Dünyanın en büyük felaketlerinden koronavirüs

Coronavirüs (Koronavirüs) COVID-19 ve Yaşam Kalitemiz

Covid-19 veya Kovid-19 olarak bilinen Coronavirüs, Çin merkezli ortaya çıktıktan sonra çok hızlı bir şekilde dünyayı sardı. Salgın, binlerce insana bulaşıp, çok sayıda can almaya devam ediyor. Ülkeler salgını önlemek için birtakım önlemler alırken, Coronavirüs (Yeni Koronavirüs Hastalığı ) ve bu önlemler yaşam kalitemizi de bir şekilde etkiliyor. Kaliteli Yaşa olarak etraflıca Koronavirüs’ü, etkilerini, özellik ve son durumunu, yaşam kalitemize olan etkilerini ve de korunma yollarını elimizden geldiğinde ele aldık.

Coronavirüs – Koronavirüs, Korona Virüsü, Corona Virus, Covid-19, Kovid-19 vb. Yazımların Hangisi Doğru?

Öncelikle İngilizce kaynakların büyük çoğunluğunda terimsel olarak bir bütünlük bu salgın hastalık için oluşmuştur. Genel yaygın kullanım ise “Coronavirus” şeklindedir. Fakat Türkçe birçok haber, makale, sağlık bilgisi, paylaşım, duyuru ve yorum gibi türlerin birçoğunda ne yazık ki bir bütünlük henüz oluşmuş değil, aksine ciddi bir dağınıklık var. Bu yüzden öncelikle bu hastalık adının bir standarda oturtulması gerekiyor. TDK (Türk Dil Kurumu), TDD (Türk Dil Derneği), TDH (Türkçenin Diriliş Hareketi) gibi dilimizin gelişim ve varlığının devamını sağlama konusunda gayretli, başarılı oluşumlarımızın bu salgın hastalığın doğru yazım ve kullanımına dair bir öneri sunması, paylaşımda bulunması elzemdir.

Biz, kendimizce en doğru yazımı bir standarda oturtmak için 2 kullanımı tavsiye etmekteyiz. Dil konusunda uzman birimlerimizden gelen bildirim ışığında yeniden güncelleyeceğiz. Konunun önemine vurgu yapan “artanmajor” kullanıcı adlı EkşiSözlük üyemizin ele aldığı inceleme ve kullanım tavsiyesi de incelenerek bize göre;

  • Koronavirüs
  • Kovid-19 şeklinde olmalı ve bitişik yazılmalıdır. Öncelikle “Coronavirüs” yazımını kesinlikle doğru bulmuyoruz ki, Türkçe dilbilgisi ve yazım kurallarımızı uymayan bir kullanımdır. “C” ile yazıp, “K” sesi olarak okuma yapısı dilimizde mevcut değildir.

Koronavirüs (Kovid-19) Nedir?

Koronavirüs, daha önceki yıllarda tanımlanmış ve tespit edilmiş ama 2019 yılının Aralık ayında Çin Halk Cumhuriyeti‘nin Vuhan (Wuhan) isimli kentinde ilk görülüp, tüm dünyaya yayılan ve ciddi tehlike arz eden salgın, öldürücü hastalığın adıdır. Orta ve ileri düzeydeki belirtileri öksürük ve ateş; daha ağır vakalarda ise zatürre gibi birtakım hasar verici belirtileri söz konusu olup, solunum hastalığı, grip gibi rahatsızlıklar olarak görülür.

Koronavirüs Nasıl Yayılır?

Koronavirüs için aynı zamanda yeni koronavirüs de denilmektedir. Öncelikle bu hastalığın bulaşıcı olduğu ve ölümle sonuçlandığı bilinen bir gerçek. Bulaşma yolları ise kaynak kişinin (virüs taşıyan hasta) öksürmesi, hapşırması, temas etmesi, tükürüğü, burun akıntısıdır. Hızlı yayılım gösteren ve 14 – 21 gün arası kuluçka süresi bulunan virüs türüdür. Kirli eller ile göz, burun ve ağız bölgelerine dokunmak tehlike arz eder.

Koronavirüs Tanısı Tanı Konur?

Birçok üçüncü dünya ülkesinde ne yazık ki, Koronavirüs tanı testi yapılamamakta olup, elde edilen örnekler tanı yapabilen ülkelere gönderilmektedir. Tanı için gerekli moleküler testler ülkemizde mevcut olup, yalnızca Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında bu testler yapılmaktadır.

Koronavirüs En Temel Belirtileri Nelerdir?

En sık karşılaşılan belirtileri;

  • öksürük,
  • nefes darlığı,
  • ateş,
  • şiddetli zatürre,
  • ağır solunum yetmezliği,
  • böbrek yetmezliği,
  • aşırı halsizlik ve yorgunluk,
  • Grip,

Netice: Ölüm ile sonuçlanmaktadır.

En Çok Kimleri Etkilemektedir?

Elde edilen verilere göre ileri yaş grubu ve kronik (astım, diyabet, kalp hastalığı vb.) hastalığı bulunan bireyler risk grubu arasındadır. Birçok yaştan kişiye virüs bulaşsa da bu belirttiğimiz yaş grubunda ciddi boyut kazanmakta, hastalık ağır seviye ilerlemekte ve büyük olasılıkla ölümle sonuçlanmaktadır. İlk başlarda %10-15 oranında hastalık ağır seyretmekte, yayılımı orta düzeyde devam etmekte idi. Ancak Mart ayı itibarıyla ne yazık ki, yayılma ve bulaşma oranı büyük bir hız aldı, ölümler ise artış gösterdi. Dünya ülkelerinin birçoğu mecburi karantina ve birtakım önlemler almak, alarm durumu oluşturmak zorunda kaldı.

Koronavirüsten Korounma Yolları

Hastalığa yakalanmamak için yapılması gereken birkaç basit adım bulunuyor. Akut solunum yolu enfeksiyonunun bulaşmasını önlemek, riski azaltmak için öncelikli önlemler arasındadır. En temel uygulama adımı ise el, beden ve çevre temizliğidir. Ellerin en az 20 saniye boyunca yeterli oranda sabun ve suyla yıkanması gerekmektedir. Çok sık olmamakla beraber el antiseptiği, dezenfektanlar kullanılmalıdır.

Su olmadığı, bulunamadığı durumlarda ne yapılmalı?

Suyun bulunmadığı durumlarda ise alkol bazlı el antiseptiği ve ıslak mendil kullanılmalıdır. Antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek olmayıp, normal kalıp veya sıvı el sabunları yeterlidir.

  • Farklı cisimlerle temasta, bilgisayar ve telefon kullanımında, dışarı çıkıp, toplu mekanlarda bulunulduğunda eller iyice yıkanmadan asla ağız, burun ve gözlere dokundurulmamalı, yine yıkanmadan yemek yenilmemelidir.
  • Hastalık türü ne olursa olsun hasta bireylerle doğrudan temastan bu süreçte kaçınılmalıdır.
  • 1 metre, 3 adım sosyal mesafe kuralı korunmalıdır.
  • Hastane, eczane, cami, kafe, sinema vb. mekanlara uğradığınızda mutlaka ellerinizi ve yüzünüzü iyice yıkamalısınız.
  • Dışarı çıkarken maske ve eldiven kullanılmalıdır.
  • Öksürme, hapşırma, aksırma gibi durumlarda el ve burun tek kullanımlık kağıt mendil ile veya o an bulunamıyorsa dirsek içi ile kapatılmalıdır. Kalabalık mekanlara mümkün oldukça girilmemelidir.
  • Çiğ – az pişmiş hayvansal gıdalardan uzak durulmalı, tüketmekten kaçınılmalıdır.
  • Bağışıklığı kuvvetlendiren gıdalar ve bol sıvı tüketilmelidir.
  • Yemekler iyi pişmiş, iyi temizlenmiş ve doğal olmalıdır.

En Riskli Alanlar

Hastalığın bulaşması ve hızla yayılması için tehlikeli alanlar toplu faaliyet gösterilen mekanlar, kalabalık ortamlardır. Ancak en riskli alanlar çiftlikler, canlı hayvan pazarları, hayvan kesim yerleri, hayvan satış yerleridir.

  • Seyahatiniz uzun-kısa olsun, otobüs, gemi veya uçak fark etmeksizin sonrasında mutlaka 14 gün kuralını uygulamalısınız. Bu 14 gün içerisinde şayet solunum yolu semptomu olması durumunda maske takılmalı, en yakın sağlık kuruluşuna başvuru yapılmalıdır. Seyahat durumu, gidilen mekanlar doktora belirtilmelidir.

En Riskli Ülkeler

30 – 40 gün öncesine kadar en riskli ülkeler arasında Çin, Güney Kore, İran, Hong Kong (Çin Özerk Bölgesi), Japonya, İtalya, Singapur, Tayland idi. Ancak şuanda en riskli ülke diye bir ayrım ve liste yapmak manasızdır. Çünkü dünyanın büyük kısmını etkisi altına alan Koronavirüs, artık dışarıda her mekanı riskli hale getirmiştir. Gideceğiniz her ülke risk grubu arasındadır.

Uyarı!: 38 derece ve üzeri ateş, halsizlik, öksürük, nefes darlığı hissettiğiniz durumlarda ACİL sağlık kurumlarına başvuru yapınız (112 Acil Sağlık Hattı).

Türkiye’de Koronavirüsün Son Durumu

29 Mart 2020 itibarıyla Sağlık Bakanlığı’mızdan alınan verilere göre ülkemizde Koronavirüs yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı 108’i bulmuştur.

Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu
Kaynak: https://covid19.saglik.gov.tr/

Koronavirüs ve Korunma Yolları

Koronavirüs ve Korunma Yolları

Salgının Tedavi Süreci

Öncelikle Koronavirüs bir bakteri değildir. Dolayısıyla antibiyotikler hiç bir işe yaramaz. Şuan ise bu virüsün tedavisinde etkin çözüm, yöntem ve aşı bulunmuyor. Temel tedavi ise semptomatik tedavidir. Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere dünya ülkelerinin büyük kısmı tedavi yöntemleri ve aşı hakkında çalışmaları sürdürüyor. Ama henüz net bir tarih ve sevindirici bilgi mevcut değildir.

Temel olarak tedavi süreci bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasıdır. Bu kapsamda ise kaliteli uyku, dengeli ve kaliteli beslenme, fiziksel etkinlik önem arz ediyor.

MedikalPark Tarafından Hazırlanmış Koronavirüs Hakkında Bilinmesi Gerekenler ve Korunma Yöntemleri Afişi:

Koronavirüse Karşı 14 Kural

Kaynak: Rastgelelik Arama Motoru

Koronavirüs Canlı Takip ve Durum Haritaları

Google, Bing vb. arama motorları başta olmak üzere birçok yazılım, örgüt ve oluşum canlı koronavirüs haritası üzerine yazılım geliştirmiş durumdadır. İstediğinizi inceleyerek koronavirüsün dünya çapındaki yayılım ve durum tablosunu takip edebilirsiniz.

En yaygın bilinen Koronavirüs Canlı Takip Sistemleri için tıklayın.

Koronavirüs ve Yaşam Kalitemiz

Sağlık açısından ciddi biçimde yaşam kalitemizi olumsuz etkilediği bir gerçektir. Fakat koronavirüs önleme maksatlı alınan birtakım tedbirler söz konusudur. Gerek ülke yönetimi, gerek işyerleri ve apartman, konut yönetimleri, gerek yerel yönetimler bazında alınan çeşitli önlemler var. Bu önlemler salgına karşı fayda sağlasa da yaşam kalitemizi farklı biçimde etkilemektedir. Faydalı olabilecek etkileri olduğu kadar zararlı etkileri de bulunuyor.

Salgın Önleyici Tedbirler

#EvdeKalTürkiye #HayatEveSığar şeklinde birçok kampanya yapılmakta ve evde kalmamız öğütlenmektedir. Salgını önlemek için büyük önem teşkil eden bu tedbire ek olarak Cami, Sinema, AVM vb. mekanların kapatılması da başlıca tedbirler arasında. Kesinlikle gerekli olan bu önlemler bireysel olarak bizleri bazı eylemlerden de uzak tutmakta ve sosyalleşme serüvenimizi olumsuz etkilemektedir.

Çok fazla detaya girmeden koronavirüsü ve alınan önlemler kapsamında yaşam kalitemizi olumsuz etkileyebilecek olası durumlar;

  • Sosyal çevrenin bozulması,
  • Bireysel buhran,
  • İşsizlik,
  • İmkanı dar olanlar için psikolojik sorunlar,
  • Kendini ifade edememe vb.

Aslında sorunlu bir hal almasına neden olduğumuzda yaşam kalitemizi gerçekten olumsuz etkilemektedir. Ancak bu sürecin verimli yönetilmesi, gerçek manada yaşam kalitemize fayda sağlayabilecektir. Peki ama nasıl?

Evde kalmanız aileniz ile bolca kaliteli vakit geçirmenize, kendinizi geliştirmenize, bireysel fayda bazında yeni birtakım şeyler üretebilmenize vesiledir. Bu zamanı iyi değerlendirmemiz durumunda gerçekten kaliteli yaşama adım atabiliriz. Dünyamız için zaten fayda sağladığı, bizlere doğal olarak daha kaliteli bir yaşam alanı oluşmasına sebep olduğu bir gerçek. Nasıl mı?

Fabrikaların çalışmaması, nehir ve akarsuların, çevre ve havanın kirletilmemesi, insanlarca işgal edilen doğal alanların terk edilmesi ile vahşi yaşamın tekrar can bulması, denizlerin ve diğer tabiat alanlarının temizlenmesi, yeniden kendisini toparlaması bulunmaz bir nimettir.

Kuşkusuz ekonomik olarak ciddi bir sarsıntı geçireceğimiz, işsizlik ve açlığın hat safhaya yükseleceği öngörülmekte ama yine de sağlıklı bir çevrenin düne göre daha fazla bizleri beklediği bilinen bir gerçek.

Yanlış Bilinen Bazı Gerçekler

Yaz gelince koronavirüs bitecek. Maalesef ki böyle bir durum kamu teorisinden başka bir şey değil. Uzmanlar, durumun yazın da devam edeceği, hatta farklı boyut kazanabileceğini belirtiyor.

Sokağa çıkma yasağı koronavirüsü engeller. Ne yazık ki, bu sadece yayılımı azaltıcı bir önlem. Koronavirüsü bitirmeye yetecek tedbir değil. Aşı ve farklı tedavi yöntemleri gerekiyor.

Salgın son safhalarda. Bunu belirtmek henüz çok zor. Belki de henüz daha başındayız. Çünkü artan sayı ve ölümler, hızlı yayılım durumu virüsün başlangıcını henüz tamamladığını, orta aşamaya başlamak üzere olduğunu gösteriyor. Orta aşamada ülke nüfuslarının %10’una ciddi etki edebilecek bir durum söz konusu. Son safhada olduğunu söylemek için ise iyileşen sayısının çok daha hızlı ve fazla olması, ölen sayısında durma veya azalma olması gerekiyor. Ama durum tam tersi. Ölenleri ve bulaşanların sayısı hızla artıyor, yaş ortalaması daha da genç bireylere inmektedir.

Virüsü Amerika bilerek geliştirip, Çin ekonomisini yok etmek için attı ve kontrolden çıktı. Safsata ve kamu öyküsü gibi duran bir söylenti diyebiliriz. Gerçekli payı olabilir veya olamaz. Önemli olan kimin, nasıl ve neden attığından ziyade şuan bu virüsün nasıl ortadan kaldırılacağı ve kontrol altına alınacağıdır. Sonraki safhada peşi bırakılmadan sorumlular bulunmalı ve gereken ders, ceza verilmelidir.

Amerika, virüsün aşısını buldu ama vermiyor. Böyle bir durum tespit edildiği anda Avrupa ve Çin başta olmak üzere gerekli yaptırımları yapmaz mı sizce? Dahası Amerika, öncelikle bu aşıyı kendi vatandaşlarına uygulamaz m? Ölüleri geri getiremeyeceğine göre, aşıyı şuan bulsa bile satmak ve pazarlamak daha mantıklı olmaz mı? Daha fazla nüfusun yok olmasını veya devlet düzenlerinin tamamen çökmesini mi bekliyor acaba?

Koronavirüs Nasıl Çıktı?

100’den fazla ülkeye yayılan salgının kökeni Koronavirüs ve merkezi Çin’in Vuhan kenti. Dünya genelinde bu salgından ölenlerin sayısı ise 4 bini çoktan geçti. Peki bu virüs ilk nerede, nasıl ortaya çıktı / çıkmış olabilir?

İlk Ne Zaman, Nerede Ortaya Çıktı / Görüldü?

Bugün tüm dünyada “Coronavirus” (Koronavirüs) olarak adlandırılan virüs, “2019-nCoV” olarak bilimde yer etmektedir. 11 Şubatta ise Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bu virüse Covid-19 adını verdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün Çin’deki hastalardan aldığı örnekleri test etmesi sonucunda “Koronavirüs” olduğu tespit edildi ve Vuhan’daki “Huanan Deniz Ürünleri Pazarı” kaynaklı olduğu tahmin edilmektedir. Resmi kaynaklar bu şekilde ifade etmektedir.

Bahse konu virüse yakalanan kişilerde virüsün 14 günlük kuluçka dönemi bulunuyor. Çinli bilim insanlarına göre bazı kişiler bu süreçte hastalığa tam yakalanmadan da salgını yaymaktadır.

Vuhan’daki Huanan Deniz Ürünleri Pazarındaki birçok deniz canlısında virüs bulunabilir olsa da pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi çeşitli canlılar da bulunuyor. Bu canlılardan herhangi birinin virüs kaynağı olması büyük bir ihtimal.

*Fransa, Türkiye, Yunanistan gibi birçok ülke vatandaşı, koronavirüsün doğal olmayıp, bir laboratuvarda birileri tarafından geliştirildiğini düşünmektedir.

Virüs Mutasyon Geçirir mi?

Son günlerde virüsün yayılma ve etki oranında ciddi bir hız görüldü. Bu da mutasyon geçirmiş olma durumunu doğrulamaktadır. Ama henüz net ve kesin bilimsel bir bildirim bulunmuyor.

Salgın Nasıl Durdurulabilir?

Şuan virüsün aşısı, ilacı veya gerçek manada tedavisi bulunmuyor. Dünya Sağlık Örgünü’ne göre de 8 – 12 ay sonrasına ancak aşı bulunabilir. Bu da kesin değil ve çalışmalar sürüyor. Bu durumda ise elde tek bir çözüm kalıyor. Oda hasta olan, virüs bulaşan kişileri olabildiğince hızlı tespit edip, karantinaya almak, yayılım hızını ve etki alanını düşürmek, hastaların bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, ölüm oranlarını en aza indirmektir.

Önleyici veya Giderici Aşının Bulunma İhtimali Var mı?

Bilim camiası var gücüyle aşı bulmak için çalışıyor. Adeta zamanla yarışıyorlar. Sağlık çalışanları ise dayanmak ve toplum sağlığını korumak için gece gündüz durmaksızın çalışmalarını sürdürüyor. Birtakım aşı ve ilaçlar geliştirilmeyi başaran bilim adamları insanlar üzerinde testlerin başarılı olabilmesi için hazırlıklar yapıyor ama yıl sonuna kadar ancak hazır olabileceğini belirtiyor. O döneme kadar ise salgının durdurulacağı, kontrol atına alınacağı veya biteceği meçhul. Ne kadar daha can alacağı, ne kadar geniş kitlelere yayılacağı muamma.

Şimdiden aşının bir an önce bulunmasını ümit, evde kalmanızı tavsiye ediyor, bu süreci kaliteli ve sağlıklı geçirmenizi diliyoruz.

Hayata Gülümseme

Hayata Gülümseme

Hayata gülümseme, gül!

Günde kaç kez gülümsüyorsunuz?

Sıradan geçen bir gününüzü düşünerek başlayalım. Hayatın her anı sayılarla dolu, değil mi? Gün saymakla başlıyor, adım sayıyor, para sayıyoruz. Kalori, saat, hesap, zaman derken saymakla bitiremiyoruz. Birçok şeyi sayıp, kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Peki hiç bir gün içerisinde kaç kez gülümsediğinizi saydınız mı? Bu, size mantıksız mı geliyor?

Yaş arttıkça gülümseme sayısında artış veya azalma gözlenebilir mi?

Yapılan bir araştırmaya uzanalım. Bu araştırma, çocukların günde ortalama 400 defa gülümsediğini ama “Mutlu” bir yetişkinin ise yalnızca 40 defa gülümsediğini gösteriyor. Sıradan bir yetişkin ise yaklaşık 20 defa gülümsüyor.

Çocuklar açık ara biz, yetişkinleri gülümseme konusunda geçmiş durumda. Ah bir bilseydik gülümsemenin ne kadar faydalı olduğunu ve bizlere neler yaptığını.

Gülümseme Neler Yapar? Gülümsemenin Etkileri

  • Kan basıncı gülümserken dengelenir.
  • Gülümseme esnasında ağrılar diner.
  • Strese birebirdir ve azaltıcı etkisi vardır.
  • Gülümseme, bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Sosyal ilişkilerin kuvvetlenmesinde büyük etkisi vardır.

Dünya insanları gülümseme ile ilgili güzel bir şey yapmış; “Dünya Gülümseme Günü“. Ekim ayının birinci Cuma günü kutlanan “Dünya Gülümseme Günü” Harvey Ball tarafından kutlanmaya başlanmış kutlu günlerden biri. Bu günü ilk kutlayan, insanlığa armağan eden Harvey Ball, aynı zamanda herkesin bildiği sarı emoji gülümseyen suratın da yaratıcı tasarımcısı. (Bunu da ek bilgi olarak sunalım.)

Gülümsemek bulaşıcı bir şeydir.

Atasözü

Yalnızca mutlu olduğunuz anlarda mı gülümsüyorsunuz?

Gülümsemek Üzerine Bazı Gerçekler

Kadınların gülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Genellikle kadınlar, erkeklere göre çok daha fazla gülümser. Fakat aynı iş yerinde çalışan erkeklerle kadınların eş oranda gülümsediği görülmüştür. Aynı statüye sahip erkeklerin kadınlardan etkinlendiği düşünülmektedir. Ayrıca erkek çocukları kız çocuklarına göre daha az gülümser. Fakat çok daha fazla göz etkileşimi kurar.

Gülümsemek, etkili ve özentili bir makyajdan 10 kat daha çekicilik kazandırır. Yapılmış birçok araştırma, erkeklerin %69 / 70’inin kadınlarda gülümsemenin makyajlı hallerinden çok daha çekici olduğunu belirttiğini ifade ediyor. Gerçekten de gülümsemek, insanları güzelleştirmekte ve karşı bireylere olumlu enerji vermektedir.

Bebekler doğuştan gülümseme ve gülme yeteneğine sahiptir. Yeni doğan her bebek birçok unsur ve davranışı zamanla etrafına bakarak öğrenir. Ancak gülümseme özünde var olan bir yetenektir.

Zoraki bile olsa gülümsemek stresi azaltıyor ve psikolojiyi düzeltiyor. Kişinin kendisini gülmeye zorlaması ilginç bir durum gibi görülebilir. Ama gerçekten psikolojik olarak rahatlama sağlayan bir durumdur. Çikolata yemek yerine zorla da olsa gülümsemek, daha etkilidir. Ayrıca çikolata gibi kilo, kalori sorunu yoktur. Bedava, zahmetsiz ve kilo yapmaz.

Gülümsemek bulaşıyor. Gülmek ve gülümsemek, çevredekilere de bulaşan bir durumdur. Enerjisi yüksek ve gülümseyen kişiler, surat asmakta zorlanır ve surat asanlara olumlu enerji yayar. Onların da gülmelerini sağlar.

Gülümseme stresi azaltır. Gülümsemek, vücutta salgılanan mutluluk hormonunu (endofin) salgılanmasını artırır. Bu da kişinin stres altından kurtulmasını ve stressiz bir hayat kurmasını sağlar. Mutlu olmanın ve stresten kurtulmanın ilk yolu gülümsemektir. Strese karşı stresle mücadelede 6 yöntem yazımıza göz atabilirsiniz.

5 ila 53 yüz kasını çalıştırır. Zorlamalı gülümsemelerde yalnızca 5 kas çalışsa da gerçek bir gülümseme de 53 yüz kası çalışır.

Evrensel bir olgu ve insanî kültürdür. Tüm kültürlerde ortak bedensel dildir. Dünyanın neresinde olursanız olun gülümsemek, her daim huzur, mutluluk ve onaylama ifade eder.

Bolca hayata gülümsemeniz dileğiyle…

%100 Verimli Uyku Uyumanın Sırları

%100 Verimli Uykunun Sırları

Verimli uyku, tüm canlıların yaşamını sürdürmesi gereken yegane gereksinimlerdendir. Hayatımızın önemli parçası olan uykudan %100 verim elde etmediğimiz zamanlarda vücut birtakım sorunlar göstermeye, hayatımız olumsuz etkilenmeye başlar.

Dünya nüfusunun birçoğu uykuya adeta aşıktır. Akşam olması gereken saate uyuyup, sabah erken saatte uyanmak ise adeta mücize niteliğindedir. Geç uyuma, erken uyuma, uyanamama, uyuduğu halde uykuyu alamama, bir türlü uykuya dalamama gibi çeşitli sıkıntılar kişiden kişiye göre değişiklik gösterse de uykudan %100 tam anlamıyla verim alamama, verimli uyku elde edememe ortak sorundur.

Uyku, sağlık başta olmak üzere zihinsel aktivitelerde ve güzellikte de etkilidir. Ger gör ki bir de günlük rutinler ve yapılması gerekenler işin içine girince hayat işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Peki uykudan %100 verim nasıl alınabilir? Verimli uyku elde etmenin sırrı ne? Dahası verimli bir uyku çekmek mümkün mü?

Kaç Saat Uyku Gerekiyor?

Öncelikle vücudumuzun kaç saat uyku uyuması gerektiğini bulmalıyız. Yetişkin birelerin günde 7 – 8 saat düzenli olarak uyuması gerekir. Bu durum elbette ki her birey için geçerli değildir. Herkes 8 saat uyuduğunda kendisini dinç, huzurlu ve sağlıklı hissetmeyebilir.

Biyolojik saatini dinle!

Vücudumuzun gerçekten kaç saat uykuya ihtiyacını öğrenebilmek için vücudumuzun biyolojik saatine kulak vermeliyiz. Akşam uykunuz kaçta geliyor, sabahları alarm veya dış etken olmaksızın kaçta rahat biçimde uyanıyorsunuz? Bunu gözlemleyin. Ortalama bir süre çıkacaktır. Bunu birkaç denemede tespit etmelisiniz. Ortaya çıkan süre, sizin uyumanız gereken süreyi ifade eder.

Ayrıca “Ulusal Uyku Vakfi” birtakım araştırmalar yaparak belli yaştaki kişilerin ortalama uyuması gerektiği süreleri tespit etmiştir. İnceleyebilirsiniz.

Uyumlu Bir Düzen Sağlayın

Hedeflerinize, günlük yapmanız gerekenlere ve gereksinimlerinize karşı koymaktan kaçının. Yaşam standardı ve şekli ile uyumlu bir uyku düzeni oluşturmalısınız.

Hepimiz birtakım hedefler belirleriz ve birçok kişinin yapmak istedikleri benzer niteliktedir. Lakin herkesin hayatı ve yaşam kalitesi ne yazık ki aynı değil ve sorumluluklar, gündelik ihtiyaçlar, yapılması gerkenler farklı. Sabah 8, akşam 5 beyaz yaka çalışan biri için sabahları uyanmak oldukça kolaydır. Fakat vardiyalı veya nöbetli çalışan biri için bu durum bu kadar kolay değildir. Ev, okul, iş ve sosyal çevredeki sorumluluklarımız bizim vaktimizi uyku ve hedeflerimizden daha fazla alıyorsa bu durumda uykudan fedakarlık söz konusu olacaktır. Misal vermek gerekirse;

  • gece 00.00’da uyumanız gerekiyor ise mutlaka bu saatten 6 saat öncesine kadar kafein ve tein içerikli içecekleri,
  • 3 saat öncesine kadar alkollü içecekleri bırakmanız gerekiyor.
  • Yine 2 veya 3 saat öncesinde birşey yiyip içmemelisiniz.
  • Uyumadan en az 2 saat önce bütün ağır aktivite, spor ve egzersizleri bırakmak gerekli.
  • Uykudan 1 saat öncesine kadar elektronik tüm aletleri kapatsanız iyi edersiniz. Televizyon, bilgisayar, telefon, tablet vb. tüm elektronik aletlerden uzak durmaya uykuya bir saat kala başlamalısınız.
  • Yine bir saat kala tüm iş, okul, ders, eğitim vb. faaliyetlerini durdurup, çalışmaları sonlandırmalısınız. Akabinde %100 verimli ve kaliteli bir uyku sizi bekliyor olacak.

Verimli Uyku Tatil Yapmaz

Verimli ve kaliteli bir uyku için tatil olmayacağını bilmelisiniz. Uykunun izin günü, dinlenme arası veya tatili olmaz. Dolayısıyla hafta sonu da olsa, yıllık izinlerde veya öğrenciler için ara tatillerde uykunuzdan ödün verme alışkanlığı edinmemelisiniz. Uyku saatlerine rutin biçimde dikkat etmelisiniz.

Şayet yoğun, aktif bir çalışma hayatınız varsa hafta sonu veya izin günlerinizde kendinize hediye vermek için ASLA uykunuzu kullanmamalısınız. Yani, cumartesi izinli iseniz kesinlikle cuma günü geç yatma girişiminde bulunmamalısınız. Geç saate kadar oturup, ertesi gün geç saatte uyanma gibi bir huy edinmeyin. Unutmayın ki, 1 – 2 günlük kaçamak uyku düzeninizi gerçekten olumsuz etkileyecektir.

Oda Sıcaklığını Kontrol Edin

Kaliteli uyku için oda sıcaklığı önemlidir. Çoğumuz kış aylarında sıcacık bir odada uyumak ister. Fakat çok sıcak veya çok soğuk oda uykunun düşmanıdır. Bu nedenle oda sıcaklığı 15 – 18 derece arası olmalıdır. 18 dereceği geçmediğinden emin olun. Sıcaklıkölçer kullanabilirsiniz.

Uyku İçin Işıklandırmayı İhmal Etmeyin

Uyku öncesi tavan ışıkları kapatılmalıdır. Tavsiyemiz karanlık ortamda uyumanızdır. Fakat endişe veya kaygı yaşıyorsanız gece lambası açabilirsiniz. Işıklandırma ve renkler vücuda, beyne uyku vakti geldiğinin sinyallerini ve mesajını verecektir.

Kısılabilir Işıklar ve Uyku Rahatlığı

Yatağımızdan çıkmak istemiyor, %100 rahatlık istiyorsak baş ucumuzda veya genel oda ışıklandırmasında kısılabilir ışık düzeneği ayarlamalıyız. Küçük pille çalışan ve ışıklandırması kısılabilen, açılabilen ışıklar bulunuyor. Bunlardan yatağınızın baş ucunda bulundurabilirsiniz.

Teknolojiye Veda Vakti

2020’li yıllarda, yani günümüzde çok zor olsa da kaliteli bir uyku için olmazsa olmak kurallardan biri de teknolojiye vedadır. Akşamları uykunuzda sizi yalnız bırakması gerekenler arasında telefon, bilgisayar ve diğer elektronik cihazlar bulunuyor.

Kesinlikle en fazla yapılan hayatı siz yapmayın!

Telefonu yastığınızın altına veya yatağınızın başına koyup, o şekilde uyumayın. Telefonların yaydığı radyasyon ve sinyal sistemleri uykunuzu, sağlığınızı ve beyin dalgalarını olumsuz etkiler. Bu da hem sağlığınızı, beyninizi ve hem de uykunuzu kötü etkileyecektir. Uyumadan 1 saat önce tümüne veda edin. Sosyal medya, e-postalar, web siteler, bloglar, televizyon kanalları, radyolar, video siteleri, aklınıza ne gelirse tümüne elveda demelisiniz.

Peki ya alarm?

Elektronik olmayan, geleneksel alarm özelliği bulunan baş ucu saatleri kullanabilirsiniz. Telefonunuzu da asla yatak odanızda şarja takıp, uyumayın.

Not: Verimli uyku için oda ışıklandırması önemlidir. Olabildiğince karanlık olması verimli uyku için etkili olacaktır.

Doğru Uyku Pozisyonunu Yakalama

Size en uykun uyku pozisyonu bulmalısınız. Boyun, sırt ve bel ağrılarını önlemek için size uykun yastık ve yatak tercih etmenizi tavsiye ederiz. Yastık, uyku için oldukça önemlidir. Uykunun en önemli aşamalarından birisi, doğru yastık seçimidir. Pozisyon olarak ilk uyku esnasında sağ tarafa yatmanız, bacaklarınızı kafif karın boşluğuna çekerek uyumanızı tavsiye ederiz. Bu sayede mide, kalp baskı altında kalmaz, kolaylıkla sindirim ve kan pompalanması mümkün olur. Ayrıca nef alımınız kolaylaşır.

Şayet yan yattığınızda sırt ağrısı yaşıyorsanız bunu çözmek için bacak arası yastığı kullanabilirsiniz.

Kokuya Dikkat

Rahat ve huzurlu bir uyku için oda kokusuna dikkat etmelisiniz. Ortamın kokusu, oda sıcaklığı ve yastığınız kadar önemlidir. Sizi ferahlatacak kokuların odanızda yayılması gerekir. Kötü, ağır, pis kokular sizi rahatsız edip, uykunuzu kaçıracaktır. Odanın havanlandırılması, kötü kokuların giderilmesi gerekir.

Stres Kaynaklarını Bertaraf Edin

Odada, uyuyacağınız ortamda sizi strese sokacak hiç bir unsura izin vermeyin. Gözü yoran, dikkat çeken tüm cisim ve nesneleri odadan uzak tutun. Çok dar, basık ve kalabalık yatak odası uykunuzu olumsuz etkiler. Sizi rahatlatan tablolar odanıza asabilirsiniz.

Ya Nevresim Takımları?

Sinir bozucu nevresim takımınız mı var? Sırf estetik görünsün diye uykunuzu kaçırmasına izin veremeyin. Beğenmediğiniz, rahatsız edici nevresim takımlarını kullanmayın. Saten ve benzeri kumaştan yapılma nevresimleri tercih etmeyin. Kayan çarşaflar kullanmayın. Lastikli çarşaf daha iyidir.

Yorgana Dikkat

Şayet evli iseniz veya biri ile uyumakta iseniz yorgana dikkat etmelisiniz. Yorgan, rahat biçimde ayarlanmalı, gerekirse iki ayrı yorgan kullanılmalıdır. Yorgan boyutu iki kişiyi de saracak boyutta olmalıdır. Ne çok büyük, ne de küçük olmalıdır.

Hortuya Çözüm Üretin

Odanızda horlayan biri mi var? İşiniz çok zor demektir. Hemen bir şeyler yapmalı, çözüm üretmelisiniz. Çoğu kişi horladığını da kabul etmez. Horladığını kabul eden kişinin bu sorundan kurtulması kolaydır. Ama etmeyenler, zorluk çıkarır. Bu yüzden önce onların horladıklarını kanıtlayın. Uyku boyu çıkan sesleri kaydeden mobil uygulamalar artık geliştirilmiş durumda. Onlardan faydalanabilirsiniz.

Uyku Öncesi Rahatlatıcı Bir Çay

Yeşil çay, papatya çayı gibi bazı bitkisel çaylar uykuya yardımcıdır. Rahatlatıcı ve gevşetici etkiye sahiptir. Dozu kaçırmadan, fazla abartmadan uykudan 45 – 50 dakika önce bir fincan bitki çayı için. Melisa, Papatya, Nane, Şerbetçiotu, Kediotu bunlar arasında uykuya iyi gelen çaylardır.

Yemeğe Dikkat Edin

Uykudan en az 2 saat önce bir şeyler yemeyi kesmelisiniz. Ayrıca bazı gıda ve besinleri ise en az 6 saat önce bırakmalısınız. Uyku Öncesi Yenilmemesi Gereken Gıdalar yazımıza daha fazlası için göz atabilirsiniz.

Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem, insan sağlığını ve psikolojisini en fazla etkileyen doğal afetlerin başında geliyor.

Yapılan araştırmalar depremin diğer doğal afetlere göre insan sağlığını ve psikolojisini çok daha fazla ve derinden etkilediği gösteriyor. “Lancet” isimli bir tıp dergisi, son zamanlarda meydana gelen depremlerde 780 Binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve milyonlarca insanın yaralandığı, binlerce yapının yok olduğu belirtildi.

Zelzele anında görülen Crush Sendromu, ölüm nedenlerinin başında geliyor. Deprem esnasında yapıların verdiği hasar neticesinde ölenlerin sayısı oldukça yüksek. Depremin meydana geldiği bölgelerde ve ülkelerin genelinde depresyon, intihar eğilimi, umutsuzluk ve tükenmişlik gibi psikolojik sorunlar baş gösteriyor. Sağlık açısından sakatlanma, yaralanma, travmatik sorunlar ortaya çıkabilmekte, psikolojik hastalıklar görülebilmektedir.

Zelzele, hayatın yaşanılamaz bir hal almasını sağlar. Sadece deprem bölgelerinde değil, ülke geneli ve yakın bölgelerde insanlar arasında huzursuzluk, korku, endişe ve depresyonla beraber stres oluşur.

İstanbul Büyük Risk Altında!

Yıllık ortalama dünya genelinde çeşitli şiddetlerde 1 milyonu aşkın deprem meydana gelmektedir. Los Angeles, New York, Tokyo, Delhi, Şanghay ve İstanbul gibi büyük kentler deprem fay hattı üzerinde yer almakta ve dünyanın en büyük nüfusunu barındırmaktadır. Aynı zamanda ticaret, iş, üretim merkezleridir. Bu bölgelerde yaşanılacak bir deprem, çok büyük kayıplara neden olabilmekte, sadece insan yaşamı değil, arda kalanların da hayatlarını alt üst etmektedir. İşsizlik, gasp, hırsızlık, hastalık, psikolojik sorunlar, ticaret çöküşü vb. beraberinde gelmektedir.

Deprem, yetişkinlere nazaran yaşlı ve çocukları daha fazla etkiliyor.

Deprem Her İnsanı Farklı Etkiler

Sarsıntı, her birey ve toplumda farklı sarsıntı ve olumsuz etkilere neden olmaktadır. Kimisi soğuk kanlılığını koruyabilse de çoğu kişi koruyamaz; korku, endişe ve umutsuzluk içine düşer. Ölüm korkusundan öte insanlar, sevdiklerini ve sahip olduklarını kaybetme korkusu, endişesi içine düşüyor. Çaresiz kalma, göçük altında kalma ve çıldırma tedirginliği tüm ruh halini kaplıyor. Deprem kaynaklı yaşanılan depresyon, savaş ve kaos ortamında hissedilen duygulardan çok daha farklı ve üst düzeydedir. Kurtuluşun ve umutların tamamen yok olduğu bir duygusal buhran söz konusudur.

Zelzele halinden sonra aşırı buhrana düşen, tepkime gösterenlerin dikkatine!

Zelzele ve sarsıntı sonrası hayatta kalan kişiler çok fazla dikkatli olmalıdır. Yakınlarını kaybetsin veya etmesin şayet çok fazla tepki gösteriyor, ciddi ruhsal çöküş yaşıyor ise mutlaka psikolojik tedavi almalıdır. Öncelikle bölgeden uzaklaşmak ruhsal tedavi için etkili olabilir. Ancak bu durumun sonrasında aynı bölgeye gelindiğinde çok ciddi duygusal acılar verebileceği de unutulmamalıdır.

Zelzele olarak tabir edilen ve dilimizde manasal olarak sarsıntı anlamına gelen bu yıkımsal doğal felaket, ansızın yakalamakta ve çoğu zaman bizler hazırlıksız karşılamaktayız. Ülke genelinin deprem kuşağında olması, her zaman toplumsal olarak bizleri buhran ve endişe içinde koymaktadır. Fakat bu durumu bilmemize rağmen hiç bir şekilde önlem, koruyucu tedbir alma gibi huy edinmiş değiliz.

Ülke yönetimi, eğitim birimleri, sağlık kurumları, inşaat sektörü ve altyapı konusunda işlem gören belediyeler bu konuda çok yetersiz. Ancak bireysel olarak bunların ötesinde biz ne kadar yeterliyiz? Kendimizi ve ailemizi depreme hiç hazırladık mı? Deprem konusunda birkaç önemli bilgi edinip, deprem çantası hazırladık mı? Deprem tatbikat ve testleri yaptık mı? Biz, deprem kuşağı insanları olarak bireysel çapta bile üzerimize düşenleri yapmamaktayız.

Depremler bitmeyecek ama tedbirlerle alcağı can ve mal kaybı en aza indirilecektir.

yorgunluk ve tükenmişlik

Yorgunluk Modern Zamanın Gerekliliği mi?

Yorgunluk ve tükenmişlik denilen his, modern zamanın gerekliliklerinden mi gerçekte? Birçoğumuzu çepeçevre saran, etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi, son 10 yılda beklenenen daha hızlı ve geniş kitlelere yayıldı.

Edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı Anna Katharina Schaffner‘ın hayatından kesitlerle yapılan bir araştırmaya göre yorgunluk ve tükenmişlik hissine ilişkin önemli bulgular elde edilmiş.

Yorgunluk Hissi Son Zamanlarda Neden Çok Yaygınlaştı?

Grip gibi salgınlar arasında gösterebileceğimiz yorgunluk hissi, kişide “ağırlık hissi” duyması şeklinde kendisini gösteriyor. En basit tarifiyle kişinin enerjisini tüketip, halsiz ve isteksiz bir hale girmesine neden oluyor.

Bazı uzmanlar, “Yorgunluk” denilen bu hissin yaşadığımız modern çağın bir gerekliliği ve getirdiği olağan his olduğunu savunuyor. İyi ama bu doğru mu? Hayatın belli aşamalarında bireyi etkileyen geçici bir rahatsızlık mı?

İngiltere Kent Üniversitesi’nde Edebiyat Eleştirmeni ve Tıp Tarihi Uzmanı Anna Katharina Schaffner, halsizlik ve yorgunlukla ilişkili olarak tükenmişliğe ilişkin araştırma yapmaya karar vermiş ve “Yorgunluğun Tarihi” adlı kitapta birçok önemli bilgi ve bulguyu toplamıştır.

Alman hekimler, yorgunluktan şikayetçi ve günün neredeyse her saati kendilerinde yorgunluk hissetmektedir. Finlandiya’daki araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluğa karşı farklı yöntemler geliştirdiklerini ortaya koydu. Erkeklerin daha çok hastalık izni kullandığı ortaya çıktı.

Almanya’da yayımlanmış önemli bir makale, “yorgunluk” depresyonun bir derece lüks sürümü olarak nitelendirilmiştir. Hepimiz “Depresyon” denilen hissi, olumsuz olarak nitelendiririz. Başarısız insanların hastalığı olarak görürüz. İyi, başarılı ve eğitimli insanlar ise bu tabir yerine “Yorgunluk” sözcüğünü kullanıyor. Sizce de biraz öyle değil mi?

Ancak Schaffner, bu iki kavram ve hissin çok daha farklı olduğunu belirtiyor. “Depresyon” hissinde özgüven kaybının, kişide bireysel nefret hissinin olma durumu söz konusu iken; “yorgunluk” ve “tükenmişlik” hissinde ise kişinin kendi özüne bakışında bir değişim olmaması söz konusuudr.

*”Yorgunluk” kavramını, “kronik yorgunluk sendromu” ile karıştırmamak gerekir.

7/24 Kültürü Hakkında

Bazı uzman ve kişiler ise insan beyninin modern çalışma için başa çıkabilir düzeyde henüz evrilmediğini ileri sürmektedir. Verimliliğin artırılması için yapılan zaruri ve sürekli baskı hali, kişiyi iş yoluyla kanıtlamaya zorlamakta ve kişiyi bir işçi olarak ya savaş, ya sıvış durumuna itmektedir. En nihayetinde ise stres hormonlarının salgılanması söz konusu olmaktadır.

Hepimiz hayatın belli safhalarında birtakım baskılara maruz kalmaktayız. Büyükşehir hayatı, teknolojik cihazların etkisi, 7/24 kültür, gerçek manada dinlenmeyi zorlaştırıyor. Kişi kendine vakit ayırabilse bile, dinlenmeye imkan vermeyen bir yaşantı sürdürmek zorundadır. Sonunda ise tükenmişlik sendromu ve yorgunluk hissi baş gösteriyor. (Hiç olmasa biz teorik olarak böyle kabul ediyoruz.)

Schaffner, yaptığı araştırma neticesinde yorgunluk halinin günümüze veya modern çağlara ait bir sorun olmadığını ortaya koydu. Çok eski çağlardan Roma Uygarlığına kadar uzanan bir serüven söz konusu. Hristiyan dininin Batılı toplumlarda yaygınlık kazanmasından sonra ise yorgunluk hali, manevi bir zafiyet olarak görülmüştür.

İlerleyen zamanlarda modern tıp ilmi gelişim gösterdi. yorgunluk belirtilerine “Nevrasteni” veya “Sinir Zayıflığı” tanısı konuldu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf  gibi birçok ünlü kişiye de bu kapsamda Nevrasteni teşhisi konuldu. Buna ise sanayi devriminin neden olduğuna inanılıyordu.

Ruhsal ve Fiziksel Etkenler

Günümüzde sadece Japonya ve Çin’de kullanılan bu terimin depresyon yerine kullanılmasını bazı aydınlar eleştiriyorlar. Araştırma ve bulguları incelediğimizde yorgunluk sorununun modern çağa ait olmadığı, ezelden bu yana var olduğu anlaşılabiliyor.

“Yorgunluk dünden beri vardı ama neden ve gerekçeleri sadece değişti.”

Schaffner 

Yorgunluk ve Sanırları Belirleme

Modern çağ, stresin temel kaynaklarını besliyor. Şayen bir iş veya uğraşta sınırlar doğru belirlenmez veya hiç belirlenmez ise kişi kendini zorluyor, “yeteri düzeyde başarılı ve iyi olmama“, “beklentileri karşılayamama” durumu ortaya çıkmaktadır. Bu olmasa bile olma ihtimali kişide kaygıya neden olmaktadır.

E-posta kontrolü, sosyal medya ve website yönetimi kişisel bazda ve toplumsal alanda gerçekten enerji tüketen, kişiyi yoran eylem ve işler arasındadır. Çünkü artık ofis veya iş yerinden çıktığımızda işimiz bitmiyor. E-postalar, sosyal medya, web site ve telefon trafiği devam ediyor. Özellikle beyaz yaka çalışanların hayatı bu şekilde devam ediyor. Tüm bu unsurlar stresin başlıca kaynaklarını oluşturuyor.

Peki bu sorunun çözümü ne?

Şimdilik geçmiş yıllara baktığımızda bir çözüm bulduğumuzu söyleyemeyiz. Çok eskiden yorgun olan insanlara yatak istirahati ve dinlenme önerilirdi. Peki ya bugün? Kişileri yorgunluk hissinden ve tükenmişlik duygusundan kurtarmak için bilişsel davranış terapileri uygulanmakta.

Çare olarak düşünecek olursak kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini bilmeliyiz. Kişi, kendisinde var olan pozitif enerjiyi neyin tükettiğini iyi tespit etmelidir. Kimisi kitaplara, kimisi spora ve kimisi tatile yönelebilir. Ama önemli olan eğlence, iş ve dinlenme arası sınırların doğru ve etkin konulabilmesinde.

Yorgunluğu ortadan kaldıran en önemli şeyin, sizi mutlu ve huzurlu hissettiren şeylerin olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

Ağlamanın Çözdüğü Sorunlar

Ağlamanın Çözdüğü Sorunlar

Ağlamak denilen olgu, canlılara has duygusal bir tepkimedir. Gerçekten rahatlatıcı etkileri olsa da çoğu kişi, özellikle erkekler pek ağlamayı tercih etmez. Hatta toplumda zayıflık göstergesi olarak görülmektedir.

Zaman içerisinde birtakım duygular yaşar, kimi zaman kişiyi olumsuz etkileyen neticeler ortaya çıkar. Bu hislerin kimi zaman fiziksel olarak yaşandığı anlar vardır. Sevinirken gülmek, üzülünce ağlamak bunlardan birkaçıdır. Fakat sadece üzgün olunduğunda kişi ağlamaz. Aynı zamanda sevinç, korku gibi duygusal olgular da ağlamaya neden olur. Yapılan araştırmalar ağlamanın bir nebze olsun rahatlattığını göstermektedir.

Duygularını dışa vurmayı başaran kişiler kolayca ağlayabilir. Ama toplumun birçok bireyi bunu başaramaz, hatta gülmek ve korkmak gibi duyguları dışa vurabilirken, ağlama duygusunu şiddetle bastırmaktadır. Bir süre bastırılan bu duygu ilerleyen zamanlarda ağlamayı zorlaştırır. Öyle ki, istenilse de ağlamak mümkün olamayabilmektedir. Bu bastırmanın ise çok büyük sorunları davet ettiği unutulmamalıdır.

Amerika’da yapılmış bir araştırma, kadınların ayda ortalama 3,5 defa, erkeklerin ise 1,9 defa göz yaşı döktüğü saptanmıştır. Ayrıca ağlamanın birtakım sağlık sorunlarına da iyi geldiği bilinmektedir.

Ağlamak İhtiyaç mı?

Evet, ihtiyaç! Tıpkı yemek, içmek, uyumak gibi gülmek ve ağlamak da bireysel gereksinimlerdir. Beden kirlendiğinde su ile yıkanması gerekir. Bazı ruhsal sorunlar meydana geldiğinde de ağlamak bu durumu yatıştırmakta ve sağlık sorunlarını gidermektedir.

Ağlamak Ne Tür Sorunlara İyi Gelir?

Stres

Günümüz dünyası kapitalist bir toplum yetiştirmiştir. Acımasız, BEN merkezci, dünyevileşmiş bireylerin hakim olduğu bir dünya düzeni kurulmuştur. Bu yaşam modelinin ise en büyük sorunu kuşkusuz “Stres” ve “Keder” gibi hastalıklardır. Bu zamanlarda stres ile başa çıkmanın bazı taktikleri elbette bulunuyor. Ağlama, stres başta olmak üzere birçok ruhsal sorunun çözümünde büyük etkiye sahiptir. An itibarıyla rahatlama sunduğu gibi, bedenin ve beynin salgıladığı hormonlar sayesinde iyileşmeye yardımcı olmaktadır. Vücudun esneyip, gevşemesini sağlar. Ağlamak sinir sistemini (PNS) etkin hale dönüştürür.

Kan Basıncı

Kan basıncının artması sonucu yüksek tansiyon ve felç başta olmak üzere kap yetmezliği, demans, böbrek yetmezliği gibi saplık sorunları baş gösterebilmektedir. Ağlamak ise kan basıncını düşürür ve kontrol altına alınmasını sağlar.

Not: Yoğun ve aşırı ağlama ritüelleri ise nabzı kötü etkilemektedir. Dengeyi korumak gerekir.

Birikmiş Toksin

Kötü ve dengesiz beslenme, aşırı stres ve kaygı zamanla vücutta toksin birikmesine neden olur. Ağlarken gözden akan gözyaşları ise bu duman ve toz tarzı toksinleri temizler. Ağladığınızda stres ve kaygı kaynaklı toksinler vücuttan atılır.

İyi Ruh Hali

Ağladıkça ruh halinde iyileşme ve rahatlama görülmektedir. Agresif, şiddet yanlısı ruh hallerinden korunmanın en iyi yolu gerektiğinde ağlamaktır.

Ağrı Dindirme

Bazı fiziki ağrılar, istemsiz gözyaşlarının akmasına sebep olabilmektedir. Bu ise bedenin kısmi ağrılardan kurtulması, acının hafifletilmesi için beyin ve bedenin gösterdiği doğal tepkimedir. Ağlarken bedenin oksitosin ve endorfin salgıladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu kimyasallar ise ağrı dindirici, duygusal acıyı hafifletici etkiye sahiptir.

Bol ve her daim değil, yeteri oranda gerektiğinde ağlamanız dileğiyle…

Reformer Pilates İle Kilo Verme

Reformer Pilates ile Kilo Verme

Esneten ve kilo vermeye yardımcı olan Reformer Pilates, son zamanların en fazla eğilimde olan kavramları arasındadır. Standart pilatestten farklı tarzda, farklı aletlerle yapılmaktadır. Peki bu reformer denilen şey nedir, faydaları nelerdir?

Spor yapmak, ne kadar sağlıklı olsa da zahmetli ve yorucu bir iştir. Özellikle kilolu kişilerin pek keyif almadığı, çokça yorulduğu etkinliklerdendir. Fakat sportik aktivitelerin gerek beden, gerek zihin, gerek iç hissi özellik bakımından birçok fayda sağladığı bilimsel olarak çok kez ispat edilmiştir. Spor mekanı ve salonlarında vakit kaybetmek istemeyenler çoğunlukla doğa sporlarını veya evde uygulayabilecekleri egzersiz yöntemlerini tercih ediyor. Son zamanların popüler spor biçimi ise bunlardan biraz daha farklıdır. Reformer Plates olarak adlandırılan bu yöntem, egzersiz trendi olarak nitelendirilebilir. Sıkılaşma, esneme bir arada bir uygulama denilebilir. Klasik pilatesten ise farklı yapıdadır. Reformer Pilates sayesinde vücut esnetilir, güçlendirilir.

Reformer Pilates Nedir?

Spor yapmayı istiyor ama klasik spor salonlarına bağlı kalmak istemiyor musunuz? Bu ve benzeri yöntemlere ek seçenek arayanlardan mısınız? O halde son dönemin en trend egzersizi pilatesin ardından şimdi sıra daha trend olan reformer pilates de. Klasik pilatesten farklıdır. Özel alet kullanılarak yapılır. Bu aletler sayesinde yüzü aşkın egzersiz yapmak mümkün. Bu hareketler bedenin belli alanlarını çalıştırmaktadır. Vücudu çok daha zinde, kuvvetli ve esnek yapıya sokar. Klasik pilatesten ise çok daha yoğun program içerir.

Geçmişe Uzanan Temeli

Bu pilates aletlerinin geçmişe dayanan temelleri bulunuyor. I. Dünya Harbi’nden bu yana yaralı askerlerin yatak tedavilerinde Joseph Pilates tarafından sıkça kullanılmıştır. Günümüzde de kullanılmakta ve 6 temel ilkesi bulunmaktadır;

  • Odaklanma,
  • Doğruluk,
  • Nefes,
  • Akıcılık,
  • Kontrol,
  • Düzenlilik
Reformer pilates Örnek Gösterim

Reformer pilatesin Faydaları

Fiziksel ve mental faydaları dışında bedenin esnek ve kuvvetli bir yapı kazanmasını sağlar. Kaslardaki bağ dokusunu güçlendirir ve vücut daha esnek bir yapı kazanır. Ayrıca vücudun “Core” olarak adlandırılan bölgesini kuvvetlendirdiğinden dolayı bel, sırt bölgelerindeki ağrıları azaltır, omurgayı hizalar ve duruş bozukluğunu düzeltir. Kasların şekillendirilmesinde, vücudun sıkı ve sağlıklı bir görünüm kazanmasında, kolayca kilo verilmesinde etkilidir. Doğru nefes alımını bedene öğretir.

Reformer Pilates Nasıl Yapılır?

Evvela özel aletle yapıldığı bilinmelidir. Dirençli yaylar kullanılarak tasarlanmış bu alet, çok yönlü olup, yüzden fazla egzersizi yapmaya olanak sağlar. Oturarak veya ayakta durur vaziyette uygulanmaktadır. Kayış ve ilave donanımlar ile pilates yapılıyor. Kişise göre uzunlukları, denge ve esnekliği ayarlanabilmektedir. düzenli biçimde uygulanması durumunda kısa sürede fark görülebilmektedir. Haftada 2 – 3 gün ortalam bir saat uygulamak yeterlidir.

Muhakkak Pilates eğitmeni eşliğinde uygulanmalıdır. 
Migren Ağrısını Gideren 8 Besin

Migren Ağrısını Gideren 8 Besin

Migren, kronik olarak devam eden baş ağrılarındandır. Tedavisi bulunan nörolojik bir hastalıktır. Yaşam kalitesini düşüren hastalıkların başında migren gelir. Zonklama veya sakaklarda keskin ağrı şeklinde görülür. Çoğunlukla da ilginçtir kadınlarda görülür. Başladı mı adeta bitmek bilmez. Kişinin tüm hayatını ve yaşam kalitesini berbat eder.

Peki, Migrenden kaynaklı ağrılara ne iyi gelir?

Migren ağrılarını bazı doğal yöntemlerle azaltmak mümkündür. Doğru ve etkili beslenme düzeniyle beraber bazı besinleri ilave etmek yeterli olacaktır.

Migren Gideren Avokado

Avokado, tropikal bölgelerde yaygın yetişen meyvelerdendir. Migren ağrılarına karşı oldukça etkili meyvelerdendir. Lutein ve Zeaksantin gibi antioksidan bileşenler içermesinden dolayı migren ağrılarıyla baş etmek için ideal gıdadır. Düzenli ve yeterli oranda Avokado tüketimi, kronikleşen migren ağrılarını engeller.

İncir

İncir, lif, magnezyum, manganez, Sodyum, B6 Vitamini ve Potasyon bakımında zengin meyvelerin başında gelir. Birçok derde deva olduğu gibi, Migren ağrılarının dindirilmesinde de etkilidir. Birçok uzman, İncirin içeriğindeki potasyumun bağ ağrılarına iyi geldiğini ifade etmektedir. Haftada birkaç defa, birkaç adet tüketebilirsiniz. İncir, Ceviz ve Bekmez üçlüsünü denemenizi tavsiye ederiz.

Somon Balığı

Omega 3, Folik Asit ve B2 Vitamini bakımından en zengin içeriğe ve bileşene sahip besinlerden birisi Somondur. İçeriğindeki Omega 3 Vitamini, sinirlerin korunmasını ve dengelenmesini sağlar. Bu sayede beyin işlevlerinin sinirlerle alakalı rahatsızlıklarını dindirir. Somon balığının dışında hamsi ve ton balığının da migren ağrısını dindirici etkisi vardır.

Tatlı Patates

Tatlı Patates, içerik bakımından zengin besinlerdendir. Yüksek lif kaynağı ve potasyum zenginidir. Kanser ve baş ağrılarına karşı etkilidir. Lezzetli olduğu kadar bağ ağrılarıyla mücadelede de faydalı sonuçlar sunar, rahatlatıcı etkisi vardır.

Havuz ve Yaz Meyvesi Karpuz

Öncelikle beyin ve birçok hastalık için bol miktarda su içmek gerekiyor. Su ile beraber sulu gıdaların tüketimi de önemli. Sulu ve zengin bileşenli gıdalardan olan Karpuz ve Havuç, baş ağırısı ve benzeri sorunlara karşı dindirici etkiye sahiptir. Bol miktarda ve mevsiminde tüketilmelidir.

Karalahana ve Kinoa Etkisi

Hastalıklarla mücadelede Kinoa ve Karalahananın da faydası büyüktür. Magnezyum ve demir içerdiği için Kinoa, Omega 3 açısından zengin olduğu için Karalahana ağrılar ve migrenin sebep olduğu ağrılar ile mücadelede etkilidir. günlük yemek ve salatalarda bulundurmanızı tavsiye ederiz.

Olmazsa Olmaz Yoğurt

Yapılan bazı araştırmalar, yoğurdun içeriğinde bulunan B vitaminin baş ağrılarına iyi geldiği ve migrensi zonklamaları dindirdiği görülmüştür. Şayet çok sık migrenden kaynaklı baş ağrısı yaşıyorsanız yoğurt bulunmaz bir nimet olacaktır. Akşamları ve günün belli zamanlarında tüketmenizi tavsiye ederiz. Öyle ki, düzenli yoğurt tüketimi, ağrı ataklarını engelleyecektir.

Limonlu Su

Öncelikle limon ve limon suyunun yaşam kalitesindeki yerini ne kadar çok anlatsak da tam olarak faydasını anlatmış olamayız. Güne limonlu su ile başlamak ne kadar faydalı, kelimeler yetmez bunu anlatmaya. Sağlığa faydaları saymakla bitmez. Özündeki yüksek orantılı C Vitamini, baş ağrılarına da iyi gelmektedir. Ağrı ataklarına karşı yarım bardak limon suyu içmek, 2 çay kaşığı tuz ilave edip tüketmek gerçekten büyülü bir dokunuş sunacaktır. Sizleri çok daha ferah, dinç ve rahat hissettirecektir.

Bir de Bizden Bonus: Tarçınlı Masaj

Başınızın ağırsı hala dinmiyor mu? Baş ağrınıza bir deva daha sunalım. Başınızda ağrı olduğunda birkaç çubuk tarçını alıp ezin ve toz haline getirin. Macun kıvamına gelene kadar su ekleyip, karıştırın. Sonra bu karışımı şakaklarınıza ve özellikle alın bölgesine sürüp, masaj yaparak uygulayın. 25 – 30 dakika bekletin. Ardından ılık suyla yıkayın. Bu özlü karışım, başta migrenden kaynaklı ağrıları ve çeşitli baş ağrılarını dindirmeye yardımcıdır.

Ağrısız kaliteli günler dileriz.

Termal Kaynakların Yaşam Kalitesine Etkileri

Termal kaynaklar, asırlardır insanların şifa ve deva aradığı önemli doğal kaynaklar olmuştur. Yaşam kalitesini etkileyen en önemli faktör sağlıktır. Termal kaynaklar ve bu kaynaklar üzerine kurulu kaplıcalar, kişinin yaşam kalitesine her zaman olumlu etki etmiştir. Yaşam kalitesini artırıcı unsurlardan biri olan eğlenme, sağlığı koruma ve rahatsızlıklara şifa bulma durumu, kaplıcalar sayesinde mümkündür.

Kaplıcalar ve Termal Kaynaklar kullanılarak uygulanan kür uygulamaları, insanın yaşam kalitesini yakından etkilemektedir. Kaplıcalar tarihte olduğu gibi, günümüzde de önemli şifa kapısıdır. Kaplıca tedavisi, Avrupa, Asya ve Amerika gibi her kıtada önem arz eden tedavi türüdür.

Balneoterapi Yöntemlerinin Yaşam Kalitesine Etkileri

Banyo Kürleri: Sıcaklıklar 20 oC ve üzerinde olan, çok sayıda mineral, maden tuzu, gaz ve faydalı element barındıran doğal kaynak sular ile kür uygulamaları yapılmakta, yüzme veya uzanma yahut oturma şekillerinde yapılan küvet uygulamalarını içermektedir.

İçme Kürleri: Mineralli suların yer aldığı kaplıcalarda belli oranda su içilmesi uygulamasıdır. Kalsiyum, kükürt ve magnezyum açısından zengin elementler içeren kaynak suları ile farklı hastalıklara iyileştirici etkisi söz konusudur.

Yöntem ve uygulamaları çeşitlilik gösteren termal kaynaklar, yapılan birçok araştırma neticesinde sağlığa oldukça büyük faydalar sunduğu tespit edilmiştir. Kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarını, romatizma hastalıkları, eklem ağrılarını, dizde kireçlenme sorunlarını ve nörolojik, travmatik hastalıkları giderme konusunda oldukça etkilidir. Cilt rahatsızlıklarına ve solunum sistemi hastalıklarına da iyi gelmektedir. Sindirim, idrar yolu hastalıkları, spor sakatlıkları tedavilerinde kullanılan doğal yöntemleri içerir.

Termal kaynaklar, hastalıklara şifa bulmak amacıyla birlikte mevcut sağlığı korumak, zinde kalmak ve aynı zamanda eğlenmek amacıyla da tercih edilmektedir. Termal kaynakların en önemli tesisleri kaplıcalardır.

Not: Ateşli-İltihaplı hastalar, organ yetmezliği olan hastalar, bağışıklık sistemi sorunu yaşayanlar,  kanser hastaları, kanaması olan veya kanama riski bulunan kişiler, akut üriner sistem rahatsızlıkları olanlar termal kaynak uygulamalarından faydalanamaz, faydalanması ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Yaşam kalitesini ise ciddi düzeyde olumsuz etkilemektedir. Ayrıca kalp – damar hastalığı olan, kansızlık ve diyabet hastalığı bulunan kişilerinde hekim kontrolünde ancak bu tedavilere başvurması gerekmektedir.

Yaşam kalitenizi artırmak, hayatı dolu dolu yaşamak için yılda en az bir defa kaliteli, modern termal tesislerde konaklamalı, termal kaynaklardan faydalanmalı ve haftada en az 1 şişe (500 ml) maden suyu tüketmelisiniz.

Keçiboynuzu Faydaları

Anadolu’nun bazı yörelerinde “Harnup” olarak da adlandırılan Keçiboynuzu, Akdeniz ikliminde yetişmektedir. Özünden ve tohumundan, tozundan birçok alanda faydalanılmaktadır. Keçiboynuzu, vitamin ve mineral açısından zengin ve sağlığa oldukça faydalı bir besindir.

Keçiboynuzu

Keçiboynuzu bitkisi, yaprakları sert ve yeşil renkte maki türü bir bitkidir. Çalı ve ağaç biçimde yetişmekte olan bitkilerdir. Türkiye’de Antalya, Mersin, Muğla çevrelerinde yetişmektedir. Keçiboynuzu, pekmez başta olmak birçok üründe kullanılmaktadır ve ilaç sanayisinin de başlıca hammaddelerindendir. Çikolata yapımında tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Tohumundan elde edilen balsam, tekstilde apreleme için kullanılmaktadır.

Keçiboynuzu Besin Değeri

Bileşim açısından zengin bir bitkidir. Önemli vitamin ve minareler içermektedir. K Vitamini, B2 Vitamini, E Vitamini içermektedir. Kalsiyum, çinko, potasyum ve fosfor açısından bedene faydalı minareler içermektedir. Antioksidan ve karbonhidrat açısından da zengindir. 100 Gram keçiboynuzu 540 kcal kalori mevcuttur.

Keçiboynuzunun Faydaları

Doğallığı ve içerdiği özlerden kaynaklı olarak birçok hastalığa karşı şifa niteliği olan bitkidir. Metabolizmayı desteklemektedir.

Antioksidan Etkisi: İçerisinde bulunan Antioksidanlar ile serbest radikallere karşı mücadelede etkilidir ve vücudu tümüne karşı korur. Öksürük için giderici etkiye sahiptir. Astım ve bronşit gibi rahatsızlıklara karşı fayda sunmaktadır. Alerjik astım hastalıklarından kaynaklı solumun yollarının tıkanıklılığını da gidermeye yardımcı olur. Ayrıca kanser hücrelerinin büyümesine mani olmaktadır.

Enfeksiyon Önleme Etkisi: Vücudu tüm enfeksiyonlara karşı korur. Grip, nezle ve soğuk algınlığına karşı iyileştirici ve koruyucu etkiye sahiptir.

Diyabete Karşı Etkisi: Keçiboynuzundaki şeker oranı çikolataya kıyasla çok daha düşüktür. Kan şekerinin yükselmesini engeller. Diyabet hastaları için güvenilir besin kaynağıdır.

Not: Şeker düzeyi yüksek olanların çok fazla, doktora danışmadan tüketmemesi gerekir.

Kalp ve Damar Sağlığı: Keçiboynuzunun lifli yapısından dolayı kötü kolesterol diye bilinen LSD seviyesinin düşürülmesine fayda sağlanmaktadır. Kalp ve Damar sağlığı için oldukça faydalıdır.

Sindirim Etkisi: Bağırsak hareketlerinin desteklenmesinde önemli role sahiptir. Mide sıvılarının salgılanmasını destekler. İshal gibi sorunlara karşı giderici, iyileştirici ve koruyucu etkiye sahiptir.

Kilo Vermeye Etkisi: Lif içeriğinin zengin olmasından dolayı açlık hormonu (Ghrelinin) salgılanmasına mani olur. Bu hormonun inhibe edilmesinde etkili olduğundan açlık hissi verecek iştahı engeller ve kilo vermeye yardımcı olur.

Kanserle Savaş Etkisi: Vücutta yer alan serbest radikallerin temizlenmesinde antioksidan ve polifenol özelliğine sahip olduğundan, kanserli hücre oluşumunu önler. Rahim ağzı kanserine neden olan hücrelere mani olur.

Hücrelere Etkisi: Hücreleri yeniler. Hücre kaybını engeller.

Cinsel Güce Etkisi: En önemli faydaları arasına cinsel güç artırması vardır. Sperm (Meni) sayısının artırılmasında, iktidarsızlık sorununun tedavisinde büyük fayda sağlamaktadır. Lakin doymuş yağ asidinden dolayı çok FAZLA tüketilmemelidir, zira fayda yerine zarar verecektir.

Yaralara Etkisi: Yaraların iyileştirilmesinde faydalıdır. İyileşme sürecini hızlandırır.

Dişlere Etkisi: Zengin mineral ve vitaminlerle dolu bir içeriğe sahiptir. Dişlerin güçlendirilmesinde büyük etki sağlar.

Keçiboynuzu Pekmezinin Faydaları

Keçiboynuzu pekmezinin birçok faydası olup, bazıları şu şekilde ifade edilebilir;

  • Sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir ve şişkinliği azaltıp, bağırsakları temizler.
  • Bronşit, Grip, Nezle ve Astım gibi rahatsızlıklara karşı mücadele eder.
  • Öksürüğü giderir, balgam söktürür.
  • Karaciğer için faydalıdır.
  • Kansere karşı savaşır ve kansere yakalanma riskini düşürür.
  • Kalbe ve kalp çarpıntısına iyi gelir.
  • Kanı temizler, damar tıkanıklılığını önler.
  • Alerjik rahtsızlıkları dindirir.