilirsiniz. Yaşamamanız doğa gereyi anormal bir durumdur zaten. Yaşamamız gerekiyor. Çünkü bu durumlar yaşam belirtileri. Yaşıyorsak, bu tarz duygu hallerini hissetmek zorundayız. Önemli olan bu ruh halinden çıkmayı başarabilmek.

Olumlu düşünmek birçok derde devadır.

Olumsuzluğa, karamsarlığa düştüğünüzü hissettiğinizde doğaya yönelin. Güneş her gün doğar. Her gecenin bir sabahı, her fırtınalı günün parıltılı aydın şafağı vardır. Bu durumda zor ve çetin geçen dönemlerde olumlu düşünüp, bu durumun da geçeceğini bilin. Örnek verelim; İlk okul çağına şöyle bir yolculuk yapalım. Notlarınız düşük oldu mu hiç? Babanızın kızdığı ve hatta dayak attığı bir zaman oldu mu? Olduğunu varsayalım. İşte o anlarda notlarınız çok kötü ve karneyi eve götürmeniz lazım. Ayrıca okulda bir kavgaya karışmış, disipline gönderilmişsiniz. Anne ve babanıza burumu anlatmak, karneyi imzalatmak ne kadar zor bir durum, değil mi? O zamanlar neler yaşadınız? Ne kötü günlerdi. Peki ya şimdi? O günlerden eser kaldı mı? O gün kendinizi üzüp çok fazla harap etmenize değer mi? İşte şimdi de böyle. Bugün motivasyonunuz kaybolmuş gibi hissedebilirsiniz. Ama bu günlerinde artık bir gün geçeceğini bilmelisiniz.

#Olumluluk ve Saflık Bir Değildir.

Pozitif olmanızı öneriyoruz. Saf davranmanızı değil. Pozitif olmak safça davranmak değildir. Nesnel, gerçekçi olmalı ve hedeflerinize de bu ruh hali içinde adım atmalısınız.

#Hayatın Anlamını Yakalamak

Yaptığınız işin bir amacı olmadığını mı düşünüyorsunuz? Şayet böyle düşünüyorsanız sabah yorgun ve halsiz uyanmanız, günün aksiliklerle dolu geçmesi normaldir. Ama hayatta bir amacınız varsa ve yaptığınız işin bir gaye ekseninde olduğu bilincindeyseniz işler bambaşka hal alacaktır. Yaptığınız her işte bir mana bulacak, hayatın anlamını bu şekilde yakalayabileceksiniz.

Unutmayın! Yaptığınız her işin bir amacı ve anlamı var. İşiniz, mesleğiniz, konum ve yeriniz ne olursa olsun, bu alemde var oluşunuzun bir gayesi, o işi başkasının değil de sizin yapıyor olmanızın bir manası var. Bu maksat ve mananın da küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu bilmelisiniz.

#Asla Durma

Tembellik, kişinin hayatına seyirci kalmasını sağlayan en illet hastalıklardandır. Birçok hastalığın da anası tembelliktir. Tembel kişi çok uyur, çok yer ve çok konuşur. Uyumak zamanı, yemek bedeni, konuşmak çene ve ruhu yorar. Bu nedenle aktif bir hayat inşa etmelisiniz. Sorumluluk almaktan asla kaçınmamalı, kendi hayatınızın başrol oyuncusu siz olmalısınız. Bununla da asla yetinmemeli, yönetmeni ve yazarı da yine siz olmalısınız. Kesinlikle siz ve hayatınız hakkında başkalarının karar vermesine izin vermeyin. Kötü de olsa, bedeli ağırda olsa buna sizin karar vermeniz önemli.

#Sabreden Derviş Muradına Erermiş

Motivasyon sağlamak aslında sanat gibidir. Nakış nakış hayatın karelerine mutluluk ve huzur işlemektir. Umutlu, aktif ve olumlu düşünceler içinde sabırlı olmak gerekir. İnsanlar hüsrandadır, sabreden, çalışan ve iyi işler yapanlar müstesna. Bir zorluğu görünce vazgeçmeyin, sabredin. Üstesinden gelmek için çalışın. Nasıl mı? 1 Dakika kuralını uygulayabilirsiniz.

1 Dakika Kuralı Nedir?

Her ne iş ve uğraş yahut görev olursa olsun istemediğiniz, hoşlanmadığınız ve zorlandığınız birçok zaman olmuştur. İşte tüm bu durumlarda uygulamanız gereken tek bir şey vardır. O da 1 dakika kuralıdır. 1 dakika kuralı, yapılacak olan işe başlayıp 1 dakika boyunca sabırla sürdürmektir. Yapılan araştırmalara göre bir işi 1 dakika sürdüren kişi isteksizlik ve kasılma halini ortadan kaldırmakta ve artık yapacağı işe başlama ve odaklanma sürecine bilinç altına geçiş yapabilmektedir.

1 dakika kuralı yetmiyor diye düşünüyorsanız 2 dakika kuralını da uygulayabilirsiniz.

Olmuyor mu, Odaklanamıyor musunuz?

Hâlâ odaklanma konusunda sorun mu yaşıyorsunuz? O halde 3’lü Hâl Kuralı tam size göre.

Her ne olursa olsun sabırla ve öz veriyle yapmaya gayret ettiğimiz sürece motivasyon sorunu ve başarısızlık kaygısı da ortadan kalkar.

Daha da motive olmanıza yardımcı olması için hazırladığımız “Motive Olmanın İksiri” yazımıza da devet ediyoruz.