Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem İnsan Psikolojisini ve Sağlığını Nasıl Etkiler

Deprem, insan sağlığını ve psikolojisini en fazla etkileyen doğal afetlerin başında geliyor.

Yapılan araştırmalar depremin diğer doğal afetlere göre insan sağlığını ve psikolojisini çok daha fazla ve derinden etkilediği gösteriyor. “Lancet” isimli bir tıp dergisi, son zamanlarda meydana gelen depremlerde 780 Binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve milyonlarca insanın yaralandığı, binlerce yapının yok olduğu belirtildi.

Zelzele anında görülen Crush Sendromu, ölüm nedenlerinin başında geliyor. Deprem esnasında yapıların verdiği hasar neticesinde ölenlerin sayısı oldukça yüksek. Depremin meydana geldiği bölgelerde ve ülkelerin genelinde depresyon, intihar eğilimi, umutsuzluk ve tükenmişlik gibi psikolojik sorunlar baş gösteriyor. Sağlık açısından sakatlanma, yaralanma, travmatik sorunlar ortaya çıkabilmekte, psikolojik hastalıklar görülebilmektedir.

Zelzele, hayatın yaşanılamaz bir hal almasını sağlar. Sadece deprem bölgelerinde değil, ülke geneli ve yakın bölgelerde insanlar arasında huzursuzluk, korku, endişe ve depresyonla beraber stres oluşur.

İstanbul Büyük Risk Altında!

Yıllık ortalama dünya genelinde çeşitli şiddetlerde 1 milyonu aşkın deprem meydana gelmektedir. Los Angeles, New York, Tokyo, Delhi, Şanghay ve İstanbul gibi büyük kentler deprem fay hattı üzerinde yer almakta ve dünyanın en büyük nüfusunu barındırmaktadır. Aynı zamanda ticaret, iş, üretim merkezleridir. Bu bölgelerde yaşanılacak bir deprem, çok büyük kayıplara neden olabilmekte, sadece insan yaşamı değil, arda kalanların da hayatlarını alt üst etmektedir. İşsizlik, gasp, hırsızlık, hastalık, psikolojik sorunlar, ticaret çöküşü vb. beraberinde gelmektedir.

Deprem, yetişkinlere nazaran yaşlı ve çocukları daha fazla etkiliyor.

Deprem Her İnsanı Farklı Etkiler

Sarsıntı, her birey ve toplumda farklı sarsıntı ve olumsuz etkilere neden olmaktadır. Kimisi soğuk kanlılığını koruyabilse de çoğu kişi koruyamaz; korku, endişe ve umutsuzluk içine düşer. Ölüm korkusundan öte insanlar, sevdiklerini ve sahip olduklarını kaybetme korkusu, endişesi içine düşüyor. Çaresiz kalma, göçük altında kalma ve çıldırma tedirginliği tüm ruh halini kaplıyor. Deprem kaynaklı yaşanılan depresyon, savaş ve kaos ortamında hissedilen duygulardan çok daha farklı ve üst düzeydedir. Kurtuluşun ve umutların tamamen yok olduğu bir duygusal buhran söz konusudur.

Zelzele halinden sonra aşırı buhrana düşen, tepkime gösterenlerin dikkatine!

Zelzele ve sarsıntı sonrası hayatta kalan kişiler çok fazla dikkatli olmalıdır. Yakınlarını kaybetsin veya etmesin şayet çok fazla tepki gösteriyor, ciddi ruhsal çöküş yaşıyor ise mutlaka psikolojik tedavi almalıdır. Öncelikle bölgeden uzaklaşmak ruhsal tedavi için etkili olabilir. Ancak bu durumun sonrasında aynı bölgeye gelindiğinde çok ciddi duygusal acılar verebileceği de unutulmamalıdır.

Zelzele olarak tabir edilen ve dilimizde manasal olarak sarsıntı anlamına gelen bu yıkımsal doğal felaket, ansızın yakalamakta ve çoğu zaman bizler hazırlıksız karşılamaktayız. Ülke genelinin deprem kuşağında olması, her zaman toplumsal olarak bizleri buhran ve endişe içinde koymaktadır. Fakat bu durumu bilmemize rağmen hiç bir şekilde önlem, koruyucu tedbir alma gibi huy edinmiş değiliz.

Ülke yönetimi, eğitim birimleri, sağlık kurumları, inşaat sektörü ve altyapı konusunda işlem gören belediyeler bu konuda çok yetersiz. Ancak bireysel olarak bunların ötesinde biz ne kadar yeterliyiz? Kendimizi ve ailemizi depreme hiç hazırladık mı? Deprem konusunda birkaç önemli bilgi edinip, deprem çantası hazırladık mı? Deprem tatbikat ve testleri yaptık mı? Biz, deprem kuşağı insanları olarak bireysel çapta bile üzerimize düşenleri yapmamaktayız.

Depremler bitmeyecek ama tedbirlerle alcağı can ve mal kaybı en aza indirilecektir.

yorgunluk ve tükenmişlik

Yorgunluk Modern Zamanın Gerekliliği mi?

Yorgunluk ve tükenmişlik denilen his, modern zamanın gerekliliklerinden mi gerçekte? Birçoğumuzu çepeçevre saran, etkisi altına alan yorgunluk ve tükenmişlik hissi, son 10 yılda beklenenen daha hızlı ve geniş kitlelere yayıldı.

Edebiyat eleştirmeni ve tıp tarihi uzmanı Anna Katharina Schaffner‘ın hayatından kesitlerle yapılan bir araştırmaya göre yorgunluk ve tükenmişlik hissine ilişkin önemli bulgular elde edilmiş.

Yorgunluk Hissi Son Zamanlarda Neden Çok Yaygınlaştı?

Grip gibi salgınlar arasında gösterebileceğimiz yorgunluk hissi, kişide “ağırlık hissi” duyması şeklinde kendisini gösteriyor. En basit tarifiyle kişinin enerjisini tüketip, halsiz ve isteksiz bir hale girmesine neden oluyor.

Bazı uzmanlar, “Yorgunluk” denilen bu hissin yaşadığımız modern çağın bir gerekliliği ve getirdiği olağan his olduğunu savunuyor. İyi ama bu doğru mu? Hayatın belli aşamalarında bireyi etkileyen geçici bir rahatsızlık mı?

İngiltere Kent Üniversitesi’nde Edebiyat Eleştirmeni ve Tıp Tarihi Uzmanı Anna Katharina Schaffner, halsizlik ve yorgunlukla ilişkili olarak tükenmişliğe ilişkin araştırma yapmaya karar vermiş ve “Yorgunluğun Tarihi” adlı kitapta birçok önemli bilgi ve bulguyu toplamıştır.

Alman hekimler, yorgunluktan şikayetçi ve günün neredeyse her saati kendilerinde yorgunluk hissetmektedir. Finlandiya’daki araştırma ise kadın ve erkeklerin yorgunluğa karşı farklı yöntemler geliştirdiklerini ortaya koydu. Erkeklerin daha çok hastalık izni kullandığı ortaya çıktı.

Almanya’da yayımlanmış önemli bir makale, “yorgunluk” depresyonun bir derece lüks sürümü olarak nitelendirilmiştir. Hepimiz “Depresyon” denilen hissi, olumsuz olarak nitelendiririz. Başarısız insanların hastalığı olarak görürüz. İyi, başarılı ve eğitimli insanlar ise bu tabir yerine “Yorgunluk” sözcüğünü kullanıyor. Sizce de biraz öyle değil mi?

Ancak Schaffner, bu iki kavram ve hissin çok daha farklı olduğunu belirtiyor. “Depresyon” hissinde özgüven kaybının, kişide bireysel nefret hissinin olma durumu söz konusu iken; “yorgunluk” ve “tükenmişlik” hissinde ise kişinin kendi özüne bakışında bir değişim olmaması söz konusuudr.

*”Yorgunluk” kavramını, “kronik yorgunluk sendromu” ile karıştırmamak gerekir.

7/24 Kültürü Hakkında

Bazı uzman ve kişiler ise insan beyninin modern çalışma için başa çıkabilir düzeyde henüz evrilmediğini ileri sürmektedir. Verimliliğin artırılması için yapılan zaruri ve sürekli baskı hali, kişiyi iş yoluyla kanıtlamaya zorlamakta ve kişiyi bir işçi olarak ya savaş, ya sıvış durumuna itmektedir. En nihayetinde ise stres hormonlarının salgılanması söz konusu olmaktadır.

Hepimiz hayatın belli safhalarında birtakım baskılara maruz kalmaktayız. Büyükşehir hayatı, teknolojik cihazların etkisi, 7/24 kültür, gerçek manada dinlenmeyi zorlaştırıyor. Kişi kendine vakit ayırabilse bile, dinlenmeye imkan vermeyen bir yaşantı sürdürmek zorundadır. Sonunda ise tükenmişlik sendromu ve yorgunluk hissi baş gösteriyor. (Hiç olmasa biz teorik olarak böyle kabul ediyoruz.)

Schaffner, yaptığı araştırma neticesinde yorgunluk halinin günümüze veya modern çağlara ait bir sorun olmadığını ortaya koydu. Çok eski çağlardan Roma Uygarlığına kadar uzanan bir serüven söz konusu. Hristiyan dininin Batılı toplumlarda yaygınlık kazanmasından sonra ise yorgunluk hali, manevi bir zafiyet olarak görülmüştür.

İlerleyen zamanlarda modern tıp ilmi gelişim gösterdi. yorgunluk belirtilerine “Nevrasteni” veya “Sinir Zayıflığı” tanısı konuldu. Oscar Wilde, Charles Darwin, Thomas Mann ve Virginia Woolf  gibi birçok ünlü kişiye de bu kapsamda Nevrasteni teşhisi konuldu. Buna ise sanayi devriminin neden olduğuna inanılıyordu.

Ruhsal ve Fiziksel Etkenler

Günümüzde sadece Japonya ve Çin’de kullanılan bu terimin depresyon yerine kullanılmasını bazı aydınlar eleştiriyorlar. Araştırma ve bulguları incelediğimizde yorgunluk sorununun modern çağa ait olmadığı, ezelden bu yana var olduğu anlaşılabiliyor.

“Yorgunluk dünden beri vardı ama neden ve gerekçeleri sadece değişti.”

Schaffner 

Yorgunluk ve Sanırları Belirleme

Modern çağ, stresin temel kaynaklarını besliyor. Şayen bir iş veya uğraşta sınırlar doğru belirlenmez veya hiç belirlenmez ise kişi kendini zorluyor, “yeteri düzeyde başarılı ve iyi olmama“, “beklentileri karşılayamama” durumu ortaya çıkmaktadır. Bu olmasa bile olma ihtimali kişide kaygıya neden olmaktadır.

E-posta kontrolü, sosyal medya ve website yönetimi kişisel bazda ve toplumsal alanda gerçekten enerji tüketen, kişiyi yoran eylem ve işler arasındadır. Çünkü artık ofis veya iş yerinden çıktığımızda işimiz bitmiyor. E-postalar, sosyal medya, web site ve telefon trafiği devam ediyor. Özellikle beyaz yaka çalışanların hayatı bu şekilde devam ediyor. Tüm bu unsurlar stresin başlıca kaynaklarını oluşturuyor.

Peki bu sorunun çözümü ne?

Şimdilik geçmiş yıllara baktığımızda bir çözüm bulduğumuzu söyleyemeyiz. Çok eskiden yorgun olan insanlara yatak istirahati ve dinlenme önerilirdi. Peki ya bugün? Kişileri yorgunluk hissinden ve tükenmişlik duygusundan kurtarmak için bilişsel davranış terapileri uygulanmakta.

Çare olarak düşünecek olursak kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini bilmeliyiz. Kişi, kendisinde var olan pozitif enerjiyi neyin tükettiğini iyi tespit etmelidir. Kimisi kitaplara, kimisi spora ve kimisi tatile yönelebilir. Ama önemli olan eğlence, iş ve dinlenme arası sınırların doğru ve etkin konulabilmesinde.

Yorgunluğu ortadan kaldıran en önemli şeyin, sizi mutlu ve huzurlu hissettiren şeylerin olduğunu hatırlatmak gerekiyor.

pozitif psikoloji

Pozitif Psikoloji

Pozitif Psikoloji Nedir ve Niçin Önemlidir?

Psikoloji bilimi, genellikle normal dışı tavır, davranış ve ruh sağlığı bozukluğu üzerinedir. Bu yüzden psikoloji alanında sorunun çözülmesine yönelik bakış açısı gelişmiştir. Ne yazık ki, küresel çapta yaşanılan bazı savaş, kriz, hastalık, adaletsizlik, maddecilik gibi olaylar insanların pozitif – güçlü nitelik ve yönlerinin incelenmesini ihmal ettirmiştir.

Pozitif Psikoloji, bireyin olumsuz, sorunlu ve eksik yönlerini olumlu özelliklerine ve güçlü yönlerine odaklama, erdem duygusunu geliştirme yaklaşımıdır. Geleneksel psikoloji gibi “Hastalık Modeli” yerine “Sağlık Modeli” ilkesini temel alır. Pozitif Psikolojinin temel amacı, hayatı değerli, yaşanabilir, manalı ve kaliteli bir hale getirecek şeyleri araştırmak ve insanların olumlu, güçlü, geliştirilebilir yönlerine odaklanmaktır.

Pozitif Psikoloji Ne Değildir veya Nedir?

Pozitif Psikoloji, tamamen bireysel insan gelişimine yönelik “Bilimsel Yaklaşım” temelinde araştırma ve uygulama yapan disiplindir. Tanımsal olarak inceyecek olursak Pozitif – Olumlu Psikoloji, Seligman ve Csikszentmihalyi’e göre; “İnsanın işlerlik kazanmasına, bireysel gelişimini ve biyolojik gelişimi tamamlamasına katkı sağlamak amacıyla kişisel ve ilişkisel, kültürel açıdan boyutlu olarak inceleme sağlayan bilimsel disiplindir.

Sheldon ve King’e göre ise; “Sıradan bir bireyin güçlü ve erdemli yönlerini incelemekten başka bir şey değildir Pozitif Psikoloji.

En yalın haliyle; “Nereden” sorusundan ziyade “Nereye” sorusuna yanıt arayan psikoloji disiplinidir.

  • Pop Psikoloji veya Kişisel Gelişim ile ilgisi bulunmamaktadır.
  • Happiyoloji  (Mutluluk Bilimi) de değildir.
  • Bencil Psikoloji de değildir.
  • Geleneksel Psikolojinin kullandığı “Hastalık Modeline” karşın “Sağlık Modeli” kullanır.
  • Geleneksel psikolojinin alternatifi de değildir.

Pozitif Psikolojinin Gayesi

Tarihin en derin çağlarından bu yana “İyi yaşam nedir?”, “Mutluluk Nedir?”, “Ruh Sağlığı Yerinde Birey Kimdir?” gibi sorulara insaoğlu sürekli yanıtlar aramıştır. Bugün de aramaya devam etmektedir. Din, Felsefe, Ekonomi, Psikoloji, Sosyoloji gibi bilimler bu sorulara yanıtlar bulma konusunda birtakım görüşler ortaya koymuştur. Fakat bugün bile kesin cevap verebilmek olanaksızdır.

Pozitif psikoloji, insanın iyi oluşuna yönelik olumlu katkı sağlamasını amaçlar.

Pozitif Psikoloji Neden Önemli ve Gereklidir?

Tarihin neredeyse her devrinde belli başlı sorunlar insanlığın başına bela olmuştur. Günümüzde ise terör, anarşizm, bir türlü bitmeyen siyasi kavgalar, savaşlar, hastalık, fakirlik, yoksulluk, açlık, kuraklık, yangın ve deprem gibi doğal afetler sürekli günbegün insan yaşamını olumsuz etkileyen, umudunu kıran olaylar olmaktadır. 2020’lerde ise Çin merkezli ortaya çıkan Koronavirüs, Ülkemizde meydana gelen Elazığ, Manisa, Malatya depremleri, Suriye ve Irak’ta bitmek bilmeyen iç savaş ve terör olayları, Pakistan ve Hindistan arasında bitmeyen gerginlik ve dahası tüm insanlarda asla düzelmeyecek ve çözülmeyecek olaylar gibi görülmektedir. İnsanlara bu yaşam atmosferinde yaşam sevinci, huzur, iyi olma, mutluluk ve umut gibi konularda destek verecek bilimsel bir uğraş da elbette ki her zaman var olacak ve insanlar buna ihtiyaç duyacaktır.

İşte, bu doğal ihtiyaçtan doğan pozitif psikoloji bilim dalı, bu konularda çözümler sunmayı amaçlamaktadır.

Dünya üzerinde varlığını sürdüren insanların büyük kısmında ruh sağlığı bozukluğu, yalnızlık, stres, travma gibi olumsuz psikolojik hallerin olduğu bilinen bir gerçektir. Yine bu kategori dışında olumlu bir ruh hali içinde mutlu ve huzurlu olan insanların da azımsanmayacak kadar çok olduğu bilinmektedir. Basit adımlarla stres yönetimini sağlayabileceğiniz makalemize göz atabilirsiniz.

Henüz tam kabul görmese de bu bilim dalının tüm dünyada farklı bir bakış açısı insanlara kazandırdığı, farkındalık oluşturduğu birçok araştırmacı tarafından dile getirilmektedir.

“Pozitif Psikoloji” üzerine hazırladığımız bu makale “The Journal of Happiness & Well-Being” kaynağından “Tayfun Doğan’ın Makalesi” incelenerek hazırlanmıştır.

Kundalini Enerjisi

Kundalini ve İnsan Enerjisi

Kundalini, Sanskritçe kökenli “gizemli” anlamına gelen sözcüktür. İnsan bedeninde varlığı kabul gören gizemli evrim enerjisini, insan organizamasında uyuyan ve hareketsiz potansiyel güç halini ifade eder. Omuriliğin en alt kısmında üçgen sakrum kemiğinde bulunan rahatlatıcı, annesel ve saf yaşamsal enerjiyi belirtmek için kullanılmaktadır. Kundalini, bireyi dengeli, pozitif içsel yaşam kalitesine sevk eder. Kişinin yaşam kalitesinin forma girmesine yardımcı olur.

Kundalini’nin vücuttaki çarkların hepsini açtığına inanılan enerji olduğu birçok uzman tarafından dile getirilmiştir. Kundalini enerjisi, alternatif inanç kültürü olarak bililen “New Age” ile beraber trend olmuştur.

Kundalin Enerjisi Nedir?

New Age, bir akım olarak 1980’lerde Kuzey Amerika bölgesinde yayılım göstermeye başladı. Özellikle müzik, sinema, gökçeyazın (Edebiyat) ve sanat alanlarında etki gösterdi. Beraberinde ise Kundalini enerjisini ve buna yönelik tabiri, görüşü yükselişe geçirdi. Doğu felsefesi ve inanç sisteminde bedensel – fizikî ve ruhsal enerjinin yükseltilmesi için meditasyon, yoga, namaz gibi çeşitli telkin türleri bulunmakta. An ve lahzanın farkında olmak için meditasyon ile zihin daha berrak bir hale getirilmekte. Doğu mistisizmi ve yoga felsefesinde ise çok sık karşılaşılan tabirlerin başında Kundalini gelmektedir. Bu ve benzer felsefi görüşlerde Kundalini enerjisinin bütün bedensel çarkları hayata geçirip, birey yaşantısını daha tanımlı, evrendeki konumuna göre manalı bir hal alması konusunda fayda sağladığına inanılıyor. Bahse konu bu nitelikli enerji, omuriliğin alt kısmındaki üçgen biçimli sakrum kemiğinde bulunan dişil – saf enerji olduğu ifade edilmektedir.

Kundalini Enerjisi, Kökeni ve Niteliği

Bedende doğuştan valdığı düşünülen etkin olmayan enerji türüdür. Sözcük anlamı olarak “daireler çizme” demektir. Köken olarak ise “Gizemli” manasına gelmektedir.

Enerjinin Sembolü

Kişinin potansiyelini doruğa ulaştırmaya yardımcı enerji olarak kabül edilir ve sembolü, “Kıvrılmış uyuyan bir yılan” olarak tasvir edilir.

Kundalini Sembolü

Yoga, Nefes Egzersizleri, Meditasyon gibi uygulamalar bunlardan bazılarıdır. Ayrıca bu enerjinin travmatik olayların akabinde de uyandığı belirtilir.

Enerjinin Etkileri

Uyanma durumunda belirtileri farklı, işlem yöntemleri çeşitli olsa da miktarı kişiden kişiye değişmekte ve farklı etkiler gösterebilmektedir.

Kundalini Enerjisi Uyandığında Neler Olur?

Omurga yanında “Sushumna” olarak isimlendirilen eksen boyu bir ida (olumsuz), diğeri pingala (olumlu) olmak üzere iki kanal spiraller çizerek yükselme gösterir. Bu enerji de bu kanalların etrafında sarmalı olarak yükseliş gösterir.

Önce kök çakraya gelip, sonra diğer çakralardan geçer ve bedenin enerjisini dengeler. Ruhsal ve bedensel olarak farkındalık düzeyini artırır.

Bu enerjinin ortaya çıkması birtakım zihinsel ve duygusal semptomların da eş zamanlı meydana gelmesini, tetiklemesini sağlayabilmektedir. Bu enerji uyandığında fizikî semptomların da görülmesi muhtemeldir. Bulantı, aşırı terleme, şiddetli enerjik hissetme, mide sorunu ve hatta bazı kişilerde orgazma benzer his yaşanması görülebilmektedir.

Kundalini enerjisinin uyandırılması, bilinç yoğunluğunun artırılması, algıların genişletilmesi yöntemiyle aydınlamak için bir araç olduğu kabul edilir.

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon İçin İpuçları

Motivasyon için faydalı ve kurtarıcı ipuçlarına mı ihtiyacınız var mı? Umutları tükenmiş, her şeyi yarıda bırakanlardan mısınız? O halde Norman Vincent Peale’nin sözüne kulak verin; “Vazgeçmek için her zaman çok erken.”

Kimi zaman hayat yaşanılmaz hal alır. Her şeyin ters gittiğini düşünür ve karamsarlık içine düşeriz. Motivasyon düzeyi bir türlü artış göstermez. Ancak her daim takip edilecek bir umut yolu vardır, olmalıdır. Motivasyonumuz bitse bile bu durumu kâra dönüştürmek, fırsatları değerlendirmek bizim elimizdedir. Motivasyonun düşük olması bile aslında bazen fayda sağlar.

Başarıya ulaşan önemli şahsiyetlerin yaşantısını ele aldığımızda birçoğunun doğuştan yetenekli, motivasyonlarının her zaman yüksek olmadığını ve ilk denemede başarılı olamadıklarını görürüz. En bariz örneklerden birisi Steve Jobs’tur. Birçok kez başarısız olmuş, reddedilmiştir. Abraham Lincoln da başkan olmadan evvel seçimi kaybedip, hüsran yaşamıştır. Hanry Ford? O ise yollarda birbirini kovalayan arabaların hayalini kurmuş, bu hayaline ise çoğu kişi alayla karşılık verip, gülmüştür. Vera rubin, kadın olması dolayısıyla Harvard Üniversitesi’ne alınmamış. Ancak şimdi dünyada en iyi bilinen gök bilimcilerden birisidir.

Başarı hikayelerinde daha birçok örnek görmek mümkündür. Motivasyonları düştüğünde, tüm umutları tükendiğinde bile güçlü olabilmeyi ve durmaksızın ilerleyebilmeyi başarmışlardır.

O halde bu öyküler ve birtakım profesyonel taktik ışığında biz de sizinle motivasyonu artıracak, motivasyon yaratacak ipuçlarını paylaşalım.

Motivasyon Sağlamak İçin Gerekli İpuçları

Biliyoruz ki motivasyonunuz düştüğünde etrafımızda onlarcası sizi motive etmenin derdine düşüyor. Motive edici birtakım sözler söylüyor, hikayeler anlatıyor. Size motivasyonla ilgili yazılar ve kitaplar öneriyor. Şimdi de bura biz sizlere motivasyon narası atıyormuşuz gibi gelecek. Ancak tek bir şey söylemek istiyoruz. Biz ve çevreniz ne kadar çabalarsa çabalasın aslında sizi biz asla motive edemeyiz. Bizlerin gayesi sizin mutlu olduğunuzu görmektir. Aslında bizler en temel alt nedenler arasında bu motive edici etkinlik ve naraları kendimiz için atarız. Ama motive edebilecek tek kişi siz, kendinizsiniz. Evet, sizi bizler değil, kendiniz ancak tam anlamıyla motive edebilirsiniz.

Bahse konu hususu açacak olursak; iş yerinde patronunuz sizi motive edecek birtakım girişimlerde bulunur. Motivasyonunuzu ve moralinizi artırmaya yönelik çalışmalar yapar. Sizi mutlu ve motivasyonu yüksek çalışan yapmak ister. Ancak bunun altında yatan esas neden sizin motivasyonunuz yüksek olduğunda sağladığınız faydadır. Zira motivasyonu düşük işçi ne kadar fayda sağlayabilir ki? İşte bu hususta patron ne yaparsa yapsın sizi SİZ için motive edemez. Sizi asıl motive eden ise sizsiniz.

“YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.”

Evet, “YETER! Lafı dolandırıp durmadan artık sadede gel.” dediğinizi duyar gibiyiz. O halde kulağınıza köpe olacak şu söze kulak verin; ” Kendinize bir hedef belirlediğiniz ve olumlu bir bakış açısı benimsediğiniz sürece, yeniden doğru yola yönelmekte güçlük çekmeyeceksiniz.” İyi de nasıl mı?

#Gerçeği Kabullenme

Motivasyon için öenmli hususlardan birisi gerçeği kabul etmektir. Başkalarından olan beklentilerinizi çok yüksek tutarsanız büyük ihtimalle de hayal kırıklığı yaşarsınız. Aslında bireylerin başkalarından beklenti içinde yaşamalarını pek önermiyoruz. Ama günümüz dünyasında böyle bir yaşam modeli artık benimsendiği için mecburi olarak beklemekteyiz. Olabildiğince bu beklentiyi düşürün.

#Daha Az Şikayet

Dünya size karşı mı? Bazen sanki bütün dünya, insanlar ve doğa size karşıymış gibi hissedersiniz. Böyle bir ruh halinde ilk yapacağımız şey ise şikayet etmeye başlamaktır. Kendi değerimizi, yetenekleri unutana kadar da sefil ve çaresiz hissetmeye devam ederiz. Sonunda ise aktif ve üreten birey olmaktan çıkar, faydasız ve hatta toplumda zayiyat olarak bir konuma geçeriz. O halde şikayet ettiğinizi fark ettiğiniz anda kendinize bir bakın. Şikayet ettiğiniz şey ne ve neden şikayet ediyorsunuz? Bir an önce bu halden kurtulmalısınız. Kendinize bir ilke edinin. “Asla şikayet etmeyeceğim” diye söz verin. Tabi burada da kendinizce yapmayı planladığınız bu beklentiyi çok yüksek tutmayın.

#Olumlu Bakış Kazanma

Cesaretinizi kıran birtakım olaylar yaşayabilirsiniz. Yaşamamanız doğa gereyi anormal bir durumdur zaten. Yaşamamız gerekiyor. Çünkü bu durumlar yaşam belirtileri. Yaşıyorsak, bu tarz duygu hallerini hissetmek zorundayız. Önemli olan bu ruh halinden çıkmayı başarabilmek.

Olumlu düşünmek birçok derde devadır.

Olumsuzluğa, karamsarlığa düştüğünüzü hissettiğinizde doğaya yönelin. Güneş her gün doğar. Her gecenin bir sabahı, her fırtınalı günün parıltılı aydın şafağı vardır. Bu durumda zor ve çetin geçen dönemlerde olumlu düşünüp, bu durumun da geçeceğini bilin. Örnek verelim; İlk okul çağına şöyle bir yolculuk yapalım. Notlarınız düşük oldu mu hiç? Babanızın kızdığı ve hatta dayak attığı bir zaman oldu mu? Olduğunu varsayalım. İşte o anlarda notlarınız çok kötü ve karneyi eve götürmeniz lazım. Ayrıca okulda bir kavgaya karışmış, disipline gönderilmişsiniz. Anne ve babanıza burumu anlatmak, karneyi imzalatmak ne kadar zor bir durum, değil mi? O zamanlar neler yaşadınız? Ne kötü günlerdi. Peki ya şimdi? O günlerden eser kaldı mı? O gün kendinizi üzüp çok fazla harap etmenize değer mi? İşte şimdi de böyle. Bugün motivasyonunuz kaybolmuş gibi hissedebilirsiniz. Ama bu günlerinde artık bir gün geçeceğini bilmelisiniz.

#Olumluluk ve Saflık Bir Değildir.

Pozitif olmanızı öneriyoruz. Saf davranmanızı değil. Pozitif olmak safça davranmak değildir. Nesnel, gerçekçi olmalı ve hedeflerinize de bu ruh hali içinde adım atmalısınız.

#Hayatın Anlamını Yakalamak

Yaptığınız işin bir amacı olmadığını mı düşünüyorsunuz? Şayet böyle düşünüyorsanız sabah yorgun ve halsiz uyanmanız, günün aksiliklerle dolu geçmesi normaldir. Ama hayatta bir amacınız varsa ve yaptığınız işin bir gaye ekseninde olduğu bilincindeyseniz işler bambaşka hal alacaktır. Yaptığınız her işte bir mana bulacak, hayatın anlamını bu şekilde yakalayabileceksiniz.

Unutmayın! Yaptığınız her işin bir amacı ve anlamı var. İşiniz, mesleğiniz, konum ve yeriniz ne olursa olsun, bu alemde var oluşunuzun bir gayesi, o işi başkasının değil de sizin yapıyor olmanızın bir manası var. Bu maksat ve mananın da küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu bilmelisiniz.

#Asla Durma

Tembellik, kişinin hayatına seyirci kalmasını sağlayan en illet hastalıklardandır. Birçok hastalığın da anası tembelliktir. Tembel kişi çok uyur, çok yer ve çok konuşur. Uyumak zamanı, yemek bedeni, konuşmak çene ve ruhu yorar. Bu nedenle aktif bir hayat inşa etmelisiniz. Sorumluluk almaktan asla kaçınmamalı, kendi hayatınızın başrol oyuncusu siz olmalısınız. Bununla da asla yetinmemeli, yönetmeni ve yazarı da yine siz olmalısınız. Kesinlikle siz ve hayatınız hakkında başkalarının karar vermesine izin vermeyin. Kötü de olsa, bedeli ağırda olsa buna sizin karar vermeniz önemli.

#Sabreden Derviş Muradına Erermiş

Motivasyon sağlamak aslında sanat gibidir. Nakış nakış hayatın karelerine mutluluk ve huzur işlemektir. Umutlu, aktif ve olumlu düşünceler içinde sabırlı olmak gerekir. İnsanlar hüsrandadır, sabreden, çalışan ve iyi işler yapanlar müstesna. Bir zorluğu görünce vazgeçmeyin, sabredin. Üstesinden gelmek için çalışın. Nasıl mı? 1 Dakika kuralını uygulayabilirsiniz.

1 Dakika Kuralı Nedir?

Her ne iş ve uğraş yahut görev olursa olsun istemediğiniz, hoşlanmadığınız ve zorlandığınız birçok zaman olmuştur. İşte tüm bu durumlarda uygulamanız gereken tek bir şey vardır. O da 1 dakika kuralıdır. 1 dakika kuralı, yapılacak olan işe başlayıp 1 dakika boyunca sabırla sürdürmektir. Yapılan araştırmalara göre bir işi 1 dakika sürdüren kişi isteksizlik ve kasılma halini ortadan kaldırmakta ve artık yapacağı işe başlama ve odaklanma sürecine bilinç altına geçiş yapabilmektedir.

1 dakika kuralı yetmiyor diye düşünüyorsanız 2 dakika kuralını da uygulayabilirsiniz.

Olmuyor mu, Odaklanamıyor musunuz?

Hâlâ odaklanma konusunda sorun mu yaşıyorsunuz? O halde 3’lü Hâl Kuralı tam size göre.

Her ne olursa olsun sabırla ve öz veriyle yapmaya gayret ettiğimiz sürece motivasyon sorunu ve başarısızlık kaygısı da ortadan kalkar.

Daha da motive olmanıza yardımcı olması için hazırladığımız “Motive Olmanın İksiri” yazımıza da devet ediyoruz.

Sabah Rutini

Sabah Rutini İçin Faydalı 5 Uygulama

Sabah rutini, sabah yapılan bir takım alışkanlıkları ifade eder. Sabahın büyüleyici sessizliği içerisinde bütün alemin adeta bize ait olduğu hissini dakikalarca yaşamaya yardımcı olur. Kıymetli olan bu zamanın birkaç saatini de e-posta kontrollerine, sosyal medya gezintilerine, web site veya blogunuzun istatistiklerine, ekran ve görüşmelere asla ayırmayın. Bu değerli zaman dilimini verimli kullanmalısınız. Verimli bir kahvaltı ile başlamak, egzersiz ve meditasyon yaparak sabaha merhaba demek kadar etkili bir an olamaz. Okuyup yazmaktan daha anlamlı bir eylem düşünülemez.

Belli bir döngüde basit ve hafif tarzda bu uygulamaları rutine dönüştürüp, alışkanlık edinin. Fazlasıyla sizleri hayat boyu mutluluğa ve sağlığa sevk edecektir. Gün boyu enerji dolu, odaklanma yetişi kazanmış bir ruh hali kazanacaksınız.

Uygulama 1: Meditasyon ve Odaklanma

Bu süreçte beğeneceğiniz ve yaşam kalitenize uygun bir radyo programı bulmanızı öneriyoruz. Sabahları tüm uygulamalar süresince dinleyebileceğiniz bir radyo önemlidir. Odaklanma, meditasyon ve rahatlama için etkili müzik arşivi gerekir. Kendiniz hazırlayabilirsiniz tabi ki. Ancak sizi bu zahmetten kurtaracak, zamanınızı daha faydalı şeylere harcamanıza fırsat sunacak radyolar elbette ki mevcut. Brain.fm de bunlardan birisidir. Ayrıca birçok uygun nitelikte müzik ve klip arşivi barındıran Youtube kanalı da mevcuttur.

Uygulama 2: Egzersiz

Sabah rutininde olmazsa olmaz egzersizlere verimli yol gösterici uygulamalar edinebilirsiniz. Kullandığınız telefon modelinin mevcut uygulama mağazasından size uygun egzersiz rehber uygulamalarından birisini edinebilir ve her sabah bu uygulama yardımıyla egzersizler yapabilirsiniz. Google Play ve Windows Phone mağazalarındaki egzersiz uygulamalarının birçoğu ihtiyacınıza karşılık verecek düzeydedir ve ücretsiz sunulmaktadır. Çoğu kişinin tercihleri arasında 7 Minute Workout uygulaması yer almakta. Ancak biz şahsen henüz bu uygulamayı test etmedik. Dolayısıyla size, sizin hoşunuza gidecek, ihtiyaçlarınızı karşılayacak Türkçe dil desteği olan uygulama edinmenizi tavsiye ederiz.

Uygulama 3: Yazma

Unutkanlığa bire bir faydalı uygulamaların başında kuşkusuz günlük tutmak gelir. Bireyin kendisini ifade etme yetisini geliştirmesine yardımcı olan etkili alışkanlıktır. Adeta kişinin kendisini ve yaşantısını takip etmesine olanak tanır. Hedeflerin gerçekçi bir hal almasını ve başarıya ulaşmasını sağlar.

Online (Çevrimiçi) veya Offline (Çevrimdışı) birçok mobil uygulama mevcuttur. Birçoğu günlük tutmanıza yardımcı olacaktır. Ancak herhangi bir günlük tutma uygulaması olmadan da gerek mobil, gerek bilgisayar ve tabletlerde kullanabileceğinize ve eşsiz yazım deneyimi edinebileceğiniz ofis uygulamaları da mevcuttur. Windows Phone ve Android işletim sistemli telefonlar için Microsoft Office uygulamalarından Word, sizlere yeterlidir. Ayrıca oneNote, uygulaması da fazlaca destek sağlayacaktır. Yine Android işletim sistemli mobil telefonlar için Google Docs uygulaması da birçok yazım olanağına destek sağlamakta ve gerçekten beğeni toplayan performansa sahiptir. Her iki uygulamanın da çevrimdışı – çevrimiçi desteği bulunmakta olup, üyeliğinize bağlı olarak farklı platformlarda da yazılarınıza devam etmenizi sağlamaktadır.

Bu uygulamalar daha çok bireysel günce tutma imkanı için etkili olabilir. Fakat daha ileri düzey bir günlük deneyimi elde etmek isterseniz gerçekten günlük tutmak için ideal niteliklerde mobil uygulamalar mevcuttur. Bunlar sayesinde günlüklerinizi Twitter, Facebook, Tumblr, Rastgelelik Desk, gibi sosyal ağlarda paylaşmanız mümkündür.

Ayrıca yazma konusunda illa günlük tutmak zorunda değilsiniz. Kendinize ait bir blog platformunda da dilediğiniz konuda yazılar yazabilir, kendinizi yazım konusunda geliştirebilirsiniz. Sabah rutininin en eşsiz ve faydalı alışkanlıklarının başında egzersiz ve meditasyon/yoga/namazdan sonra yazma etkinliği gelir. Hikaye, şiir veya masal gibi edebi türlerde yazma yeteneğinizi geliştirip, okurlarla paylaşmak için de çeşitli Wattpad, Bizimköşe, Medium gibi platformlar mevcuttur. Ücretsiz kendi blog sitenizi kurup, blog yazabileceğiniz Blogger, WordPress, Tumblr, Blogcu gibi platformlar da benzer desteği sağlar. WordPress ve Tumblr, mobil uygulama desteği de sağladığı için mobilde gerçek manada performans sergilemenize yardımcı olur.

Uygulama 4: Okuma

Sabah rutini için olmazsa olmaz etkinliklerden birisi de okuma alışkanlığı edinmektir. Yazma etkinliği ile eş değerde olan okuma etkinliği, sabah vakitlerinde zihinsel gelişime en çok fayda sağlayan eylemlerdendir. Haber, Tweet, Facebook yorumu vb. iletisel veri okumasını kast etmiyoruz. Evet, kesinlikle bu ve benzeri metinsel veri okumasından bahsetmiyoruz. Günlük hayatınızdan çok daha farklı konularda, farklı öykü ve deneyimlere şahit olabileceğiniz verilerin okunmasından bahsediyoruz. Dahası okumaktan maksadımız ise zihinsel kavramanın sağlanmasıdır.

Google Play, Windows Phone ve Apple Store başta olmak üzere birçok uygulama mağazası ve çevrimiçi platform, düzinelerce okuma arşivi barındırmakta ve eşsiz okuma deneyimine fırsat sunmaktadır. Bu uygulamaların büyük kısmı da ücretsiz hizmet sunmakta iken, bir kısmı ise cüzi fiyatlarla muazzam okuma arşivleri sunmaktadır. Uzun kitapların olmadığı, yalnızca 15 dakikalık kısa okumaya sahip kitap arşivleri edinip, kişisel gelişiminize katkı sağlayabilirsiniz. Sabah rutini için günde düzenli olarak çeşitli konularda okuma yapmanızı öneriyoruz. Politika, toplum bilimi, tarih, din, felsefe, bilişim, teknoloji vb. konularda özlü bilgilerin ve özgün makalelerin bulunduğu blogları da takip edip okuyabilirsiniz. Ayrıca İngilizce, Almanca, Farsça ve Arapça gibi bildiğiniz veya geliştirmekte olduğunuz dillerde okumalar yapmalısınız. Daha önemlisi ise Esperanto, Nomuli, Volapük, Klington, Bakiyye ve Nav’i gibi bir yapay dil öğrenmeye başlamalı ve her sabah en az 3 – 5 dakika bu yapay dilde bir makale, bir yazı okuyup anlamaya çalışmalısınız.

Uygulama 5: Alternatif Deneyim Edinimi

Bilindiği gibi İnternet ve bilişim teknolojileri ne kadar gelişmiş olsa da dünya genelinin büyük çoğunluğu belli teknolojilere odaklanarak yaşamını sürdürmekte. Kullanıcıların neredeyse %80 – 90’ı aynı marka veya hizmetleri kullanmakta. Diğer kalanlar ise kendi içlerinde yine belli hizmet ve markalara odaklı kalmaktadır. Yani, kullanıcıların %80’i Google, Facebook, Twitter kullanıyor. Diğer kalan %10-20’lik kesim ise yine kendi içinde bazı sabit hizmetleri kullanmaya devam ediyor ve bu kapsamda bir kesim sadece Linkedin’ı sosyal medya ağı, bir kesim sadece Bing’i arama motoru olarak kullanıyor. Fakat bireysel ve toplumsal yaşam için sabah rutini gelişiminde mutlaka arada bir farklı alternatiflere yönelmek gerekiyor. Örnek bir reçete düşünecek olursak, bir sabah uyandığınızda alışkanlıklarınızı değiştirip, alternatiflerine göz gezdirin.

  • Google yerine Bing, Yandex, Vuhuv, Yaani, Rastgelelik, Turtc, Peekier, Yahoo, Tarmot, DuckDuckGo ve Fatingo gibi farklı arama motorlarında arama yapın.
  • Youtube yerine izlesene, vidobu, dailymotion gibi farklı video sitelerinden video seyredin.
  • Sürekli Facebook’ta takılıyorsanız onun yerine Linkedin, Twitter veya başka sosyal medya ağlarını deneyin.
  • Sürekli Explorer kullanıyorsanız onun yerine birgün Chrome, Opera, Gezgin, Fire Fox ve Yaani, Yandex gibi tarayıcıları kullanın.

Uygulama kullanım alışkanlıklarınızı rutin bir hale getirirken değişim ve alternatif kullanım huyunuzu da buna dahil edin. Değişimi ve yenilikleri benimsemeyi de rutin hayatınıza dahil edin.

*Sırf kullanmak zorunda hissettiklerinizden sıyrılın. İki şeyi unutmamanızı tavsiye ediyoruz. Birincisi; sürekli bilip, kullandığınız her şeyin aslında farklı niteliklerde hizmet sunan alternatifleri var. İkincisi ise hayatınız uygulamalardan ve teknolojiden ibaret değil. Bunların yerine doğal, insancıl etkinlikleri koyabiliyorsanız, işte o zaman yaşam kalitenize gerçekten mana kazandırmış olursunuz. Çünkü tüm bu uygulamalarda yapımcıya bağımlılık vardır. Ama sizin yaptıklarınız, bağımsız ve size özgüdür. Bu yüzden uygulamalara değil, sağladıkları faydaya odaklanın.