Kaygı Bozukluğu

Kaygı Bozukluğu İçin Altın Öneriler

Kaygı bozukluğu, mevcut durumda hissedilen korku ve endişenin daha üst düzeyde, gerginlik ve korku halidir. Bu duygulara bağlı verilen bilinçsiz tepkiler ile görülen, alt türleri bulunan psikolojik rahatsızlıktır. Uzun süreli endişe, zamanla fiziki tepki şeklinde kendini gösterir. Yüksek veya düşük tansiyon, yüksek nabız, aşırı ve ani terleme, nefes alışverişinde düzensizlik ve hızlı alıp verme, nefes darlığı, mide ve bağırsak kasılmaları gibi belirtiler kaygı bozukluğu rahatsızlığında sıkça görülen fiziksel tepkilerdir.

Düzenli, etkili ve sabırlı psikoterapi sayesinde çözülmesi mümkün rahatsızlıktır. Yeryüzündeki neredeyse her on insandan ikisinde görülen olağan psikolojik rahatsızlıktır.

Altın öneri niteliğindeki bu tavsiyeler ile hem kaygı bozukluğu, hem de panik bozukluğu, fobi, anksiyete bozukluğu gibi rahatsızlıkların giderilmesi mümkündür.

Meditasyon

Meditasyon sayesinde beyin dalgalarını yönetip gevşemek, stresi yönetmek, öfke kontrolünü sağlamak ve kriz anlarında kontrol altında kalabilmek mümkündür. Birçok ruhsal, nefsani ve fiziki rahatsızlığa faydalı olan meditasyon, yaşam kalitesi artırmaya yönelik etkili yöntemlerdendir. Kaygı bozukluğu için de etkili yöntemlerdendir. Doğru nefes teknikleri sayesinde panik bozukluğu kesin çözülebilir.

Yoga

Zihinsel ve bedensel çalışma ile kontrolün özbenliğimizde olmasını sağlayan öğretilerden biri de yogadır. Yoga, kaygı bozukluğu tedavisinde %30 oranında azaltıcı etkiye sahiptir.

Yazmak ile Kaleme Alıp Notlar Edinmek

Küçük bir ajandaya günlük notlar almak, günce yazmak veya blog kaleme almak gibi küçük yazım etkinlikleri ruhsal, bedensel ve zihinsel büyük fayda sağlamaktadır. Hislerin olumlu/olumsuz hallerini, bu duyguların ne denli tekrarlandığı oluşturulan yazı etkinlikleriyle tespit edilmesi mümkündür. Yazı yazmak, kişinin kendisinin ve özbenliğinin farkında olmasını sağlar. Zihin etkinliklerini güçlendirir.

Minik Ülküler

Kaygı bozukluğu içerisine düşen, panik bozukluğu olan kişilere önerilebilecek en önemli tavsiyedir ülkü. Kişi, kendisini kötü ve halsiz hissettiği etkinlikleri planlayıp, küçük hedeflere bölmesi gerekir. Odağında ise minik bir ülkü belirlemek yeterli olacaktır. Misal verecek olursak; toplu taşıma ile yolculuk etmek istemiyor, çekiniyor ve panik geçiriyorsunuz. Küçük bir hedef belirlemeniz, yalnızca bir durak gitmeyi planlamanız ve gerçekleştirmeniz yeterli olacaktır. Bu hedefe ulaştığınızda ise hedefleri birer kademe daha genişletmeli ve azimle uygulamalısınız.

Hobi Edinme

Unutmayın! Sevdiğiniz işi bile iş olarak yaptığınızda bir süre sonra sizleri yormakta, sıkmakta ve aşırı iş kolik iseniz tükenmişlik sendromu sizi yakalayabilmektedir. Fakat aynı işi hobi olarak yaptığınızda yorulma, bunalma durumu yok denecek kadar azdır. Kişiyi en çok yoran şey, yapmak zorunda kaldığı şeylerdir. Bu ve benzer işleri yönetebileceğiniz hobiler edinmek ise hem yaşam kalitesini artırır, hem de kaygı bozuklu sorununu çözer. Yapmak zorunda kaldığınız işleri başarıya ulaştırmanıza yardımcı olur. Gündelik hayatın dışında yaratıcılığınızı geliştirebileceğiniz hobiler edinmeye çalışın. Zihinsel bir şeylerle meşgul olmak, kaygıları unutturur. Kaygılarla da hayatın devam edebildiğini görebilirsiniz.

Kaygı bozukluğu size stres yaratmasın. Stres ile baş etmenin 6 temel ve basit unsuru.

Psikolojik Aikido

Psikolojik Aikido ile Hayatı Baştan Tasarlamak

Psikolojik Aikido ile hayatınızı yeniden hiç yaşanmamış gibi tasarlamak istemez misiniz?

Bazen umutsuzluğa kapılırız ve hiçbir şeyin yolunda gitmediği hissine kapılırız ya, işte böyle zamanlarda bizi tüketen olumsuz düşünce ve hisler ile savaşmak gerekir. Bu savaşın zaferle sonuçlanması kişiyi mutlu, mağlubiyet ile sonuçlanması ise hüsrana uğratıp, kedere sevk eder.

Yaşamın belli dönemlerinde sizi çepeçevre saran çaresizlik ve kaygı duygusu, içinden çıkılmayan depresyon hallerine kişiyi sokmaktadır. Bazen ruhsal sorunlara neden olsa da kimi zaman fiziksel sorunlara da yol açabilmektedir. Birçoğumuz bu durumda psikolojik destek almayı reddetmekte, kendince birtakım telkinler uygulamaya çalışmaktadır. Fakat söz konusu olan olumsuz duygular bu çözülebilen durumu daha da çözülmez bir hale sokmakta, kişinin yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu ruh hali içerisinde bireyin kendisini rahat hissetmesini ve akabinde bu ruh halinden kurtulmasını sağlayacak birtakım yöntemler mevcuttur. Psikiyatr M. Litvak’ın “Psikolojik Aikido” ismini verdiği uygulama da bunlardan birisidir.

Psikolojik Aikido yöntemine bağlı olarak önemli bazı öğretileri ele alalım.

Emin Olma

Öncelikle eylem ve uygulamalarımızı planladığımızdan, yaşamı iyi organize ettiğimizden emin olmalıyız. Sonunda mutlu bir hayatın bize göz kırptığından emin olabiliriz.

Ödemelerden Emin Olun

Birçok sefer iyilik yapanların karşılığında sizden minnettarlık beklediğini seziyor, sizin bu hissiyatta olmanız için çaba sarf ettiğini düşünüyorsanız, onlara, yaptıkları iyiliğin karşılığını ödediğinizden emin olun. Sonrasında ise onları kendi hallerine bırakın. Hayatınızda yer tutmalarına da müsaade etmeyin.

Mutluluğu Paylaşın

Dostlar iyi ve kötü günler içindir. Siz mutlu olduğunuzda onlar da mutlu olacaklardır. Mutluluğunuzu paylaşın, zira düşmanlarınız ise dostlarınızın aksine üzülecek ve hatta kahrolacaklardır.

Kitap Okuyun

Unutmayalım ki, içi boş ve faydasız insanlarla iletişim kurmak, onlarla muhatap olmak iyi bir kitap kadar size huzur vermez. En kötü, sıkıcı kitabı okumak bile boş insanlarla uğraşmaktan çok daha keyiflidir. Kitapları, blogları, makale ve fıkraları sevin.

Ülkünüzü Belirleyin

Ülkünüz olmazsa başarınız imkansızlaşır. Başarı olsa da manasızlaşır. Gaye, vizyonunuzu genişletir. Kendinize iyi ülküler çizmelisiniz.

İyi Odaklanın

İşinizden veya eşinizden yahut mevcut konum ve mertebeden ayrılmamızın, ilişkilerinizi sonlandırmamızın tek bir neden bulunur. O da, kişisel ve profesyonel olarak gelişim gösterememiş olmamızdır. Kimsede, hiç bir durum ve mevkide hata, kusur aramamalıyız. Yalnızca yapmamız gereken şey, kendimizi geliştirmeye odaklanmaktır.

Korkmayın

İnsanlardan korkmayın! Evet, insanlardan, onlarla konuşmaktan korkmamalıyız. İlk defa birisiyle taşıyorsak, korkmamızı gerektirecek bir şey olmadığı bilincinde olmalıyız. Bizim hakkımızda olumlu düşünmelerini sağlayabiliriz. Bu, bizim elimizde.

Mutluluk Paylaştıkça Büyür

Mutlu olduğunuzda onu paylaşın. Mutluluğumuz, diğer insanları da mutlu edecek, pozitif enerji etrafa saçacaktır.

Kanıtlamayın, Sadece Yaşayın

Kimsenin kimseye kendini kanıtlamak zorunda olmadığı bir hayat yaşamanızı diliyoruz. Ama ne yazık ki, günümüz dünyası birçok genç, yaşlı herkesi sürekli birilerine, bir başkasına kendisini kanıtlamak zorunda bırakıyor. Bu ise bireysel ve toplumsal sorunlara neden oluyor. Kaliteli bir hayat için mutlaka yaşamanın bilincine varmak gerekir. Kendimizi sürekli bir başkalarına kanıtlamak zorundaymışız gibi hislere kapılmamalıyız. Bunun yerine anı ve hayatı yaşamayı öğrenmeliyiz. Yoksa hayatınızı başkaları şekillendirir ve sizler de onların biçimlendirdiği hayatı yaşamak zorunda kalırsınız.

Depresyon Zararlı Değildir

Yok artık, bu da ne şimdi? Demeyin!

“İnsanların kendilerini düşünebilmesi için insanlara depresyon verildi.”

Depresyon anlarında insanlar yaşamlarını ve kendilerini sorgulamaya başlarlar. Hayatlarını tekrar gözden geçirir.

Ağlamanın Çözdüğü Sorunlar

Ağlamanın Çözdüğü Sorunlar

Ağlamak denilen olgu, canlılara has duygusal bir tepkimedir. Gerçekten rahatlatıcı etkileri olsa da çoğu kişi, özellikle erkekler pek ağlamayı tercih etmez. Hatta toplumda zayıflık göstergesi olarak görülmektedir.

Zaman içerisinde birtakım duygular yaşar, kimi zaman kişiyi olumsuz etkileyen neticeler ortaya çıkar. Bu hislerin kimi zaman fiziksel olarak yaşandığı anlar vardır. Sevinirken gülmek, üzülünce ağlamak bunlardan birkaçıdır. Fakat sadece üzgün olunduğunda kişi ağlamaz. Aynı zamanda sevinç, korku gibi duygusal olgular da ağlamaya neden olur. Yapılan araştırmalar ağlamanın bir nebze olsun rahatlattığını göstermektedir.

Duygularını dışa vurmayı başaran kişiler kolayca ağlayabilir. Ama toplumun birçok bireyi bunu başaramaz, hatta gülmek ve korkmak gibi duyguları dışa vurabilirken, ağlama duygusunu şiddetle bastırmaktadır. Bir süre bastırılan bu duygu ilerleyen zamanlarda ağlamayı zorlaştırır. Öyle ki, istenilse de ağlamak mümkün olamayabilmektedir. Bu bastırmanın ise çok büyük sorunları davet ettiği unutulmamalıdır.

Amerika’da yapılmış bir araştırma, kadınların ayda ortalama 3,5 defa, erkeklerin ise 1,9 defa göz yaşı döktüğü saptanmıştır. Ayrıca ağlamanın birtakım sağlık sorunlarına da iyi geldiği bilinmektedir.

Ağlamak İhtiyaç mı?

Evet, ihtiyaç! Tıpkı yemek, içmek, uyumak gibi gülmek ve ağlamak da bireysel gereksinimlerdir. Beden kirlendiğinde su ile yıkanması gerekir. Bazı ruhsal sorunlar meydana geldiğinde de ağlamak bu durumu yatıştırmakta ve sağlık sorunlarını gidermektedir.

Ağlamak Ne Tür Sorunlara İyi Gelir?

Stres

Günümüz dünyası kapitalist bir toplum yetiştirmiştir. Acımasız, BEN merkezci, dünyevileşmiş bireylerin hakim olduğu bir dünya düzeni kurulmuştur. Bu yaşam modelinin ise en büyük sorunu kuşkusuz “Stres” ve “Keder” gibi hastalıklardır. Bu zamanlarda stres ile başa çıkmanın bazı taktikleri elbette bulunuyor. Ağlama, stres başta olmak üzere birçok ruhsal sorunun çözümünde büyük etkiye sahiptir. An itibarıyla rahatlama sunduğu gibi, bedenin ve beynin salgıladığı hormonlar sayesinde iyileşmeye yardımcı olmaktadır. Vücudun esneyip, gevşemesini sağlar. Ağlamak sinir sistemini (PNS) etkin hale dönüştürür.

Kan Basıncı

Kan basıncının artması sonucu yüksek tansiyon ve felç başta olmak üzere kap yetmezliği, demans, böbrek yetmezliği gibi saplık sorunları baş gösterebilmektedir. Ağlamak ise kan basıncını düşürür ve kontrol altına alınmasını sağlar.

Not: Yoğun ve aşırı ağlama ritüelleri ise nabzı kötü etkilemektedir. Dengeyi korumak gerekir.

Birikmiş Toksin

Kötü ve dengesiz beslenme, aşırı stres ve kaygı zamanla vücutta toksin birikmesine neden olur. Ağlarken gözden akan gözyaşları ise bu duman ve toz tarzı toksinleri temizler. Ağladığınızda stres ve kaygı kaynaklı toksinler vücuttan atılır.

İyi Ruh Hali

Ağladıkça ruh halinde iyileşme ve rahatlama görülmektedir. Agresif, şiddet yanlısı ruh hallerinden korunmanın en iyi yolu gerektiğinde ağlamaktır.

Ağrı Dindirme

Bazı fiziki ağrılar, istemsiz gözyaşlarının akmasına sebep olabilmektedir. Bu ise bedenin kısmi ağrılardan kurtulması, acının hafifletilmesi için beyin ve bedenin gösterdiği doğal tepkimedir. Ağlarken bedenin oksitosin ve endorfin salgıladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu kimyasallar ise ağrı dindirici, duygusal acıyı hafifletici etkiye sahiptir.

Bol ve her daim değil, yeteri oranda gerektiğinde ağlamanız dileğiyle…

Uyku Öncesi Yenilmemesi Gereken Gıdalar

Uyku Öncesi Yenilmemesi Gereken Gıdalar

Uyku öncesi, deliksiz bir uyku keyfi için asla yenilmemesi gereken 10 yiyeceği sizler için derledik.

İnsan yaşantısının en önemli olmazlarından birisi uykudur. Uyku, o denli kıymetli bir gereksinimdir ki günün büyük bölümünü kapsamaktadır. Yaşam kalitesine de ciddi etkileri söz konusudur. İyi de kaliteli uyku için ne yapmak gerekiyor, nasıl bir özen göstermeliyiz?

Kaliteli uyku, öncesinde yemekten geçiyor; kaliteli yemek tıpkı öncesinde kaliteli ve aktif çalışma gerektirdiği gibi…

Yemek ve Uyku, gerçek manada yaşam kalitesi için olmazsa olmaz ihtiyaçlardandır. Fakat sağlıklı bir hayat için “ÇOK” ilkesi değil, “DENGE” ilkesi gereklidir. İhtiyaç ötesi yemek yemek zevk meselesidir. Yine ihtiyaçtan fazla uyku ise ya zevk ötesi bir alışkanlık ya da hastalıktır. Bu yüzden dengeyi iyi kurmak gerekiyor. Kaliteli bir uyku, akabinde kişiye enerji ve zindelik katar, doğru ve etkin düşünmeyi sağlar. Bu sebeple uykuya özen göstermeli ve hakkını vermeliyiz.

Kaliteli ve deliksiz uyku için öncesinde 10 besini tüketmeyi kesin!

Uyku Düşmanı Kırmızı Et

Kulağa sağlıklı, cazip bir besin olarak gelmesine aldanmayın. Yemek öncesi bedenin onarımını sekteye uğratacak, dinlenme safhası olan uykuda enerji tüketmeye neden olacaktır. Uyku öncesi kesinlikle tüketilmemesi gereken besinlerin başında kırmızı et gelmektedir.

Sağlık Nedimeleri Sebzeler

Normal şartlarda en sağlıklı besinler arasında sebzeler gelir. O yüzden “Sebze de uykuya zarar verir mi hiç” demeyin. Sebzeler bilindiği üzere yüksek oranda lif içerir ve uykunun kaçmasına neden olur. Sakın ola rejim adına yatmadan, uyku öncesi bir tabak salata yemeyin.

Tehlike Saçan Cips ve Atıştırmalıklar

Normal hayatta, günün her saatinde faydasından çok zararı olan hazır cips ve abuc cuburlar, gerçekten sağlık açısından tehlike oluşturan besinlerdir. Fazlaca yağ, şeker ve kimyasal madde içeren bu ürünler beden, zihin ve ruh için tehlike arz eder. Paketler ürünler büyük ölçekte monosodyum glutamat içerir. Bu da Çin tuzu olarak bilinen bir tuz çeşididir. Bu maddeler ise vücudu rahatsız eder, sindirim sisteminin çalışmasını olumsuz etkiler. Doğal biçimde uykuyu olumsuz etkiler ve ani uyanma ile beraber birden uyku kaçması gibi sorunlar baş gösterir. Gece yarısı birden uyanıp, uykunuz kaçıyor ise abur cubur, hazır gıda, paketli ürün ve özellikle cips tüketimini durdurun.

Makarna

Severek yediğimiz makarnalar, özünde hamurdur. İçerisindeki şeker, çok hızlı biçimde yağa dönüşmektedir. Bu da uyku öncesi ciddi zarar teşkil eder. Uyumadan, akşamları makarna tercih etmek pek tavsiye edilmez.

Yazın Vazgeçilmezi Dondurma

Mevsim yaz, hava sıcak ve şimdi bir dondurma ne güzel gider, demeyin! Dondurmalar da ciddi oranda yağ ve şeker deposudur. Bedenin sindirim sorunu yaşamasına neden olur.

Pizza

Pizza mı? O da yine hamur işi ve bol miktarda baharat, yağ ve şeker içeriyor. Bol miktarda çeşitli malzeme içermesi, reflü ve ülser gibi mide sorunlarına neden olabilmektedir. Donmuş pizzalar ise bolca yağ içerir. Kesinlikle uyku öncesi pizza tüketilmemelidir. Gece vardiyalarında çalışanların da uyumasalar dahi o saatte pizza yememeleri gerekir.

Mısır Gevreği

İçindeki bol miktarlı şeker ve nişasta, neden uykudan önce tüketilmemesi gerektiğini gösteriyor. Sabahlar tüketilebilir ama uyku öncesi asla!

Çikolata

Çikolata yemek için özel bir zamana ve mekana gerek yoktur. Ayrıca mutluluk ve haz veren bir gıdadır. Ancak yoğun miktarda kafein içerir. Bu madde ise uykunun düşmanıdır. Kulağınıza küpe olsun.

Alkol

Aslında pek bir lafa gerek yok. Ama yine ifade etmek gerekirse alkol, bedenin kendini onarma sürecini deprem gibi doğal afet vurmuş gibi yerle bir eder. Kesinlikle uyku öncesi alkol tüketilmemelidir. Aslında uyku öncesi ve sonrası, hayatın hiç bir anında alkol tüketilmemelidir. Alkol, beden ve zihin için ciddi tehlike arz eder.

Acılı Yemekler

Karbonhidrat bakımında acı biberin faydası ve zenginliği bilinen bir gerçek. Ayrıca kalorisi de yüksek. Fakat uykudan önce pek tüketilmesi önerilmez. Çünkü uyku kalitesini olumsuz etkiler, vücudu ağırlaştırır ve deliksiz uykuya mani olur.

Reformer Pilates İle Kilo Verme

Reformer Pilates ile Kilo Verme

Esneten ve kilo vermeye yardımcı olan Reformer Pilates, son zamanların en fazla eğilimde olan kavramları arasındadır. Standart pilatestten farklı tarzda, farklı aletlerle yapılmaktadır. Peki bu reformer denilen şey nedir, faydaları nelerdir?

Spor yapmak, ne kadar sağlıklı olsa da zahmetli ve yorucu bir iştir. Özellikle kilolu kişilerin pek keyif almadığı, çokça yorulduğu etkinliklerdendir. Fakat sportik aktivitelerin gerek beden, gerek zihin, gerek iç hissi özellik bakımından birçok fayda sağladığı bilimsel olarak çok kez ispat edilmiştir. Spor mekanı ve salonlarında vakit kaybetmek istemeyenler çoğunlukla doğa sporlarını veya evde uygulayabilecekleri egzersiz yöntemlerini tercih ediyor. Son zamanların popüler spor biçimi ise bunlardan biraz daha farklıdır. Reformer Plates olarak adlandırılan bu yöntem, egzersiz trendi olarak nitelendirilebilir. Sıkılaşma, esneme bir arada bir uygulama denilebilir. Klasik pilatesten ise farklı yapıdadır. Reformer Pilates sayesinde vücut esnetilir, güçlendirilir.

Reformer Pilates Nedir?

Spor yapmayı istiyor ama klasik spor salonlarına bağlı kalmak istemiyor musunuz? Bu ve benzeri yöntemlere ek seçenek arayanlardan mısınız? O halde son dönemin en trend egzersizi pilatesin ardından şimdi sıra daha trend olan reformer pilates de. Klasik pilatesten farklıdır. Özel alet kullanılarak yapılır. Bu aletler sayesinde yüzü aşkın egzersiz yapmak mümkün. Bu hareketler bedenin belli alanlarını çalıştırmaktadır. Vücudu çok daha zinde, kuvvetli ve esnek yapıya sokar. Klasik pilatesten ise çok daha yoğun program içerir.

Geçmişe Uzanan Temeli

Bu pilates aletlerinin geçmişe dayanan temelleri bulunuyor. I. Dünya Harbi’nden bu yana yaralı askerlerin yatak tedavilerinde Joseph Pilates tarafından sıkça kullanılmıştır. Günümüzde de kullanılmakta ve 6 temel ilkesi bulunmaktadır;

  • Odaklanma,
  • Doğruluk,
  • Nefes,
  • Akıcılık,
  • Kontrol,
  • Düzenlilik
Reformer pilates Örnek Gösterim

Reformer pilatesin Faydaları

Fiziksel ve mental faydaları dışında bedenin esnek ve kuvvetli bir yapı kazanmasını sağlar. Kaslardaki bağ dokusunu güçlendirir ve vücut daha esnek bir yapı kazanır. Ayrıca vücudun “Core” olarak adlandırılan bölgesini kuvvetlendirdiğinden dolayı bel, sırt bölgelerindeki ağrıları azaltır, omurgayı hizalar ve duruş bozukluğunu düzeltir. Kasların şekillendirilmesinde, vücudun sıkı ve sağlıklı bir görünüm kazanmasında, kolayca kilo verilmesinde etkilidir. Doğru nefes alımını bedene öğretir.

Reformer Pilates Nasıl Yapılır?

Evvela özel aletle yapıldığı bilinmelidir. Dirençli yaylar kullanılarak tasarlanmış bu alet, çok yönlü olup, yüzden fazla egzersizi yapmaya olanak sağlar. Oturarak veya ayakta durur vaziyette uygulanmaktadır. Kayış ve ilave donanımlar ile pilates yapılıyor. Kişise göre uzunlukları, denge ve esnekliği ayarlanabilmektedir. düzenli biçimde uygulanması durumunda kısa sürede fark görülebilmektedir. Haftada 2 – 3 gün ortalam bir saat uygulamak yeterlidir.

Muhakkak Pilates eğitmeni eşliğinde uygulanmalıdır. 
Duygusal Zekâ Önemli mi?

Duygusal Zekâ Önemli mi?

Duygusal zeka denilen şey nedir, neden önemlidir?

Duygusal zekâ, diğer tabiriyle (EQ) entelektüel yetenek denilen kavram, sıkça duyulan terimler arasındadır. Psikoloji, kişisel gelişim, ruhsal sağlık vb. alanlarda ve özellikle de 90’ların sonrasında oldukça popülerlik kazanmıştır. Günümüz aydınları ve toplumları için gündem bugünlerde oluşturmuyor olsa da önemini hâlâ koruyan konulardandır.

Sosyal bilimler alanında çok nadir yeni kavram üretimi söz konusudur. Daha çok var olan kavramların farklı şekillerde ifade edilişi, yeni bir kavram algısıyla sunulur. Duygusal Zekâ da yeni şişesinde sunulan eski bir şarap misalidir.

Tayfun Doğan (Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi)

1920 yılında Thorndike, “Sosyal Zekâ” kavramını ileri sürerek, insanları anlama ve onlarla ilişkide ustaca davranma becerisi olarak nitelendirme yapmıştır. Sosyal zeka olarak tanımlansa da ölçümü ve akademik zekadan farklılığı henüz tartışma konusudur. Dolayısıyla da her 25 – 30 yılda bir gündeme gelen konudur. 1990’ların sonunda ise bu kavrama bir de “Duygusal Zekâ” kavramı eklenmiştir.

Duygusal Zeka Üzerine Araştırma

Peter Salovey ve John Mayer, bu konu ve kavram üzerine araştırmalar yapmış ve neticede ise duygusal zeka kavramını şu şekilde ifade etmiştir;

Kişinin, kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren sosyal zekânın bir alt kümesidir

Peter Salovey ve John Mayer

Duygusal Zeka Üzerine Yazılan Kitaplar

1995 yılında bu kavramın popülerlik kazanması üzerine birçok kitap kaleme alınmaya başladı. “Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemlidir?” adlı kitabın yazarı Daniel Goleman da bunların ilklerinden idi. Ayrıca Time Dergisinin kapak konusu olmayı da başarmıştır. Yazar D. Goleman için duygusal zeka, çok boyutlu bir kavramdır. Kendisini hareketlendirebilme, aksiliklere karşın yola devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek tatmin duygusunu erteleyebilme ve ruh halini düzelte bilme bileşenidir. Bu bileşen aynı zamanda bünyesinde sıkıntıların düşünülmesini engelleme haline izin verme ve verememe, empati kurabilme, umutlu olabilme gibi durumlara da sahiptir.

Peki, Yaşam Kalitesi İçin Duygusal Zeka Neden Önemlidir?

İnsanın olumlu ve olumsuz bütün davranışlarıyla alakalı olan bu zeka türü, aslen psikoloji literatüründe bir zeka türü olarak kabul görmez, gördüğü belirtilse de tartışma konusudur. Fakat sorun literatürde yer alıp almaması değildir. Yukarıda dile getirilenlerin insan ve toplum hayatındaki yerini ve önemini anlamak için dahi bir kişiliğe sahip olmaya gerek yoktur.

Birçok araştırma gösteriyor ki, mutluluk, yaşam kalitesi, evlilik doyumu, iş tatmini, sosyal ilişkiler, fiziki ve psikolojik sağlık, olumlu-olumsuz ilişkiler duygusal zekanın ortaya koyduğu unsurlardır. Aynı zamanda stres, anti-sosyal davranışlar, kötümserlik ve kaygı, umutsuzluk, saldırgan tutum, yalnızlık hissi, depresyon ve anarşist bakış açısı yine duygusal zeka ile ilişkilidir. Bireylerin yaşam kalitesini ileri, orta ve geri olarak etkileyen unsurlardan biriside bireyin duygusal zekasıdır.

Duygusal Zekası Yüksek Birey Özellikleri

Hissi zeka da denilen bu niteliği yüksek olan bireylerin özellikleri incelendiğinde yaşam kalitesini doğrudan etkilen birçok unsur ve davranış gözlemlenebilmektedir.

  • Olumlu olan duyguları normal bireylere göre daha fazla yaşıyor ve daha mutlu hissediyorlar.
  • İlişkileri kaliteli ve doyurucu yapıdadır.
  • Günlük sıkıntı ve stres ile mücadelede daha başarılıdırlar.
  • Alkol, sigara ve uyuşturucu gibi bağımlılıkları yok veya neredeyse yok seviyesindedir.
  • Anksiyete, depresyon, buhran, bunalım gibi duygu bozuklukları nadiren yaşamaktalar.
  • Fizikî sağlıkları iyi durumda ve kendilerine bakmaktadırlar.
  • Davranışları gözlemlendiğinde sağlıklı davranışlar sergilemektedirler.
  • İş ile evlilik hayatı arasındaki bağlantıyı iyi kurmuş, doyumu sağlayabilmişlerdir.
  • Salgırgan, anti-sosyal davranışları çok az göstermektedirler.
  • Az yalnız ve azami umutsuzluk duygusu hissetmektedirler.

Yaşam Kalitesini Olumlu Etkilemesine Yönelik Hissi Zeka

Bilimsel ve akademik düzeyde hissi zekanın gelişimi, yaşam kalitesine yükseltici etkileri üzerine pek elle tutulabilir araştırma yapılmamıştır. Buna rağmen kişisel gelişim uzmanları, birey yaşam düzenleyicileri, psikoloji uzmanları ve rehberler birtakım tavsiyelerde bulunmaktadır.

Öncelikle bu zeka türünün varlığı ve gelişimi konusunda birey ve aile fertlerinin bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Okullarda ve eğitim kurumlarında ülke bazında ne kadar pek önemsenmese de bizler, birey olarak bu bilinci kazandırmalıyız. Aile ebeveyn ve üyelerinin çocuklara ve çevreye olan yaklaşımı yaşam kalitesi ve doğrudan duygusal zeka gelişimi açısından önemlidir. Olumlu ve olumsuz etkileyebilmektedir. Herhangi bir tavır ve davranış, ciddi manada bireyin hissi zekasının gelişimini etkilemekte ve gelişim evresinin nasıl şekilleneceğini belirleyebilmektedir.

Peki, Çocuk ve Aile Üyelerinin Yaşam Kalitelerini Artırmaya Yönelik Duygusal Zekanın Geliştirilmesi İçin Ne Yapmak Gerekiyor?

  • Öncelikle aile bireyleri böyle bir kavramın varlığından haberdar edilmeli, durum ve olgusu üzerine bilinçlendirilmelidir.
  • Güçlü, azimli, kararlı, umutlu ve çalışkan bireyler yetiştirmenin yaşam kalitesine etkileri üzerine kapsamlı bilinç oluşturulmalı ve bu duygu hallerinin hissi zeka ile ilişkili olduğu konusunda bilgilendirme yapılmalıdır.

Öğretmenin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Hisler ve yaşam kalitesi üzerine yeterli araştırma yapması, doğru ve etkin bir bilince sahip olması önemlidir. Kendi, ailesi ve öğrencileri için doğru, etkin his yönetim programı oluşturmalı, kademeli olarak uygulamalıdır. Öğrenci ve kendi aile bireyleri ile olan ilişkilerde iyi gözlemler yapmalı, etkin notlar alarak birkaç ay sonra gözlem neticesinde değerlendirme yapmalıdır.

Öğrencinin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Bol miktarda yaşam kalitesi ve his yönetimi üzerine okumalı, kendi duygularını iyi değerlendirip, büyükleri ve öğretmenleriyle paylaşmalıdır. Her davranış ve duygu halini ölçümlemek ve çözümlemek için rehber öğretmenlerinden destek almalıdır. Her davranış ve düşüncenin yaşam kalitesini olumsuz/olumlu etkileyeceğinin bilincinde olmalıdır.

Aile Üyeleri ve Ebeveynlerin Yapması Fayda Sağlayacaklar:

Önce kendiniz. Aile büyükleri olarak anne ve babaların öncelikle kendi yaşam kalitelerini yükseltici davranış ve pratikler kazanması gerekiyor. Hissi zekanın gelişimi için gereken adımları tamamlaması ve çocuklarının da bu yolda ilerlemesini sağlaması önemlidir. Çocuklara çok sık tavsiye ve nasihat etmekten ziyade örnek davranış ve hayattan örnek yaşantısal durumlarla dersler verilmeli, akabinde deneyim kazandırılarak tavsiyede bulunulmalıdır.

Duygusal zekanızın ve yaşam kalitenizin yüksek, hislerinizin ve düşünceleriniz berrak olması umuduyla…

Deprem ve Yaşam Taktikleri

Deprem ve Yaşam Taktikleri

Deprem, dünyanın var oluşundan bu yana varlığını sürdüren doğal afetlerden birisidir. Yer hareketlerine deprem denilmektedir. Belli bir zamanı ve dönencesi olmayan, her an her yerde yakalayabilen doğal afetlerin en şiddetlisidir.

İstanbul ve Marmara bölgesi başta olmak üzere Kuzey Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde ve deprem kuşağında yer alan Türkiye, tarihte birçok kez depremden ciddi hasar görmüş, çok sayıda kayıplar vermiştir. İstanbulluların 17 Ağustos depreminden bu yana endişe içerisinde yaşadığı bilinen bir gerçektir.

Peki, deprem hayatı nasıl etkiliyor ve depreme karşı nasıl hazırlık yapılmalı ve yaşamak için neler gereklidir?

Deprem ve Yaşam Kalitesi

Yaşam Kalitesi, kuşkusuz 3 önemli unsurun yerine getirilmesinden sonra konuşulacak konudur. Emniyet, Barınma ve Doyma… Bu olmazsa olmaz üç unsur kuşkusuz yerine geldiğinde ancak yaşamın daha kaliteli oluşu üzerine konuşabiliriz. Deprem ise bu üç önemli unsuru ortadan kaldıran büyük felaketlerdendir. Bölgeye göre değişiklik gösterse de 6 üzeri şiddette bir deprem, ülkemizi gerçek manada büyük kayıplara sokacaktır. Deprem maddi ve manevi hasara neden olmakta, barınma ve emniyet ihtiyacını karşılamayı engellemektedir. Zaman içerisinde üretim ve dağıtım kanallarının çökmesiyle açlık baş gösterecek, doyma sorunu da toplumu saracaktır. Bu nedenle yaşam kalitesini olumsuz etkilemesi bir tarafa, adeta çökertip, ortadan kaldırır. Yalnızca yaşam olgusundan bahsettirir. Bu yüzden de depremin hayatımıza olan olumsuz etkilerini en aza indirmek gerekir.

Deprem Öncesi Ev İçi Güvenlik Tedbirleri

Depremlerde oluşan can ve mal kayıplarının büyük kısmı deprem anında ve sonrasında çıkan yangınlar, devrilen ağır eşyalar ve kötü hava şartlarıdır. Ayrıca sonrasında yaşanılan gasp, açlık, güvenlik sorunu ve hırsızlık gibi unsurlar da deprem kaynaklı ama birebir deprem anına olmayan kayıplardır. Bu yüzden öncesinde önlem almak gerekir.

Her An Depreme Hazır Olmak

  • Gece yatman evvel doğalgaz musluklarını ve tüplerin emniyetini kapatın.
  • Elektronik alet ve cihazları olabildiğine prizde takılı bırakmayın.
  • Kilitli kapılar sarsıntı esnasında sıkışır. Açılması güçleşir. Ev içerisindeki oda kapılarını asla kilitlemeyin. Çocuklar uyurken onların kapı kilitlemesine de müsaade etmeyin.
  • Duvara dayalı olan büyük ve ağır eşyaları duvara monte ettirin. Dolap, çalışma masası vb. eşyaların deprem esnasında devrilmeyecek durumda olduğundan emin olun. Çünkü devrilmesi ile hem size zarar verebilir, hem de deprem sonrası hareket alanınızı kısıtlar.
  • Elbise dolapları, buzdolabı ve benzer eşyalar deprem esnasında tehlike oluşturur. Bunlar hem devrilebilir, hem de kayıp size veya başka eşyalara kayabilir. Bunların yerlerine sabitlenmesi uygun olacaktır. Sabitlemeye özen gösterin.
  • Yatak kenarı ve yakınlarında devrilebilecek dolap bulundurmayın.
  • Duvarlara büyük ölçekte düşünce hasar verebilecek resim ve eşyalar asmayın. Asılacaksa da sabitleyin.

Tatbikat Tatbik Et!

  • Deprem için alınabilecek önlemler arasında en önemlisi ev sakinlerinin deprem anında ve sonrasında nasıl davranacağı, bu bilince sahip olmasıdır. Ev, depreme karşı güvenli hale getirildikten sonra deprem esnası ve sonrası yapılacaklar hakkında ev sakinleri bilinçlendirilmelidir. Aralıklı olarak ebeveyn ve çocukların deprem tatbikatı yapması önemlidir. Ayrıca profesyonel toplu deprem tatbikatlarına da katılım gösterilmelidir.
  • Tatbikat öncesi plan yapılmalı, aile bireyleriyle konuşulup karar verilmelidir.
  • Deprem hissedildiği anda nasıl toplanılacağı, nereden çıkılacağı vb. durumlar kararlaştırılacak ve tatbik edilecek şekilde bilinç oluşturulmalı, eğitim verilmelidir.
  • Depremin her an olabilme ihtimali göz önünde bulundurulmalı, sizi ve sevdiklerinizi uyku, yemek, okul-iş hazırlığı, otobüs, yolculuk, banyo, duş, hela, çalışma vb. anlarda yakalayabileceği unutulmamalıdır. Tüm bu unsurlara uygun bilinçli planlama yapılmalı, tatbikat uygulanmalıdır.
  • Deprem esnasında korunabilecek güvenli alan belirlenmelidir. Sağlam bir divan, koltuk, ağır eşya vb. eşya yanları olabilir. Yangına neden olabilecek ocak gibi eşyalardan, asılı duran ayna gibi aydınlatıcı eşyalardan ve pencere önlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır.
  • Deprem sonrası ise ev ivedi olarak boşaltılmalıdır. Tüm bireyler bu bilince sahip olmalıdır. Arka, yangın kapıları iyi belirlenmelidir. Bu alanlarda düşüp, yol kapatabilecek eşyalar bulundurulmamalıdır.
  • Küçük çocuklar özellikle deprem anında koşmaması, cam ve kapıya doğru yeltenmemesi konusunda iyi eğitilmeli, bilinçlendirilmelidir. Sıkça bu hususta tembih verilmelidir.

Deprem Çantanız Hazır Mı?

Deprem sonrası muhakkak alınacak bir deprem çantanız olmalıdır. Çanta hazırlamak gerekiyor. Çünkü evin her zaman güvenli bir yer olmayacağı bilinen bir gerçektir. Deprem çantanız kolay ulaşılabilir bir yerde, hazır ve güncel olmalıdır.

Deprem Çantasında Yer Alacak Malzemeler

  • Su (Ayda bir veya iki defa değişip, güncellenmesi gerekir.),
  • Yedek pil ve radyo,
  • Enerji veren, protein bakımında güçlü ve çabuk bozulmayacak hazır yiyecekler,
  • Yedek pilleriyle beraber fener,
  • İlk yardım çantası ve gerekli materyalleri,
  • Kişisel reçeteli ilaçlar,
  • Birer kat kıyafet,
  • Çocuk ve bebek varsa onlar için eşyalar,
  • Bir miktar nakit para (Kağıt ve Bozukluk),
  • Çok amaçlı bir çakı,
  • Düdük,
  • Kalem ve kağıt,
  • İçerisinde önemli irtibat numaralarının ve iletişim kurulacak kişilerin bilgilerinin, önemli belgelerin kopyalarının yer aldığı su geçirmez dosya,

Ayrıca havayı da dikkate almak gerekiyor. Soğuk olabilir. Her aile ferdi için kazak, mont gibi kıyafetler, çorap ve ayakkabı da koymak gerekir. Çocuğunuz varsa onu oyalamak için oyuncak da koyabilirsiniz.

Çantanız muhakkak evin çıkış istikametinde ve yakınlarında hazır halde olmalıdır. Asla yeri değiştirilmemeli, her zaman sabit aynı yerinde olmalıdır. Çünkü kişi o dehşet verici felaket anında şok geçirebilir, bazı şeyleri unutabilir, hatırlamakta zorluk çekebilir. Fakat yeri sabit olan birçok şeyi hatırlamak, bulmak kolay olacaktır.

En önemlisi ise bu çantayı kimin alacağıdır. Kesinlikle aile üyeleri çantanın kim tarafından alınacağı konusunda kararlaşmış olması gerekir. O hengamede “sen al, ben alayım, sen aldın sandım…” gibi pişmanlık dolu sözler işitmek istemezsiniz.

Zelzele Anında

Önlemleri aldık, sonrada zelzele esnasında yapılması gerekenler iyi bilinmelidir. Sarsıntı birkaç saniye içerisinde meydana gelen yer sarsıntısı olacaktır. Hissedildiği an itibarıyla muhakkak sakin kalınmalı, telaşa kapılmadan planlandığı şekilde davranılmalıdır.

Güvenli bölgelerden en yakınına geçip, çömelin ve ensenizi koruyacak biçimde kapanıp bir yere tutunun. Sağlam bir eşya yanına geçmeye özen gösterin. Diğer aile üyelerine müdahale etmeyip, sakin biçimde onları da yönlendirin. Sarsıntı bitene kadar yerinizden kımıldamayın. Asansör, balkon ve merdivenler zelzele esnasında en tehlikeli bölgelerdir. Bu alanlarda iken sarsıntıya yakalandıysanız ivedi olarak güvenli bölgelere, mümkün değilse duvar kısımlarına doğru geçin.

Yaşam Üçgeni Oluşturma

Zelzele geldiğinde, yer sarsılıp etraf buğulu bir hal aldığında sizi kurtarmaya yardımcı durum, o esnada “Yaşam Üçgeni” oluşturmanızdır. Yataklık altı ve masa yerine ağırlık merkezi daha çok yere yakın çelik dolapları, uzun boylu iseniz yana devirin. Para kasası, çamaşır makinesi vb. eşya yanına yatın ve cenin pozisyonuna girin.

Unutulmamalı: Bu cisim ve eşyalar büyük bir yıkımda ezilir ve parçalanır. Ama yok olmaz. Yanlarında oluşturacağınız yaşam üçgeni ile hayatta kalma şansınız fazladır.

Hayatın ve Türkiye’nin Gerçekleri

Her şeyden önce hayatın bir gerçeği var. O da hayatın fani olması, ne denli önlem alınsa da afetlerde kurtulma durumu yaratıcının taktiri. Bu yüzden önlem alıp, tefekkür etmek gerekir. Tek düze hazırlıksız yakalanmak da gerekir. Afetler için sunulan öneriler hayatta kalma ve daha az hasarlar afetten kurtulmaya yöneliktir. Bu yüzden hayatın gerçeklerini de unutmamak gerekir.

Türkiye, deprem kuşağında yer almasına ve 17 Ağustos, Erzincan, Erzurum, Van gibi birçok afeti geçirmiş ve çok sayıda kayıp vermiş olmasına rağmen ne yazık ki imar, inşaat ve alt yapı bakımında tedbir almış ve afetlere hazırlıklı ülke değildir. Bu yüzden binalar, yollar ve yapılar sağlam değil, afet esnasında ve sonrasında toplum nasıl davranacağı hususunda bilinçli değildir. Dahası refah durumundan dolayı bir bölgede felaket olduğunda göçüp farklı diyara gitmek olanaksızdır. Felaket sonrası teminatlar da yetersizdir. Bu yüzden tüm önlemleri bu durumlar göz önünde bulundurarak yapmak gerekir.

Her türlü afet ve felakete karşı bizleri ve ülkemizi yaratıcının koruması dileğiyle…

Dünyevileşme Hastalığı

Dünya Sevgisi (Dünyevilik) Hastalığı

Dünya, diğer bir tabiriyle küre-i Arz, biz ve diğer canlıların yaşamını sürdürdüğü, büyüleyici doğal güzelliklere sahip gezegendir. Birey ve toplum refahı, sağlığı ve kaliteli yaşamı için dünyanın önemi büyüktür.

Birçok sağlıklı ve mutlu yaşam platformunda, kişisel gelişim kitaplarında “Kendini ve Dünyayı Sev” ibaresini ve vurgusunu görmek mümkündür. Ancak biz, kaliteli yaşamanız için farklı bir bakış açısı sizlere sunuyor, öneriyoruz. Dünyayı sevin demiyoruz. Sevmeyin de demiyoruz. Hele dünya ve dünya nimetlerinden nefret edin, elinizin tersiyle bir kenara itin ASLA demiyoruz. Çünkü insan yaşadığı ve faydalandığı hiç bir şeye nankörlük etmemelidir ki, dünya yaşadığımız yer ve nefret duymak nankörlük olacaktır. Kişinin iç dünyasında ise nefret ve kim sağlıksızlık göstergesidir. Kişiyi mutsuzluğa ve kalitesiz bir hayata sürükler.

Peki iyi ama dünya ile olan münasebetimiz nasıl olmalı? Dünya sevgisi hastalığı, diğer deyişle Dünvelişmek ne demek?

Dünya, son demine kadar insanoğlu için mekan, barınak ve rızıklanma yeri olarak tayin edilmiştir. Nimetleri ise dünyanın süsü ve cazibeleridir. Dünya sözcüğü, “yakın olmak, en yakın” gibi anlamlara gelen Arapça kökenli sözcüktür. Geldiğimiz yeri ve gideceğimiz sonu unutup, aşırı ebedi hayatmış gibi dünyaya aşk duyup bağlanmak gibi bir hastalık ise günümüzün en büyük hastalıklarından birisidir. Öyle ki, bu hastalığa tutulanlar kârda, olmayanlar zararda gibi bir algı operasyonu da vardır. Tıpkı uyuşturucu gibi çeşitli maddeler bir şekilde satıcı ve torbacısı tarafından cazip gösterilmektedir. En masum roman kitaplarından kişisel gelişim kitaplarına kadar bu hastalığa yakalayıcı unsur söz konusudur.

Dünyevileşme Hastalığı

Bireysel olarak farkında olmadığımız birçok hastalık günden güne bizleri yiyip, kemirmektedir. Dünyevileşme hastalığı da bunlardan birisidir. Dünyevileşme Hastalığı, birey ve toplumun aşırı biçimde dünyaya ve dünya nimetlerine, süslerine sevgi duymasını, bağlanmasını, kendisini adeta dünyaya ait ebedi bir sahip gibi görmesi, tüm haz ve lezzetleri dünyada araması ve dünyayı ölümsüz varlık nidasıyla sömürmesidir. İlk başlarda gelen cezbedici haz ve huzur, aslında ilklerin ve keşfediciliğin verdiği hazdır. Dünyanın verdiği haz ve huzur değildir. Bu yanılgıyı zaman geçince, her şey tek düze ve sıkıcı bir hal alınca birey anlar. Yine çözümü dünyada arayıp, farklı nimetler deneyerek bu hastalığı bastırır.

Örnekleme

Örnek verecek olursak kişi hafif yanan bir ateşi söndürmek için daha fazla odun ateşe atar. İlk etapta ateş diner ve alevsizce hafif ısıyla keyif verici bir şekilde yanar. Ancak odunlar tutuşunca alevi daha da büyür, hatta etrafını yakma tehlikesi gösterir. İşte dünya sevgisi hastalığında da hastalığı gidermek için ateşe odun atmak aslında geçici haz verir. Akabinde ise daha çok ateşlendiği için bir türlü haz ve doyum bitmez. Odundan fayda göremeyince fındık kabuğu, ağaç yaprağı vb. atıp durur. Her biri geçici bir dindirme sağlar, fakat tutuşunca daha fazla büyür. Sonunda ise kişiyi yakıp, kavurur ve sonunu vahim kılar. Bu yüzden dünya sevgisi hastalığına yanıcı değil, söndürücü bir madde eklemek lazım. O da ateşten kuvvetli ve ateş cinsinden olmamalıdır. Su… Evet, su tüm kirlerin ve pisliklerin temizleyicisi olduğu gibi dünyada en kuvvetli ve olmazsa olmaz maddedir. Ateşlenmiş bir koru su ile söndürmek gerekecektir. Suyu ilk dökünce etki etmez ama alevi dindirir. Bu süreçte duman çıkıp, bireyi boğar ama ateşe biraz daha su atınca ateş söner ve bir süre çıkan dumanın ardından kor söndürülmüş, birey rahatlamış olacaktır.

İşte bireyin hayatı da böyledir. Su acı verir, dumana neden olup boğar ama esas çözüm ve sonunda ferahlatıcı bir hayat sunar. Siz de hayatınıza farklı hazlar katarak dünyevileşme hastalığında kurtulamazsınız. Su serpmek gerekir.

Su Serpmekten Maksat

Su tüm derlere deva, ateşi söndüren, kirleri temizleyen maddedir. Ancak suya da fazla aldanmamak gerekir. Çünkü bol su da ziyandır. Bu kez bireyi boğacaktır. Ateş sönünce suya aşk duymamak gerekir.

Üstatların ve bilgelerin dediği gibi, birey bir gemi gibidir. Su ise dünya. Gemi suyun üzerinde durduğu sürece yol alır. Ama olursa bir delik, bir hasar oluşur da gemi su alırsa, işte o zaman batar. Bu yüzden birey dünyayı içine, gönlüne ve hayatının her demine sokmamalıdır. Dünyayı sadece yolculuk diyarı olarak görmeli, ona bağlanmamalıdır.

Dünya Bir Otobüs (Yolvaslam) Misali

Dünya dediğimiz şey aslında bir otobüs gibidir. İnsanın bir varış noktası vardır. Otobüse biner ve hedefine varınca iner. Artık o otobüsün şekli, rahatlığı, hızı onun için önemli değildir. Evet, hep beraber şöylece düşünelim. Uzun bir yolculuk düşünün. Şehir içi otobüsleri gibi. Tıpkı Kocaeli-İzmit merkezinden İstanbul-Kartal’a giden şehir içi belediye otobüsü gibi. Mevcut duraktan otobüse bindiniz. Otobüs hareket ediyor ve her durakta birileri binip, birileri iniyor. Bu uzun yolculuğunuzu hayal edin. Diğer yolcular da sizin gibi, hedeflerine varmayı bekliyor. Bu sürede yeni yolcularla tanışıyor, muhabbet ediyorsunuz ve o yolcu, hedefine ulaşında otobüsü terk ediyor. Böyle bir yolculukta kimileri koltukları beğenip, sever ve kimileri otobüse aşk duyar. Kimisi boş boş yolu seyreder, kimisi bir kitap okur ve kimisi film izleyip müzik dinler. İşte tümünde bir amaç uğruna çaba vardır. Tüm bu amaçların ötesinde ise hedefe varmak vardır.

Dünya Sevgisi Olan Dünyevileşmiş Kişi

Şimdi bir kişi düşünün bu otobüste seyahat ediyor. Otobüse bindi ve yolcular kalabalık. Oturacak yer yok. Boş bir koltuk bulmanın derdinde. Sonra bir yolcu inmesi gereken durağa gelince kalkıp, indi. Bu koltuk bekleyen yolcu ise bunu fırsat bilip, boş koltuğa oturdu. Önce rahatlık ve huzur buldu. Ayaktakilerin derdini unuttu. Öyle ki, hasta ve yaşlıları da görmezden geldi. Sonra yeri ona rahatsızlık verdi. Çünkü ayaktaki yolcular ona çok yakın. Yaşlı adam ondan yer vermesini istercesine bakıyor. Adeta yalvarıyor. Bu yolcu diğer bir yolcunun inmesini de fırsat bilip, cam kenarına geçti ve taktı kulaklığı, açtı müziği, yumdu gözlerini. Yolculuk bir keyifli, anlatılamaz onun için. Diğer yolcular umrunda bile değil. Sonra koltuğu ve otobüsü sevdi. Yolculuk hoşuna gitti. Hedefi olan inmesi gereken bir durak var. Oradan nasıl olsa yine geçer düşüncesi ile kalkmak istemedi. Yolculuğa devam edip, bir sonraki durakta inerim dedi. Derken duraklar gelip geçti. Bu yolcu zamanla otobüse öyle alıştı ki, inmek istemez oldu. İneceği durağı da unuttu.

Nihai Son

Evet, o yolcu ve bizler kendi inmemiz gereken durakta inmesek de otobüs birgün son durağa varacaktır. Sonunda da öyle oldu ve otobüs durağa varıp, son durak dedi. İşte o an o yolcu bir şok geçirdi. Otobüs durdu. O inmek istemedi, çünkü inince yapacağı bir şey yok gibiydi. Gitmesi gereken ve yapması gerekenler burada değildi. Olsa bile artık çok geçti. Ama ne çare, otobüsün kapıları açıldı ve tüm yolcular indi. Sadece o kalmıştı, aniden bir sessizlik ve soğuma kapladı etrafı. Dışarısı buz gibiydi. O, sevdiği ve terk etmek istemediği otobüs ona buzlu gemi gibi olmuştu. Ondan kurtulmak istiyordu ama yapamıyordu.

Dünya Hastalığı Otobüs Örneği Açıklaması

İşte bu otobüs dünyadır. Varacak durağa sadece bir vasıta. Otobüse, içindekilere aşk ve bağlılık duyarsak son durağa varınca hüsrana uğrarız. Koltuğun ve otobüsün bir önemi olmamalı. Önemli olan bizlerin o otübüste doğru ve etkin bir hayat sürdürüp, ineceğimiz durağa kadar zamanı iyi derlendirmemizdir. Hedefe varınca da durakta otobüsten inip, ayrılmaktır.

O halde kaliteli bir yaşantı için dünyayı kullanın ama ona bağımlı olmayın. Aşırı dünya sevgisiyle hayatınızı doldurmayın. Dünya ve dünyanın hiç bir nimeti için üzülüp, ağlamayın. Var olan siz ve değerleriniz olmalı. Dünyevi hiç bir madde sizin için büyük bir değer ifade etmemelidir.