Yabancı Dillerin ve Yapay Dillerin Yaşam Kalitesine Etkileri

Yapay Dillerin Yaşam Kalitesine Etkileri ve Yabancı Diller

Gezegenimizin zenginliği ki herkes aynı dili konuşmuyor. Dolayısıyla da bir dil bilmek yeterli gelmiyor. Çoğu zaman öyle anlar yaşıyoruz ki, keşke yabancı dil bilseydim, diyoruz. Yapay Dillerin Yaşam Kalitesine Etkileri ve Yabancı Diller hakkında dil öğrenmek ve bilmek kişinin yaşam kalitesine ciddi fayda sağlıyor.

Güvenli ve Sağlıklı İletişim

Karşınızdaki kişi veya topluluk ile daha etkin, güvenli ve sağlıklı iletişim kurabilirsiniz. Öz güveniniz yerine gelir.

Seyahatte Kolaylık

Farklı yabancı dilleri bilmek size seyahat esnasında birçok kolaylık ve avantaj sağlar. Gittiğiniz ülkelerin yerel toplumuyla aracısız daha yakın ve sıcak iletişim kurabilirsiniz.

İstihdam Şansı

Yeni iş fırsatları bulmanızı sağlar. Daha yüksek ücretle iş olanağı elde ettirir. Birçok beyaz yaka iş başvurusunda yabancı dil zorunludur. Fakat 2 veya daha fazla yabancı dil bilmek sizi diğer adaylar karşısında ayrıcalıklı kılar.

Yeni İnsanlarla Tanışma

Geniş bir ağınız ve çevreniz olur. Çalışma hayatınızda çeşitli sınıf ve ülkelerden yeni bağlantılar kurabilirsiniz. Başkalarının deneyimlerini bizzat görebilir ve dinleyebilirsiniz.

Ufku Geliştirme

Yabancı dil öğrenmek kişinin ufkunu ve dünyaya bakış açısını değiştirir. Farklı kültürleri, kültürel bakışları öğretir. Yenilikçi bir vizyona sahip olmanızı sağlar.

Kelime Haznesi

Kolay ezberleme yetisi kazandırır, sözcük haznenizi geliştirir. Sözcüklere ve mantıksal yapısına bakışınızı geliştirir. Yeni fikirler, yeni görüşler ve dünyalar keşfedebilirsiniz.

En İyi Beyin Egzersizi

Yabancı dil ve özellikle yapay dil öğrenmek beyin egzersizi için oldukça faydalıdır. Dil yapısı, dil bilgisi kuralları ve birtakım uygulamalar beyni aktif çalıştırır ve etkili egzersiz imkanı sunar. Anadilde var olan verinin daha etkin, örneklerle ve eş anlamlarıyla öğrenilmesini, pekiştirilmesini sağlar. Hafızayı kuvvetlendirir ve anıların pekişmesine yardımcı olur. Beyin tümörüne karşı korur.

Kültürel Etkileşim

Farklı kültürlerin, insanların yaşam tarzları, tarihleri vb. hakkında yeni bilgiler edinecek, farklı deneyimler yaşayacaksınız. Yaratıcı bizleri neden farklı dillerde ve kültürlerde yarattığını, bu farklılığın nedenli bir zenginlik olduğunu kavrayacaksınız.

Uluslararası Sanatın Tadını Çıkarma

Uluslararası çapta her çeşit film, müzik, sanat ve edebiyatın tadını çıkarabilirsiniz. En iyi eserleri orijinal dilinde inceleyebilecek ve çoğunu ilk siz edinebileceksiniz.

Çok Dillilik ve Çoklu Görevler Edinme

Yabancı dil sayesinde çoklu görevleri daha iyi yapabilir, hafızanızı aynı anda farklı iş ve görevler için kullanabilirsiniz. Beynimiz için iki veya daha fazla dil arasında geçişi gerçekleştirmek tıpkı iki farklı görev arasındaki geçiş gibidir. Bu sebeple yeni yabancı dil öğrenmek çoklu ve farklı görevlerdeki yetilerinizi geliştirir, başarı elde etmenizi sağlar. Yabancı sözcükler hafızanızı kuvvetlendirir.

Çoklu Düşünme

Aynı anda çoklu düşünebilirsiniz. Birden fazla dil bilenlerin odaklaması, bilgileri kavraması ve öğrenme hızını artırması bilinen gerçektir. Beyin esnemesi, egzersizi için oldukça etkilidir. Beyin fonksiyonlarının çalışmasını hızlandırır.

Mantıksal ve Yapısal Düşünme

Yeni bir yabancı dile veya yapay dili öğrenmeye başlamak mantıksal ve yapısal düşünmeye de başlamak demektir. İlk etaptaki öğrenme süreci ve çabası mantıksal ve yapısal düşünme yetinizi geliştirir.

Anadilinizi Güçlendirme

Doğuştan öğrendiğiniz anadilinizi daha iyi bilme, hakim olma açısından yabancıl öğrenmek büyük fayda sağlar. Anadilinizin de geliştiğini görebilirsiniz. Yabancı dile başladığınızda ana dilinizde daha iyi konuşmaya başlar, daha aktif okuyucu ve anlayıcı olursunuz. Konuştuğunuz dili ne kadar az bildiğinizi keşfedersiniz.

Kapsamlı Odaklanma

Sözcükleri anlama ve kavrama konusunda beyin zamanla daha temkinli olmayı öğrenir ve bu da sizin odaklanma becerilerinizi geliştirir. Sözcükleri anlama, olay örgüsünü anlamlandırma çabası sizin görülebilir zihinsel engelleri aşmanıza yardımcı olur.

Hızlı Öğrenme

Bir konuyu daha hızlı anlama ve yeni bir bilgiyi çok daha hızlı öğrenmenize yabancı dil yardımcı olmaktadır. Anlama, kavrama ve anlamlandırabilme becerileriniz gelişir.

Yaratıcı Düşünme

Anadilimizde bilinen bir sözcüğün birebir karşılığını yabancı dilde hatırlayamadığım anda veya bilmediğimizde alternatifini arar, çoğu kez birden fazla sözcük ile ifade etmeye çalışırız. Ayrıca karşı tarafın da anlayabileceği tarzı oluşturmak gerekir. İşte bu süreçte sarf edilen çaba ve enerji geçişi beyin, hafıza ve bilinç için büyük fayda sağlar. Sözcükler arası yolculuk etmeyi, bulmaca tamamlamayı, sözcük avına çıkmayı içerek bu durum sizin daha yaratıcı düşünmenize sebep olur ve bu becerinizi geliştirir. Karşılaştığınız sorunlara karşı daha basit, daha çözüm odaklı yaklaşmanıza bir adım daha yaklaştırır.

Öz Güven

Yabancı dil bilmek öz güveninizi artırır. Kendinize değer katmanızın yegane yollarındandır.

Yabancı Dil Bunamadan Korur!

Yabancı dil öğrenmek erken bunama, alzheimer hastalığına yakalanma riskinizi düşürür. Bu durumu ise ortalama beş yıl erteler.

Yapay Dillerin Yaşam Kalitesine Etkileri

Ayrıca yabancı dil veya yapay dil bilmek dili, sözcükleri daha iyi işitmemizi sağlar. Çeşitli sesleri duymayı ve kavramayı kolaylaştırır.

Dile daha duyarlı hale getirir. Sesleri anlamlandırmanın önemli aşamasıdır. Etkinliğinizi artırdığı gibi genç ve dinamik kalmanızı, aktif bir yaşam sürmenizi sağlar.

Görme yetinizi artırır. Bakmaktan ziyade daha net görmeniz mümkün olur. Sanata, edebiyata ve kültürlere bakış açınızı değiştirir.

Yapay Dillerin Yaşam Kalitesine Etkileri ve Yabancı Diller Yaşam kalitenizi artırmanızı, hayatınızı dengede tutmanızı mümkün kılar.

En önemlisi ise herhangi bir konuda bilgiyi kaynağından kolayca öğrenmenize yardımcı olur.

Bazı yapay dillere örnekler; Esperanto, İdo, Sindarin, Al Bakiyye

Yaşam Kalitesini Artıran Hint Filmleri

Yaşam Kalitesini Artıran Hint Filmleri

Yaşam kalitesini artıracak, hayata pozitif bakmanızı sağlayacak ve bakış açımızı değiştirecek en kaliteli hint filmlerini inceleyip, sizin için derledik. Tarifsiz bir mutluluğa sizi sevk eden, kimi zaman hüzünle beraber olağanüstü duygularla kalbinizi dolduran hint filmleriyle yaşam kalitenizi bir derece daha artırabilirsiniz.

Moraliniz mi bozuk, kendini iyi hisset cinsindeki hint filmlerinden birini aç ve izle, sana huzur verecektir.

Canım sıkılıyor, şöyle bir keyfimi yerine getirecek film olsa da izlesem ve tüm dert ve sıkıntılarımdan kurtulsam; beni alıp huzur diyarına götürse. Yok mu anti-depresan etkili bir film yahu?

Var tabi ki, olmaz mı? Senin derdine deva hint filmleri seni bekliyor.

Hint filmleri, çoğunlukla izleyicisine sosyal mesaj veren ve sıcak oyunculuklarıyla izleyicinin gönlünde taht kuran filmlerdir. Birçok izleyicinin beğenisini ve hayranlığını kazanmıştır. Her geçen gün daha da büyüyen ve daha fazla beğeni toplayan hint filmlerinin bazılarının insan yaşamına ve yaşam kalitesine olumlu etki gösterdiği gözlemlenmiştir. Sizlere yaşam kalitesini artıran hint filmlerini listeledik.

Raess

Yapım Yılı: 2017

Oyuncu kadrosunda Shahrukh Khan, Mahira Khan ve Nawazuddin Siddiqui’nin bulunduğu 2017 yapımı Hindistan filmlerindendir. Aksiyon ve gerilim türünde merak uyandıran filmdir. 1980’lerin Hindistan’ını ve içki kaçakçılığını konu edinir. Yaşam kalitenize farklı bir bakış kazandıracaktır.

Fanaa

Yapım Yılı: 2006

Baş rollerde Aamir Khan ve Kajol‘un bulundupu gerilim ve dram türünde hint filmidir. Görme engelli Zooni ve Rehan adında tur rehberisin dokunaklı aşk öyküsü konu alınmıştır. İnanılmaz bir romantizm ve dramanın buluştuğu, Keşmir davası ve aşk ile askeri vatan görevinin konu alındığı ihtişamlı hint filmlerindendir. Hint filmi hiç izlememiş, izlemeyi sevmeyenlerin fikirlerini değiştirip, Hint filmlerine bağımlı yapabilecek filmlerdendir.

Jodhaa Akbar

Yapım Yılı: 2008

Aksiyon ve dram türünde başarılı Hint filmlerindendir. Baş rollerde Aishwarya Rai ve Hrithik Roshan oynamaktadır. 16. yy dönemini etkili bir şekilde ele alır. Babür Şahi Celaleddin Muhammet Akbar ve Hindu Rajput Prensesi Jodhaa arasındaki evlilik eksenli serüven ilerlemektedir. Keyifle, öz güvenle seyredebileceğiniz kaliteli filmlerdendir.

Bajrangi Bhaijaan

Yapım: 2015

Salman Khan, Harshaali Malhotra ve Kareena Kapoor‘un baş rollerde olduğu başarılı yapımlardan birisidir. Yaşam kalitenize bambaşka fayda sağlayacak, insani değerlerinize ve kültürel yapınıza ek katkı sağlayacaksınız.

Bahubali Serisi

Yapım: 2015

Baahubali, şuan 2 seriden oluşuyor ve 3. serisi ise bekleniyor. Mahishmathi Krallığı ekseninde geçen fantastik, macera, dram, savaş, tarih ve aksiyon dolu muazzam bir yapıt. Heyecan ve adrenalin hormonlarınızı gerek efekt, gerek oyunculuk, gerek kurgu ve gerekse ihtişamlı müzikleriyle doruğa çıkaracak hint filmidir.

Peekay (PK)

Yapım: 2014

Rajkumar Hirani‘nin en başarılı filmlerindendir. Baş rolde Aamir Khan, Anushka Sharma ve Sanjay Dutt oynuyor. Tanrılara, dinlere bakış açınızı değiştirecek ihtişamlı ve ciddi sosyal mesaj veren filmlerdendir.

Onu Sarıya Boya

Yapım Yılı: 2006

Etkili ve sürükleyici hint filmlerinden birisidir. Hayranlık uyandıracak müzikal komedi filmlerinin başında gelir. Üniversite öğrencilerinin Hindistan bağımsızlık mücadelesini konu edinmektedir.

Dangal

Yapım Yılı: 2016

Aamir Khan filmi olarak beğeni toplayan hint filmlerindendir. Defalarca izleyip, yine izlesem mi diyeceğiniz ve sizlere gerçekten bir şeyler katacak hint filmidir.

3 Aptal

Yapım Yılı: 2009

Keyifle, eğlenerek, gülerek ve aynı zamanda duygusal anlar yaşayarak seyredebileceğiniz, birçok alanda yeni şeyler öğrenebileceğiniz ve “Ben üniversitede iken de böyle idi” diyebileceğiniz bir film.

Her Çocuk Özeldir

Yapım Yılı: 2007

Efsanevi bir yapım diyebileceğimiz, sosyal mesaj ve eğitim sistemi üzerine konulu etkili filmlerdendir. Darsheel Safary‘n muhteşem performansı ile şekillenen, öğrenme güçlüğü çeken bir çocuğun hayatı, yaşadığı zorluklar konu edinmekte, bir öğretmen ve aile olarak neler yapmak, nasıl davranmak gerektiği üzerine önemli notlar barındırmaktadır.

Secret Süperstar

Yapım Yılı: 2017

İsteyince nelerin mümkün olduğunu görebilirsiniz. Toplumsal, ailevi baskı ve İslam toplumu ekseninde ne tür yanlış baskılar olduğunu göreceğiniz, nasıl bir mücadele ile başarıya ulaşılabileceği ancak bu film ile gösterilebilirdi.

Kaliteli Yaşa olarak daha listemize eklemediğimiz “Talaash, Deat Zındagı, Life of Pi, My Name is Khan, Lagaan, Barfi, Dil Chahta Hai, Drishyam” gibi nice yaşam kalitesine fayda sağlayacak hint filmi mevcuttur. Son dönemlerde asit satışı ve Hindistan’da asit yüzünden yüzü yananların sesini duyurmayı amaçlayan chhapaak filmi ve Saaho, Sevgili Zindagi gibi Hint Filmleri de benzer yapıda yaşam kalitesine artı katmaktadır.

Yaşam kalitenizi olumsuz etkileyebilecek yasaklanmış filmler hakkında bilgi almak için ayrıca “Yasaklı 10 Film” makalemize de bakabilirsiniz.

Blog Açmanın Yaşam Kalitesine Etkileri

Blog Açma ve Yaşam Kalitesine Etkileri

Blog açmanın ve yönetmenin yaşam kalitesine bir takım faydalar sağladığı artık bilinen bir gerçek. Günümüzde blog açmak ise artık çok kolay ve ücretsiz. Fakat her alanda ve işte olduğu gibi fayda arz eden bir şey yanlış kullanıldığında zarar da verebilmektedir. Tıpkı ateş gibi. Ateş insanlar için oldukça faydalı, bir o kadar da zararlı ve tehlikeli bir madde. Onu, nasıl kullandığımız faydalı veya zararlı hale getiriyor. İşte bloglar içinde benzer unsurlar geçerlidir. Birkaç dakika içerisinde blogunuzu açabilir ve hazır hale getirebilirsiniz. Peki ya sonra? İşte asıl iş bu safhadan sonra başlıyor.

Blog unsuru içerisinde yazma eylemi barındırır. Yazmak için insana huzur veren en faydalı aktivitelerdendir.

Blogunuzu tek kendiniz için yazmıyorsanız ve insanların da takip etmesini, faydalanmasını istiyorsanız elinizde olması gereken en güçlü silah içerik olacaktır. Bloglar için en önemli silah içeriktir. İçeriğe önem vermeniz tema ve alt yapıdan çok daha önemlidir. Aksi halde kendi kendinize ziyaretçi istatistiklerine bakarken kendinizi bulabilirsiniz.

Yeni başlayan, orta ölçeğe ulaşabilen blog yazarları için yaşam kalitesini artıracak önemli tavsiyeleri sizlerle paylaşıyoruz.

Kime Yazıyorsun?

İyi bir blog yazarı hedef kitlesini iyi tanımlamalıdır. Aksi taktirde onlarla etkin ve sağlıklı iletişim kuramaz. Yazdıklarım okunsun ve etkileşim görsün istiyorsan hedef kitlen kim, neleri seviyor ve nelerden hoşlanmıyorlar. Bu sorulara cevap bulmalısın.

İlk etapta hedef kitleyi iyi belirlemek zordur. %100 etkin tahminde bulunamayabilirsiniz. Ancak zamanla bu kitleyi anlamaya başlayacaksınız. Bu süreçte onları dinleyin.

Şayet “Kendim için yazıyorum.” diyorsan sana iyi bir haberimiz var. Sayfanın en sonuna, son maddeye bakman yeterli.

Alıntı kabul edilir ama kopyala-yapıştır ASLA

Blog yazmak kurmaktan zordur. İlk oluşumdaki kadar basit bir iş de değildir. Zaman geçtikçe yazmanın çok zahmetli, zor ve profesyonellik gerektiren bir iş olduğunu anlayacaksınız. Fakat bir o kadar da keyifli ve yaşam kalitenizi artırıcı bir şey olduğuna kanaat getireceksiniz. İlk etapta günde birkaç yazı yazarken ilerleyen zamanlarda bu sayı düşecek, ayda bir veya iki yazıya düşecektir. Paniğe gerek yok. Endişelenmeyin.

SEO ilkelerince arama motorlarının blogunuzdan vazgeçmemesi için sırf bu amaçla birkaç yazı yazacağınız zamanlar olacaktır. Sırf blog boş kalmasın diye ayda bir yazı yazacaksınız. İşte bu süreçte yapılan büyük bir yanlış var. Diğer bloglardan içerikleri kopyalamak ve blogunuzda paylaşmak ilk akla gelen çözüm olabilir. Ama bu durum hem okuyucunuzu, hem arama motorlarını blogunuzdan uzaklaştıracaktır. Bu nedenle kesinlikle başka bir blog veya siteden içerik kopyalamayın.

Alıntı konusu ise biraz farklı. Kendi özgün içeriğinizi üretirken konuyu pekiştirmek amacıyla farklı kaynaklardan veri desteği alma durumudur. İlgili, bilgilendirici ve eğlenceli alıntılar yapabilirsiniz. Ama burada ise en etik olanı mutlaka her alıntıya kaynak göstermektir.

Samimiyet ve Eğlence Anlayışı

Şayet teknik bir konuda yazıyorsanız yazı dilini eğlenceli ve samimi bir hale getirmek gerekir. Mümkünse herkese daha sıcak bir anlatımla konuyu sunun. Espri yeteneğine güveniyorsan yazını bunlarla güçlendirebilirsin. Ama tabi ki abartma, sadece küçük pekiştirici bir çalışma olarak kullan.

Ha, ayrıca bunun çok büyük bir risk olduğunu da unutma. Espri beğenmeyen okuyucunun sert tepkisine neden olabilir. Bu yüzden dozu kaçırmamalısın. Hele sulu esprilerden kaçın. Sen bunları söylerken çevre arkadaşların ve dostların çok gülebilir ama sen fıkra yazmıyorsan blog yazılarında bunu dozunda bıraksan çok daha iyi olur. Çünkü sözü yazıya aktarmak ve aynı etkiyi okuyucuda oluşturmak her babayiğidin harcı değildir.

Konuya Değer Kat

Haberciler için en önemli konu bir haberi ilk aktaran olmaktır. Hayati önem taşır. Ama bu haberi herkesin anlayabileceği tarzda basit ve anlaşılır halde sunmak ise pek kolay değildir. Profesyonel birçok merci var ve onlarla kaşık atabilir misin? Hele de yeni bir blog yazarı isen ki, pek tavsiye etmiyoruz. Risk almana değmez. Öyleyse gel sen aktarmaya layık gördüğün haberleri kaynak göstererek blogunda özgün biçimde sun. Alıntı yap ama kopyalama. Haberlere kendi yorumlarını ekle ve mümkünse farklı kaynaklardan da alıntılarla güçlendir. Hatta yapabiliyorsan farklı bir bakış açısıyla haberi sun.

Demek istediğimiz konuya değer katman. Aktaracağın konu ne olursa olsun senin katacağın değer kıymetli. Bir değer katmalısın. Bu konuyu neden senin perspektifinden, senin blogunda okuyucu okusun ki?

Zaten çoğu kişi ele aldığın konuyu bir şekilde haber sitelerinden veya başka mercilerden edinebiliyor. O yüzden konuya değer katmayı unutma.

Uzmanlığına Odaklan

Sen uzman mısın? Uzmanlık alanın ne?

Yüzlerce blog bulabilirsin ki, her konuda içerik üretebilsin. Ama şayet sen bu yayınlarla rekabet edecek güçte değilsen sakın böyle bir genel konulu blog işine girişme, üzülürsün. En doğru olanı kendi uzmanlık alanın ile blog içeriğini sınırlamaktır.

Misal vermek gerekirse; sence bugün teknoloji veya makyaj yahut güzellik, hatta sağlık konusunda blog açmaya gerek var mı? Düzinelerce blog var bu kategorilerde. Birçoğu da markalaşmayı başarmıştır. Fark yaratamayacaksan o mercide olmanın bir anlamı yok. Ama bu tamamen bu alandan çekilmen gerektiği anlamına gelmiyor. Örneğin teknoloji alanında bir blog açacak isen en doğrusu sınırlandırılmış bir konu belirlemektir. Cep telefonları içerisinde “Android uygulamalar” şeklinde bir sınırlama kafi olacaktır. Benzer nitelikle bir sınırlama uygun olacaktır.

Unutmayın! Ne kadar çok konuya değinmek isterseniz o denli içerikleriniz yüzeysel olacaktır. Ciddiye alınma olasılığını da azaltacaktır. Peki konuyu daraltır ve belli alanlara odaklanırsanız işte o zaman başarılı olursunuz. Sürdürülebilirlik açısından bu önemlidir. Ayrıca o alanda uzmanlaşmanızı sağladığı gibi etkin bir kitle edinmenizi de sağlar.

Okura Saygı Duy

Blogunuza önem veriyorsanız okuyucunuza da önem vermelisiniz. Olabildiğince sık ve özgün, farklı içerikler üretin. Haftalarca yazamıyorsanız haftada en az bir makale yazın. Aksi durumda blogunuz ve yazdıklarınız pek ciddiye alınmaz. Blogunuza değer katmak için gündemsel konularda kendi alanınızı ilgilendiren yapılarla kendi özgün bakış açınızı ortaya koyun. Hızlı başlayıp, hızlı düşmeyin. İstikrarlı olmaya gayret edin.

Hiç kimse şişirme, uydurma ve abartılı makaleler okuyarak vaktini boşa harcamayı hak etmiyor. İnsanlara değer verin, okuyucularınıza saygı gösterin. Onlara kötü içerik sunmayın. Kulağa pazarlama fısıldayan içeriklerden uzak tutun. Bir iyi okuyucu, 10 sadık ve iyi okuyucuya referans olur. Kaybedilen okuyucuyu tekrar geri kazanmak yenilerini kazanmaktan çok daha zordur.

Sinirlerinizi Aldırın

Sinir mi, o da ne canım? Blog yazarının da siniri mi olurmuş… Her insan sinirlenir, blog yazarları da insan ve elbetteki sinirleneceği anlar olabilir. Ama sinirlerine hakim olmalıdır. İyi blog yazarı sinirlerine en iyi şekilde hakim olandır.

Artık herkes kolayca her şeye yorum yapabilmekte. İsteyen istediğini söyleyebiliyor. Yazılarınıza yorumlar alacaksınız. Birçok blog yazarı yazılarına yorum yapılsın ister. Ama beklediğiniz şekilde yorumlar olmayabilir. Yapıcı olmayan, ağır eleştiri içeren hatta hakaret içerikli yorumlarla kaşılaşabilirsiniz. Günümüzde pek de az değildir. Ama blogunuza önem veriyorsanız bu tip moral bozucu yorumlara karşı profesyonelce davranmalısınız. En çok yapılan hatayı siz yapmamalısınız. Hemen benzer tarzda yanıtlar vermemelisiniz. O yorumu yapan kişi birkaç zaman sonra o yorumu, hatta yazınızı bile unutacaktır. Belki de ilerleyen zamanlarda hatırlatılsa pişman olacaktır. Ama İnternetin hafızası keskin ve güçlüdür. Sizin o yoruma verdiğiniz yanıtı çok uzun süre koruyacaktır. Diğer okuyucularınızın da bakış açısını değiştirecektir.

Konu dışı, yıkıcı ve olumsuz enerji yayan yorumları görmezden gelin. Siz cevapladıkça konu gereksiz yere uzar. Çığırından çıkar. O yüzden kendinize ve sinirlerinize hakim olun. Şayet yorum gereksiz ve yersiz ise, makaleniz bu yorumu hak etmiyorsa emin olun diğer okuyucular müdahale edeceklerdir. Ama her yorumu dinleyin ve ders edinecek bir şeyler çıkarın.

Senin Diye Tek Olmak Zorunda Değilsin

Blogu sen açmış ve yönetmiş olabilirsin. Bloguna zaman geçtikçe iş yahatı, sağlık, ev halleri, özel hayat derken birtakım engeller çıkabilir ve haftada 1, hata ayda 1 veya 2 makale ancak yazabileceğin bir durum oluşabilir. Bu durumda illa tek başına devam edeceksin diye bir şart yoktur. Ülkemizde çok yazarlı yüzlerce blog var ve ciddi başarılar elde edebilmiştir. Sen de aynı konuda fikirleri olan ve paylaşmak isteyen diğer blog yazarlarıyla etkileşim kurabilir, onların senin bloguna katkı sağlamasına imkan sağlayabilirsin.

Çok Yazarlı Blogların Faydaları

Daha zengin içerikler elde edilebilir. Ayrıca benzer konularda çok daha farklı, özgün ve çeşitli bakış açılarında içerik aktarımı ve üretimi mümkündür.

Blog konunuzla alakalı faaliyet gösterebilecek, benzer konulara ilgi duyan birçok kişi vardır. Onların da blogunuza katkı sağlamasına imkan verin. Daha keyifli, etkili ve bilgilendirici yayınlar ortaya çıkacak, emin olun.

Şayet maddi bir desteğiniz veya imkanınız varsa bu alandaki profesyonellerden destek alabilirsiniz. Ücretli metin yazarlarından içerik üretmeleri için destek alabilirsiniz.

Yazın ve Eğlenin

Yazmak zorlu, zahmetli ve uzmanlık gerektirir ama her zaman keyif verir. Kim için yazarsanız yazın, ne tür bir bakış açısına sahip olursanız olun fark etmez. İster “sanat sanat içindir.” diyin, ister “sanat toplum içindir.” fark etmez. İster küçük çaplı bir blog olsun ister ciddi hedefleri olan bir blog olsun ama yazarken her halükarda keyif almayı bilin. Yazarken eğlenmelisiniz. Eğer eğlenemiyorsanız yapmanız gereken şey belki de blog açmak, yürütmek veya yazmak değildir. Bu işten vazgeçebilirsiniz.

Bu arada yeni bir blog siteniz var ise şansı değilseniz muhtemelen bir süre ciddi gelir elde etmeniz olanaksızdır. Kimse bunun garantisini veremez. Ama denemeye değmez mi? Önemli olan yazarken ve blogunuzu yönetirken keyif almanız.

Siz keyif alıyorsanız okuyucunuz da keyif alacaktır. Zoraki yazıyorsanız okuyucunuza da bu his yansır ve okuyucunuzu sıkar.

Alanında uzman ve deneyimli birçok blog yazarı var. Bu bahsettiklerimiz belki de sıradan ve basit konular ama yeni başlayacak blog yazarları için minik bir rehber niteliğinde olacaktır.

Yaşam Kalitesi ve Blog Yazarlığı

Yazmak zaten başlı başına yaşam kalitesini artıran bir faaliyet. Bloglar ise diğer okuyucular ile hızlı ve açık etkileşim sağladığı için daha aktif ve farklı deneyim sunan merciler. Böyle bir deneyim sizlere ne denli fayda sağlayacak, hayal edebiliyor musunuz?

Yaşam kalitenizi artırmak için haftada en az bir blog yazısı yayınlamanızı ve kendinize ait özgün blog yönetmenizi tavsiye ediyoruz.

Nasıl Blog Açabilirim?” diye düşünüyorsanız size adım adım blog açmayı anlatan farklı bir blog kaynağını tavsiye edebiliriz: Adım Adım Blog Açmak  (Wpmavi)

Keyifle yazmanız dileğiyle…

Evde Kal Türkiye

Evde Kal Türkiye ama Neden?

#EvdeKalTürkiye

Kovid-19 (Koronavirüs) 2019 yılının aralık ayında ilk kez Çin’in Vuhan (Wuhan) kentinde kendini gösterdikten bu güne kadar dünyanın neredeyse bu salgından etkilenmeyen ülkesi kalmadı. Tüm dünyayı ekonomik, sağlık, siyasi vb. her alanda olumsuz etkileyen virüs salgınının henüz aşısı da bulunabilmiş değil. Bu salgın hastalıktan korunmak için ise en etkili yöntem yayılımını yavaşlatmaktır. Bunun için de #EvdeKalTürkiye kampanyası, eğilimi tüm dünyada başlatılmıştır.

Aşırı detaylarla sizi yormadan neden evde kalmamız gerektiğine ilişkin birtakım ipuçları vermeye çalışacağız.

Her şeyden önce Kovid-19 yoğun olarak solunum ve temas yoluyla bulaşıyor. Bu kapsamda solunum ve teması ise en aza indirmek gerekiyor. İşte bu yüzden evde kal Türkiye.

Virüs Hakkında Bilinmesi Gereken Temel Bilgiler

  • Koronavirüs insandan insana bulaşan salgın hastalıktır.
  • Ağız, Burun ve Göz bölgesinden vücuda girmektedir.
  • Damlacıklarla bulaşmaktadır.
  • Solunum yolu ile insanlara bulaşır.
  • Öksürme, aksırma, ateş gibi temel belirtiler ile ortaya çıkar.
  • 14 – 21 gün kuluçka süresi bulunur.
  • Damlacıklar eşya, çevre vb. kirli alanlara yapışır ve bu alanlara temas edildiğinde ellere, ellerden de ağız, göz ve burun bölgesinden vücuda bulaşır.
  • Hatta gülme esnasında dahi ortaya çıkan damlacıklarla bulaşma riski vardır.
  • 65 yaş üstü bireyler ile kronik rahatsızlığı olan kişiler en riskli gruptur çünkü ölümlerin çoğu bu gruplarda görülmektedir.
  • Yaş, durum ve cinsiyet ayırmaksızın her bireye bulaşabilmekte ve her yaştan, cinsiyetten kişinin ölmesine neden olabilmektedir.

Virüsün Yayılımını Önleme Yolu

Virüsün aşısı olmadığı için tek çare yayılımını durdurmak veya en aza indirmek gerekir. En önemli işlem ise hasta ile hasta olmayanları birbirlerinden ayırıp, uzak tutmaktır.

Bulaşma riskini en aza indirmek için toplum olarak alınabilecek en sağlıklı önlem evde kalmamız, gerekmedikçe dışarı çıkmamaktır. Kalabalık mekanlardan ise mutlaka uzak durulmalı, sosyal mesafe korunmalıdır.

Evde Kalırsak Ne Olur?

  • Virüsün yayılması yavaşlar.
  • Sağlık çalışanlarının ve ekipmanların yetersizliği ortadan kalkar.
  • Hasta olan kişilere daha iyi hizmet ve imkanlar sağlanır.
  • Diğer önemli işler ve faaliyetlerde aksama olmaz.
  • Sağlık sisteminde, yönetim vb. alanlarda çökme olmaz.
  • Az hasta olması durumunda sağlık çalışanlarımızın aşı çalışmasına daha fazla vakit ayırabilir.

Sen de yaşam kaliten ve sağlığın için evde kal Türkiye…

Koronavirüs Son Durum

Daha çok kazanmak

5 Dakikanı Ver Sana Daha Çok Kazanmanın 5 Yolunu Söyleyeyim

Daha çok kazanmak için 5 dakikanı verebilir misin? 5 dakika, geçmek bilmediği gibi hiç bir şeyin yetiştirilemeyeceği kanısına insanı sokan yetersiz 5 dakika. Birçok profesyonel, uzman ve girişimcinin en sık karşılaştığı sorulardan birisi; “Nasıl daha çok para kazanabilirim?” Kuşkusuz her meslek ve iş sahasında sorulan muhtemel sorudur. Sizin 5 dakikanız karşılığında size 5 iyi ve etkili tavsiyede bulunuyoruz.

. . .

Para, günümüzün en önemli materyali olmayı başarmıştır. Her şeyin ortak unsuru olması dolayısıyla da mutluluk, eğitim, bilgi, sağlık ve dahası için en önemli etken para olmuş, daha fazlası için her zaman daha fazla para ihtiyacı doğmuştur. Para kazanmak ise artık eskisi gibi çok zor değildir. Bir şekilde herkes para kazanmanın yolunu bulmuştur. Ancak önemli olan yeteri oranda veya daha fazlasını kazanmakta. Nasıl kazanacağınızı aslında herkes biliyor ama yeterli miktarda ve daha fazlasını nasıl kazanacağımızı ise merak ediyorsunuz.

Kural 1: Nasıl daha çok para kazanabilirim, diye düşünmeye devam etme!

Böyle devam edersen asla başaramayacaksın. Ayrıca ayrıcalıklı ve şanslı bireylerin çok para kazanacağını da savunmaktan vazgeç. Yanlış düşünce değil ama kendini yıpratma ve sabote etmekten de başka bir şey değil.

Sebep Bul ve Başla!

Önce kendine şu soruyu sor; “Daha fazla para kazanma gerekçen, nedenin nedir?” Her şeyden önce güçlü bir gerekçen olmalı yoksa çabuk pes edersin. Dürtülerle dolu bir sebep gerekir. Senin dürtün ve sebebin ne?

Borçlardan kurtulmak, çocuklara daha iyi bir gelecek sunmak, ailemle tatile gitmek, kendi bireysel işimi yapmak, var olandan daha fazlasına sahip olmak, üstün olmak vb. yanıtlar mı veriyorsun?

İngilizce’nin soru yapısını bilirsiniz. Ortak yapı “W” sorularıdır; (Who, Where, What vb.). Bu soruları kendine sor; Kim, nerede, ne, ne zaman vb…

Para bağımlılık yapar. Bağımlılığı ise saplantı ve para içinde acizlik getirir. Fakat öncesi elde edilen ve devamı sağlanan para bilinci bunu önler. Çoğu kişi kazandığı para ile yetinmeyi bilmez. Bu hastalığa yakalanmadan çok para kazanmak için size 5 yol gösteriyoruz.

Daha Çok Kazanmak İçin Bilgini Paraya Çevir

Bilgi, diğer işlerden daha farklı bir para döngüsü kurar. Eğlenceli, etkili, kolay ve değerli para kazanmanın yegane yoludur. Bu durum dünya çapında “Monetizing Knowledge” olarak adlandırılmakta.

Ben bir şey bilmem, uzman değilim” demeyin. Herkesin bir yetisi ve bilgi-birikimi mevcuttur. Orta yeti ve bilgilerinizi geliştirebileceğinize inanmalısınız. Bu aşamaya gelmek için kendinizi geliştirmelisiniz. Bunun için danışmanlıklara, koçluklara ve başarmış olanların hayatlarına başvurabilirsiniz. Adı, türü önemsizdir. Önemli olan kendinizi gelişim eksenine sokmanız. Daha çok kazanmak demek, daha çok bilmek demektir.

Gereksiz, Boş Şeylere Para Harcama

Daha çok para kazanmanın en önemli ilkesi para kaybetmemektir. Para trendini takibi bırakın. Para parayı çeker ama para harcamak çekmez. Yıllık moda ve trendlere para harcayıp, her yeni eğilime yatırım yapmayın. Doğum günü kutlaması, partiler vb. organizasyonlara para harcamayın. Kendinizi durduramıyorsanız özgür iradenizi yönetme dersleri alsanız iyi edersiniz.

Gayrimenkulden Ev Alıp Satmayı Anlamayın

İşinizi büyütmek veya yeni bir işe girişmek istiyorsunuz. İyi araştırma yapın ki, çoğu kişi gayrimenkulü yalnızca zenginler için sanmaktadır. İnanmayın.

Gayrimenkul demek sadece ev al – sat değildir. Biriken paranızı bir şehirde, uykun konumda ev kiralamaya ayırabilirsiniz. Bu evi ise siz günlük, haftalık kiraya verebilirsiniz. Deneyin, tutacağından emin olabilirsiniz.

Neden mi bu? Çünkü barınma her birey ve canlının temel ihtiyacıdır.

Bir Ürünü 48 Saatte Hazır Edin

Basit ama para edecek bir ürünü 48 saat içinde hazır edin. Bunun çok zor olduğunu düşünmeyin. Yenilik ve yeni ürün yaratmak büyük kar elde ettirir. En basit haliyle işe koyulun. Ama sınırınız 48 saat olmalı. Çünkü ürünün karmaşık olmasını engeller. Bu ürünü sonra tasarım, satış ve pazarlama stratejileri ile geliştirin.

Daha Çok Kazanmak İçin Bildiğini Al ve Sat

Birçok kişi küçük yaştan bir şeyler alıp satar. CD, DVD vb. alım satımı da bunlardandır. Birçok kişi birkaç şey sattığında her şeyi alıp satabileceğini düşünür. Sakın bu yanılgıya düşmeyin! Her şey arz-talep döngüsü ile alakalıdır. İnsanların neyi istediğini, neye ihtiyacı olduğunu iyi bilmek gerekli. Bu konularda araştırma yapıp, uygun ürünleri belirlemeli ve alıp satmalısınız. Genelden ziyade belli kesimi hedef kitlenize koymalısınız. Ayrıca uzaktan yakından alakanız ve ilginiz, bilginiz olmayan hiç bir işe, ürün alım satımına da girişmemelisiniz.

Velhasılıkelam

Çok para kazanmayı başaracağınız zamanlar bir şeyler ürettiğiniz, bir şeylere odaklandığınız zamanlardır. Yaptığınız işle ilgili her şeyi bilin ve işinize odaklanın. Çeşitli iş sahalarından ilham alıp, yenilikler yapın.

Ayrıca her şeyi bilmeniz mümkün değildir. Bu alanda ise uzmanlardan yardım alın. Mesela bir mobilya mağazanız var. E-ticaret üzeri İnternetten de satış yapmak istiyorsunuz. E-ticaret sitesi açmayı bilmiyorsanız bilenden, açtığınız e-ticaret sitesini arama motorlarında popüler hale getirmeyi bilmiyorsanız SEO uzmanlarından destek almalısınız.

Çok fazla kazanmak için beğendiğiniz ve iyi olduğunuz şeyleri seçin, sonra da hemen başlayın. “Vaktim yok, yeterli param yok” demeyin. Hele asla ertelemeyin. “Erteleyenler helak olur” sözünü anımsayın.

Daha çok kazanmak için kendinizde yeterli motivasyonu bulamıyor musunuz? “Motivasyon İçin İpuçları” makalemize de bakabilirsiniz.

Her Gün Kendinize Söylemeniz Gereken 10 Cümle

Her Gün Kendinize Söylemeniz Gereken 10 Cümle

Günlük enerji akımınızı sürdürmek, motivasyon ihtiyacınızı karşılamak için her gün kendinize söylemeniz gereken önemli cümleler vardır.

Hedefe ulaşan ya da ulaşamayan bireyler arasındaki en önemli fark nedir sizce? Elbette ki başarıyı yakalayamayanların kendilerine inanmamasıdır. Bireysel özünüze olan inancınızı ve motivasyonunuzu artırmanız için her sabah aynaya bakın ve kendi öz benliğinizle muhabbet edin. Başarılı, mutlu, huzurlu dahası olmak istediğiniz her ne ise o yapıdaki birey için gereken sır, her gün kendinize söylemeniz gereken cümlelerde gizli.

1 – Bunun üstesinden gelebilirim.

Başarılı kişi başarısızlık planı yapmaz. Mutlu insan da mutsuzluk hesabı yapmaz. Bunun yerine karşısına çıkacak zorlukları düşünür, çözümler üretir. Yani kötü senaryoya kendisini hazırlar. Kendilerine ise sürekli “Her ne olursa olsun, ben bunun üstesinden gelebilirim.” der. Siz neden demiyorsunuz?

2 – Dünyadaki her şey senden daha akıllı – zeki olmayan kişilerce yapıldı.

Bu söz Apple – Mac kurucusu Steve Jobs’a ait, yada benzer bir tarzı idi. Sonuç olarak bu söz başarılı kişilerin ilham kaynağı olmuştur.

3 – Hata mı? Hata yoktur, sadece çıkarılması gereken dersler vardır.

Güçlü bireyler hata yapmaktan korkmaz. Hatalardan ders çıkarır. Yanlış bir şey mi yaptınız, hata mı yaptınız? Korkmayın ve yılmayın. Ancak aptallık da etmeyin, ders çıkarın. Kendinize bir hata yaptığınızda ki hata biz kullara, insanlara mahsus, kendi kendinize ders çıkarılacak olan ne, hatasız insan olmaz, diyin. Hata olarak değil, çıkarılması gereken önemli bir ders olarak görün.

4 – Bilmekten ziyade neleri bilmediğini öğrenmeye çalış.

Yeni şeyler öğrenmeyi kendinize huy edinin. Ama en önemlisi bilmediklerinizi öğrenmeye çalışın. Başarılı kişiler egoist gibi görünürler. Aslında onlar dışa ve öğrenmeye açıktırlar. Başarmak, ilerideki üstesinden gelebileceğimiz zayıflıklarımızın farkında olma durumudur aslında.

5 – Neden başladığını unutma

Bir işe başladığında süreç ne kadar uzun veya rampalı olursa olsun neden bu işe başladığını hiç bir zaman unutmamalısın. Bu, seni amacına sapmadan ulaştıran yegane unsurdur. Yapacaklarını neden yaptığını bil.

6 – Geçmiş geçti, iyi veya kötü. Geleceğimden ise ben sorumluyum.

Geçmiş başarılarınızı hatırlayın. Bu sizi gelecek için motive eder. Geçmiş başarısızlıklarınızı da iyi hatırlayın ki, bunlar size yeni dersler çıkarmanızı sağlar. Bu kapsamda başkalarının sizi etkilemesine izin vermeyin. Geleceğiniz sizin sorumluluğunuzda.

7 – İmkansız diye bir şey yoktur.

Hayaller için imkansız diye bir şey yoktur. Ne denli zor olursa olsun başarmak ve hayalleri gerçekleştirmek mümkündür. İnancınızı kaybetmemelisiniz. Ancak imkanların da geçici süre durgunlaşabileceğini, zorlaşacağını unutmamalısınız.

8 – Bugünün başarısını ne?

Haftanın her günü elle tutulur bir şey yapmak istiyorsunuz ki, başarmak isteyenler için bu gayet doğaldır, o durumda sabah evden çıkmadan kendinize bir soru sorun. Kendinizi olabilecek başarılara hazırlamalısınız. İşinizin en iyisini yapmalısınız. “Bu yüzden bugünün başarısı ne?” diye kendinize sorun.

Unutmayın! Başarı, takdir görmek değil, tatmin olmaktır. Yaptıklarınız sizi mutlu ediyorsa başarmışsınız demektir.

9 – Benim görevim bu değil, ama kimse umursamıyor.

Yaratılan hiç bir canlı – cansız varlık amaçsız ve başıboş değildir. Bizler ki, bu kainatın en üstün ve kıymetli varlıklarıyız. Bizler, en mühim işler için varız. Her insanın mutlak bir rolü var. Rolünü oynaması için sahnede sıra bekler. Sizlerde rolünüzün farkında olmalı, amacınızı bilmelisiniz. Dahası bu rolü hakkıyla en iyi şekilde oynamalısınız. Rolünüz başrol olmasa da, dünya sizi bilmese de siz rolünüzü en iyi şekilde yapacak ve size verdiği hazzı yaşayacaksınız.

10 – Kendimi başarı ile kıyaslamaktan vazgeçeceğim.

Yeryüzünde kaç insan varsa, bu zamana kadar kaç insan yaratılmış ise o kadar da farklı insan yapısı ve özelliği vardır. Çünkü her insan özeldir ve kendine özgüdür. Hiç biri birebir aynı olamaz ki, olması da beklenmemelidir. Her insanın farklı yetenekleri ve zayıf yönleri var. Gün sonu kendimizi kıyaslamamalı, başarı diye adlandırdıklarımız ile şartlı kıyaslamaya girmemeliyiz. İlla kıyaslama gerekiyorsa bu yalnızca kendimizle olmalı ve burada ise etik değerler, erdemlilik ilkeleri ön planda tutulmalıdır.

Bu farkındalık sizlere daha sağlıklı, kaliteli ve mutlu bir hayat sağlayacaktır.

Yasaklı 10 Film

Yaşam Kalitesini Düşüren Yasaklı 10 Film

Yaşam Kalitesini Düşüren Yasaklı 10 Film olmasını düşmesine neden olan kuşkusuz yüzlerce film var. Birçoğu hala izlenebilir durumda olsa da yasaklanmış olanları da mevcuttur.

Hayatımızı ve ruh halimizi olumsuz etkileyen filmleri yasaklamak ne kadar caydırıcı olabilir?

Filmler artık insan hayatının en önemli unsurları arasındadır. Kimisi yaşam kalitemize ek katkı sağlarken kimisi de ciddi zararlar verebilmektedir. İzleyen kişinin psikoloji ve ruhsal döngüsünü gerçekten olumsuz etkilediği ispatlanmış ve dünya genelinde birçok ülke yönetimi tarafından yasaklanmış 10 filmi sizler için derledik. Birçok uzman bu filmlerin kesinlikle yaş grubu ne olursa olsun izlenmemesi gerektiğini savunmaktadır. Gerçi böyle bir açıklamadan sonra biliyoruz ki bazılarımız iyice meraklanıp, bu filmleri arama derdine düşecektir. Kesinlikle tavsiye etmiyoruz.

Yaşam Kalitesini Düşüren Yasaklı 10 Film açıklarken Bu filmlerin birçoğu izleyici ile buluşmadan yasaklanmıştır. Ancak bazı ülkelerde normal olarak da karşılandığı biliniyor. Şiddet sahneleri, bireylerde ciddi hasara neden oluyor, gerçek hayatta ölüm, cinayet ve intihara neden olabiliyor. Fakat yine de birçok tepki ve uyarıya rağmen izlemeye devam etmiş, festivalde ödüle layık görülmüş filmler de bulunuyor.

Clockwork Orange – Otomatik Portakal

Otomatik Portakal Filmi

Clockwork Orange (Otomatik Portakal) filminin yönetmeni “Stanley Kubrick” olup, 1971 yılında çekilmiştir. Olay Britanya’da geçmektedir ve şiddet bağımlısı geçlerden oluşan çete etrafında olay örgüsü ilerlemektedir. Bu gençlerin etrafa saçtığı dehşet, korku ve şiddet işlenmiştir. Çekim sonrası yönetmen, ölümle tehdit edilmiş ve İngiltere’de 30 yıl boyunca yasaklanmıştır. 1995 yılında ise Türkiye’de gösterime girmiştir. Hala dünya genelinde Yasaklı 10 Film arasındadır.

Şeytan (The Exorcist)

“The Exorcist” isimli bir romandan uyarlama filmdir. Bu romanın yazarı William Peter Blatt’tır. 12 yaşındaki Regan isimli bir çocuğun garip tavır ve davranışları ailesinde şüphe uyandırır. Kızlarını doktora götürürler ve olaylar işte o an başlar. Tıbbi tedaviye yanıt vermez ve ciddi düzeyde şiddetli titreme geçirip, ilginç ürpertici sesler çıkarır. Hiç bir manası olmayan hareketler ve davranışlar sergiler. Son çare ise bir psikiyatri uzmanına göstermektir. Bu kişi psikiyatri Peder Merrin’dir. Sonunda ise kızın içine şeytan girdiği tespit edilir. Bu durumdan kurtulmanın yollarını aile aramaya başlar. Film, vizyona girer girmez Amerika’da kesilerek yayınlanmış, Finlandiya, Brezilya, Avustralya, Almanya, İngiltere, İzlanda, Şili, İrlanda, Norveç, Singapur, İsveç gibi daha birçok ülkede şiddet, korku, ürperten sahne dolayısıyla yasaklanmıştır.

Salo Ya Da Sodom’un 120 Günü ( Salò o le 120 giornate di Sodoma)

Pier Paolo Passolin, ölmeden önce bu filmi çekmiştir. Son filmidir. 1944 yılında Nazi Almanya’sının kontrolündeki Kuzey İtalya’da kurulmuş kısa ömürlü kukla devlet olan Faşist Salo Cumhuriyetinde olaylar cereyan eder. Kentin ileri gelenleri 9 kız ve 9 erkeği yakalayıp bir şatoya hapseder. Akabinde 4 yaşlı hayat kadınıyla bu genç köleleri bir çeşit fiziksel, ruhsal, cinsel işkence ve zulme maruz bırakır. İzleyenlerin ruhunu daraltan, psikolojik buhrana sokan zorlu sahneler mevcuttur. Bu yüzden İtalya, Finlandiya ve Almanya başta olmak üzere Yeni Zelanda, Norveç gibi birçok ülkede yasaklanmıştır. Ülkemizde ise 1992 yılında 11. Uluslararası Film Festivalinde ve akabinde 26. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde gösterime girmiştir.

Yamyam İşkencesi (Cannibal Holocaust) (Yasaklı 10 Film İçinde Lider)

Ahlaki değerlere uygun olmayan görüntü içerdiği için film kapağı puslu olarak gösterilmiştir.

En vahşi ve uygunsuz filmler arasında gösterilen, yasaklı 10 film içerisinde başı çeken filmlerden birisi de “Yamyam İşkencesi” isimli filmdir. Bir grup bilim insanı belgesel çekimi için Amazonlara gider. Amazonlarda yaşayan yerli kabilelere seyahat düzenler. Bu süreç içerisinde ise bilim insanlarının başından birtakım olaylar geçer. Film, bu olayları konu edinmiştir. Filmde yer alan ölüm sahneleri gerçeği adeta yansıtmaktadır ki, birçok iddia bu görüntülerin gerçek olduğu yönündedir. Bu gerekçe ile 18 ülke filmi tamamen yasaklamış, gösterimine dahi izin vermemiştir.

Bir Sırp Filmi (A Srpski Film)

Milos isimli emekli film yıldızı 5 yıldır mesleğini bırakmış ve başka bir meslek de edinememişti. Eşi ve oğlu ile yaşamaktaydı. Yaşam kalitesi ve huzuru da gayet yerinde idi. Eski iş arkadaşı olan Lejla, onu eski günlere döndürmeyi amaçlıyor ve birtakım tekliflerde bulunmak üzere birden çıkagelmişti. Öyle ilginç teklifti ki, Milos ailesinin geleceğini garanti altına almak için ideal bir teklif gibiydi. İyi ücret söz konusuydu ama aynı zamanda gizemlerle doluydu. Küçük çocuklara yapılan işkenceyi konu alan film, izleyicisine zor anlar yaşatmaktadır. Sinemada ciddi ağır eleştiriler almıştır. Çoğu ülkede yasaklanmıştır. Yaşam kalitenizi olumsuz etkileyen görüntüler mevcuttur.

İnsan Kırkayak Serisi (The Human Centipede)

İnsan Kırkayak, 3 ayrı seriden oluşmaktadır. Filmin anafikri insanları toplu bir yerde hapseden psikolojik olarak sorunlu kişiler üzerinedir. Bu kişiler, yakaladıkları kişileri kırkayak yapıp öldürmektedir. Yüksek oranda şiddet içeren korku dolu sahnelere sahip filmlerdendir. Dünyanın neredeyse her yerinde, her ülkesinde yasaklıdır. Durum böyle olunca film yönetmeni açıklama yapmak zorunda kalmış; “Bunlar kurgu, gerçek değil. Bu ise bir sanattır. İnsanlara izlemek ya da izlememek gibi tercih şansı verilmelidir.” şeklinde konuşmuştur. Fakat sansür ve yasağa rağmen dönemin en çok seyredilen filmleri arasına girmiştir.

Pembe Flamingolar (Pink Flamingos)

1972 yapımı filmdir. Zihinsel engelli annesi Edie, hasta ruhlu oğlu Crackers ve yol arkadaşı Cotton ile beraber bir karavan içinde yaşayan şişman, moda sapkını suçlu Babs Johnson’un serüvenini konu alan filmdir. Gösterime girdiği an seyirciyi ikiye bölmüştür. Psikanalitik göndermeler yüzünden izlenmesi zor filmlerdendir. 1973 yılında bir gazete filmle ilgili olarak; “Tanrı bu filmi yapanları, böyle kaba, rezil bir karmaşa gösterdiği için affetsin. Dünyadaki izleyiciler de ebediyen minnettar kalsın” şeklinde açıklama yapmıştır.

İşkence (Snuff 102)

Gösterime girmeden yasaklanan filmlerin başında geliyor.

Ölümle Yüz Yüze Gelmek (Faces of Death)

Bu film bazı kısımlarda her film gibi kurgusal ölüm sahnesi içeriyor. Ancak hiç bir film sahnesinde olmayan gerçek manada görüntü ve olayları gerçek olan ölüm sahneleri de içermektedir. 46 ülkede yasaklanmıştır. 8 gerçek ölüm sahnesi mevcut, sinema tarihinin en sapkın filmlerinden birisidir.

Mezarına Tüküreceğim ( I Spit on Your Grave)

Bu film, 1978 yılında ilk vizyona girmiştir. Ancak bir fark oluşturarak 2010 yılında tekrar ikinci kez vizyona girmiştir. Dört kişi tarafından tecavüze uğrayan bir kadının intikamını konu almaktadır. Kadına şiddet teşviki söz konusu olup, bu gerekçe ile İskandinav ülkeleri başta olmak üzere İrlanda, Almanya ve Kanada gibi birçok ülkede yasaklanmıştır. En rahatsız edici tecavüz sahnesi unvanına sahip filmdir. Mezarına Tüküreceğim filmi de Yasaklı 10 Film arasındadır.

Uyarı: Ne kadar merak uyandırsa da yaşam kaliteniz için kesinlikle bu filmleri izlememelisiniz.

Ayrıca Engelli 10 Sinema Filmine karşın “Yaşam Kalitesini Arttıran 10 Sanatsal Film” makalemizi de inceleyebilirsiniz.

Farklı hallerde dengeyi koruma

Farklı Hallerde Dengeyi Bulma

Farklı hallerde denge sorunu yaşıyorum. Adeta denge arayışı içerisindeyim. Aranmadık yer, bakılmadık mekan bırakmadım ama bir türlü bulamadım. Bilen, gören, işiten var mı? 

Adem’den bu yana hayatın her halinde insan birtakım gayretler içerisinde olmuştur, olmaya da devam edecektir. Bu hayatı ve doğanın işleyişini dikkatlice gözlediğimizde ise dengenin kendiliğinden oturacağı, hallerin raya gireceği fark edilir. Ancak sabırsızlık biz insanoğlunu çepeçevre ne yazık ki kuşatmış durumda. Sonbaharı beklemeden sabırsızca yapraklarını döken ağaç gibiyiz adeta.

Varlığımızla bizler bu doğal sistemin en karmaşık yapısına sahip canlılarıyız. Kainatta ne yazık ki denge bozucu varlıklarız. Aslında kainatın en kıymetli ve olmazsa olmazı olan İnsan, modern hayatın getirdiği birtakım şartlar ve açgözlülük yüzünden dengesizleşmiş, doğanın dengesini bozmuş bir varlık halini almıştır.

Hayatımızın her anını uçlarda gibi sanıyoruz. Peki gerçekte öyle mi? Hayat çeşitli hallerden ibaret. Peki, bu hallede dengesizlikler olmuyor mu, oluyorsa bu dengeyi nasıl kurabiliriz ki, denge unsuru her alanda olmazsa olmazdır.

Tarih, masal ve öykü kitaplarından öğrendiğimize göre eski çağlarda doğa ve çevre çok daha güzeldi. Günümüzde ise sanayileşme yüzünden doğanın dengesi bozuldu. Bu çağın getirdiği sorun ve hastalıklar yüzünden bireysel hallerde de bozulmalar oldu. Öyle insanlar var ki, dakikada farklı ruh hallerine bürünebiliyor ve bunu istemsizce yapmak zorunda kalıyor. Ani mutluluk, öfke veya bir türlü geçmek bilmeyen endişe, kaygı ve korku halleri insan hayatını alt üst ediyor, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.

Kendinize suç atmayın. Yalnız sizin hallerinizin dengesi bozulmadı. Evrenin de dengesi bozuldu. Gök cisimleri yörüngelerinden çıkıyor, birbirlerine çarpma durumları geçmişe göre çok daha yakın bir olasılıkta. Bitkiler eski günlerdeki gibi doğal ve sağlıklı değil. Her derde deva balı düşünün ki, artık faydadan çok insan ve çevreye zarar veriyor. Ölümcül zehir içeren bal yediniz mi hiç? Doğal bir ortamda yabani doğal arılar tarafından halbuki yapılmışlar. Ama onların bile doğası bozuldu. Doğanın en önemli güzelliği denge ve ahenktir. Tabiatta her şeyin bir dengesi, kendi ve çevre ekseninde bir ahengi var. İşte bizler bu dengeyi de, ahengi de tıpkı kendi hallerimizin dengesi gibi bozduk ve bozmaya da devam ediyoruz. Sonunda ise bir türlü şifa bulamadığımız salgınlar, ani heyelan ve depremler, çığ düşmesi, seller ve orman yangınları, canlı türlerinin olumsuzca evrimleşmesi, mutant geçirmesi veya neslinin yok olması bilinen birer gerçek.

Peki, bu dengeyi nasıl korur ve farklı hallerde dengeyi buluruz?

Elbette ki doğadan ilham alacağız. Biz, bu doğanın bir parçasıyız ve diğer canlılar gibi uyum sağlamak zorundayız. Tüm evrenin tek sahibi biz değiliz veya her şey sadece bize ait değil, bizim için yaratılmadı. Diğer canlıların da hakkı var ve onlar farklı hallerde nasıl davranıyorsa bizlerde öyle davranmalıyız. Farklı hallerde dengeyi korumanın 2 temel öğesi bulunuyor;

  • 1- Biz, bize düşeni öncelikle yapmalıyız.
  • 2- Biz, doğanın bir parçasıyız ve her şeye sahip olamayız.

Temiz bir dünya ve çevre arzuluyorsak ki, arzulamak zorundayız, önce kendi iç ve bedensel temizliğimize ve sonra çevre temizliğimize önem vermeliyiz. Sen önce kendi evini süpürerek başla! Sonra akışına bırak bazı şeyleri. Her zaman sürücü koltuğunda sen kalamazsın, kalmamalısın da.

Her şey bir şeyden ibaret değildir. Sen de değilsin, senin mevcut ruh halinde mevkin ve konumunda olmayacak. Yani bugün mutsuz bir fakir olabilirsin. Ama bu değişmez bir sabit hal değildir. Yarın seni farklı şeyler bekliyor olacak. Fakirlik mutsuz olmanın bir etkeni değildir. Yine mutlu olabilirsin. Yahut zenginlik mutsuzluk getirmez tıpkı hep mutluluk getirmeyeceği gibi. Mevcut halden çıkmak istediğinde yapman gereken şey uyum ve denge ekseninde teslim olmak, bazen geri çekilmektir.

Balık tutmaya gittin ama tutamıyorsun. Ya olta kırılıyor, ya balık gelmiyor. Kasma, üzülme. Akışına bırak ve teslim ol. Kendinden değil, balıktan o gün için vazgeçmen gerekiyor. Başka bir halde olmak zorundasın demek ki. Bu bilince var.

Acili bir gün seni bulduğunda üzülme. Öncesinde senle değildi ve yarında seninle olacak diye bir şart yok.

Ayrıca “Mutlu İnsanların Temel Karakterleri” ve “Nasıl Mutlu Olunur?” yazılarımıza da bakabilirsiniz.

Mutlu Olmak Tercih Meselesi Derler

Mutlu Olmak Tercih Meselesi Derler

Mutlu olmak gerçekten mümkün mü? Dahası mutlu olmak bizlerin elinde mi? Mutlu olmak elimizde ise mutsuz olmak da elimizde, bunu iyi bilmek gerek. Aslında her şey hayata nasıl baktığımızla ilgili. Bakış açısı, kişinin yaşam kalitesini şekillendiren en önemli unsur. Hiç düşündünüz mü? Zengin biri fakir ve modernlikten uzak bir köyde toprak üzerinde oturan, çay içen garibin mutluluğunu satın alamaz. Elbetteki kin ve nefret ile onu mutsuz edebilir, mutlu olmasını kıskanıp ona hayatı dar edebilir. Ama onun halihazırdaki mutluluğunu elde edemez.

Her şeyi bir tarafa bırakın. Mutlu olmanın yalnızca sizin elinizde olduğunu iyi bilin. Mutluluk veya mutsuzluk tercih meselesidir.

Mutlu Olmak İçin Gereken Ne?

Mutlu ve huzurlu bir hayat için gereken şey para mı?

Aslında neye sahip olmak istediğinizi bilmeniz gerekiyor. Mutluluk para ile değil, sizin kendi iç dünyanızda kurduğunuz ve oluşturduğunuz enerji ile ilgilidir.Para sadece bir sebep veya gerekçe yahut araçtır. Çoğu kişi sevgili bulup flört etmeyi, bekarlar evlenmeyi, evsizler ev satın almayı şart koşup mutlu olmak için büyük bir gerekçe ve sebep olarak hayatında kurgular. Yaşamının büyük bölümünde önemli odak noktası haline getirir. Bu varlıklar elbetteki mutlu olmaktan ziyade hayatın zorlu şartlarında mutsuz olmanızı engelleyen unsurlardır. Belli bir çaba ve bedel sonrası mutlu olduğunuzu hissedersiniz.

Kimisi ise devlet kuşu gibi görür.

Şansı olan mutlu olur, diye düşünür. Şanssız kişi mutsuz kişidir. Ne kadar doğru peki?

Ya siz? Size göre mutlu olmak ne ifade ediyor, mutluluk size gerekiyor mu? Sizi mutlu eden şey ne, eksikleriniz neler? Tüm eksikleri giderince gerçekten mutlu olabilecek misiniz?

Para mutluluk getirmez. Bu düşünce “Easterlin Paradoksu” olarak nitelendirilir. Bu fikir para ile mutluluğun hiç bir zaman ilişkili olmadığını öne sürer. ABD, Japonya, İngiltere gibi ülkelerde yapılan araştırma sonucuna göre geliri artan ailelerin mutluluklarında artış görülmemiştir. Son dönemlerdeki bazı araştırmalar da benzer neticeye ulaşmış, bu görüşü kanıtlamıştır. Temel husus geçinecek kadar gelir sahibi olmaktı. Yani dış dünyanın kendisini köle haline getirmesine engel olacak kadar ekonomik bağımsızlığı idi. Yani orta gelirli olmak veya yüksek gelirli olmak ile alakalı bir durum değildi. Kişinin bireysel var oluşu ile ilgili yaşamı ekseninde gereken ihtiyaçlar topluluğu ve bunların kendisini bağımsız kılması idi.

Uzun lafın kısası sizi para veya çok fazla gelir elde etmek mutlu etmez. Az para kazanmak da mutlu etmez. Sizi mutlu eden şey yaşam kalitenizin bireysel niteliğinize uygunluğudur. Yaşam kalitenize uygunluğu ise ekonomik, kültürel ve siyasi bağımsızlığınız sağlar. Arz ettiklerinizi yapmanıza dışarıdan bir güç mani oluyor ise siz mutsuz olursunuz. Bu da mutlu olmanıza engeldir. Günümüz dünyasında ise en büyük dış güç kuşkusuz paradır. Ekonomik değerin her alanda tek ve en önemli belirleyici unsur olarak kabul edilmesinden dolayı para önemlidir. Parası az olanlar ise özgür olamadığı için mutsuz olur.

Piyangodan ikramiye kazananlar da, çok yüksek gelirler elde edenler de mutluluğu garanti edemez.

Eski Yunan Medeniyeti döneminde mutluluk olgusu, ahlaklı ve erdemli bir hayat sürdürmek demekti. Mutluluk ise birer yaşamının biricik gayesidir. Yaşamın her safhasında sarf edilen çaba yalnızca mutluluk içindir. Bu ise erdeme, kusursuz bir karaktere ulaşmakla mümkündür. Hayatı ne kadar soylu yaşarsak o kadar mutlu oluruz, biçiminde görüş hakimdi.

Eflatun’un öğretisine göre;

Ruh-Zihin-Beden” üçlüsünü ile mutluluk anlayışı anlatılmak istenir. Bu üçlünün uyumu ile mutlu olmak mümkündür.

Epikür’e göre mutluluk için gerekli olan üç şey; “dostluk, özgürlük ve düşünmek.” Epikür’e göre mutlu olmak için maddiyata gerek yoktur.

Descartes ise “Bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluk” olarak mutluluğu tanımlar.

Nörlog Nancy Etcoff, bir görüş ileri atmıştır. Beyin evrimsel olarak mutluluk ve acıyı azaltmaya odaklıdır. Şekerli besinlerin tadını doğuştan sevmek, acı olanları reddetmek, mutluluğu arama içgüdüsünü destekler.

Her şeyi ve her görüşü bir tarafa bırakalım.

Mutluluk, mutlu olmak veya mutsuz olmak çocukluktan öğrenilen bir olgudur. Tamamen bireyin kendi elindedir. Adeta kişisel bir tercihtir. Şayet sağlıklı bir bedene sahipsek, dış bağımlılıklardan uzak, bireysel özgürlüğümüzü kazanabilmiş isek ve kimseye muhtaç değilsek bizden daha mutlu olabilecek potansiyelde bir başka birey olabilir mi?

Sevgi ve şefkat ilişkileri içerisinde yaşanılan bir duygu var. İşte o duygunun hali mesut olmak, adı ise mutluluktur. Kişi ne kadar iç ve çevresel dünyasında sevgiyi büyütür, şefkati beslerse o kadar uzun ömürlü ve etkili mutluluk elde eder. Mutluluğun bireysel elde edilebildiğini, sevdiklerimizle paylaştıkça büyüyüp daha kalıcı olabileceğini unutmamalıyız.

Daha mutlu mesut günler geçirmeniz dileği ile…

21 Günde Alışkanlıkları Değiştirme

21 Gün Gerçekten Yeterli mi?

21 Gün yanılgısı gerçek mi? Bir alışkanlığı bırakmak, bir huyu değiştirmek için gereken gerçek süre ne kadar, gerçekten 21 gün yeterli mi?

Kuşkusuz hepimizin birtakım iyi veya kötü alışkanlıkları var. Bazılarının biran evvel hayatımızdan çıkması ise oldukça önemli. Toplum nezdinde iki fikir var ki biri;

  • 21 gün,
  • 41 gün.

Bir bağımlılığımızı ortadan kaldırmak veya değiştirmek için birçok kişi 21 günün yeterli olduğunu düşünür. Yeni bir alışkanlık elde edebilmek için de yeni alışkanlığın 21 gün boyunca devam ettirilmesi gerektiği düşünülür. Her şeyden önce bir alışkanlığı bırakmak veya yenisini edinmek tahmin edildiği kadar kolay değildir. Londra Üniversitesi tarafından yapılan bir test ve araştırma neticesinde 21 gün kuralına göz atalım.

Alışkanlıklarımız bireysel hayatımızın var olma unsurlarıdır. Bazıları ise ne yazık ki fiziksel veya duygusal zararlar vermektedir. Alkol, uyuşturucu, şeker, tatlı, sigara vb. bunlardan birkaçıdır.

“Bir alışkanlığı değiştirmek için gerekenleri 21 gün buyunca istikrar ile yaparsam bu alışkanlığı değiştirebilirim.”

Muhtemel toplum görüşü

Ancak Londra Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre bazı kişilerin bu işlemi başarıya ulaştırabilmesi için 12 haftaya ihtiyacı var. Birçok bireyin ise alışkanlığını bırakıp, yeni yaşam düzenine geçmesi 66 günden de daha fazla süre alabilmekte ve hatta 254 güne kadar uzamaktadır. Yani bir alışkanlığı bırakmak zannettiğiniz kadar kolay değil. Her sigara içen arkadaşınıza;

“Bu senin elinde, sadece 21 gün içme, sonra zaten içemez ve bırakırsın.” demeyin! Çünkü bu geçerli olmama ihtimali yüksek umutlandırıcı bir cümledir. Fayda için daha gerçekçi olmak gerekiyor.

Araştırma eksenindeki bireylerin yaklaşık 66 günde yeni davranışları otomatik olarak edindiği söylenmiştir.

Alışkanlıklar, geçmişte çok fazla ve sıkça yapıldığından otomatik ve rutin bir biçim olarak davranışa dönüşmesi olağan bir durumdur. Bunun tekrarlanma durumu ile davranış arasındaki zihinsel ilişki olduğu belirtilmektedir.

Bireyler birçok davranış veya alışkanlığı otomatik olarak istemsizce gerçekleştiriyor veya huy ediniyor.

Alışkanlığa dönüşen bir davranışın hatırlanması ise zor olmamaktadır. Bu otomatikleşme durumu gerçek ama süresi ne kadar? İşte asıl önemli olan konu bu. 21 gün mü yoksa 66 veya daha mı fazla?

Uzmanlar, bu konunun çok daha detaylı ve kapsamlı olarak yeniden incelenmesi, gözlemlenmesi gerektiğini vurguluyor. Kişinin ise ne kadar sürede bu alışkanlıkları değiştirdiğinin kişinin kendi elinde olduğunu ima ediyor. Yani kişi evvela farklı alışkanlıkların farklı sürelerde bırakılabileceğini, değişimin hem çok kısa hem de çok uzun bir süre zarfında olabileceğini bilmeli ve kabullenmelidir.

Kimisine göre 21 gün yeterlidir. Ancak kimi kişiler için 254 gün gerekebilir. Bu süreç kişinin eğitim, algı, çevre ve sağlık durumuyla da bağlantılıdır. Hatta kültürel ve inançsal durumu da bunu etkiler.

Örnek Vaka

Örneğin sigara içmekteyiz ve en az bu alışkanlığımızı 10 yıldır sürdürmekteyiz. Sigarayı bırakmak istediğimiz an itibarıyla bunun mümkün olabileceğini ama sürenin de farklılık gösterebileceğini kabullenmeliyiz.

Sigara içenlerin sayısı ve sizinle olan temas durumu nedir? Ne derece uzak olursa sizin sigara bırakma süreciniz o kadar kısa ve etkili olacaktır. Yine sigara fiyatları ile sizin ekonomik durumunuz veya sigarayı bırakma amacınız bu süreci derinden etkiler. Sağlık veya aile içi sebepler ile ekonomik sebepler bırakma durumunu kısaltırken, keyfi bırakma durumlarında ne yazık ki süreç uzamaktadır. Kişinin diğer alışkanlıkları da bu süreyi yakından etkiler. Alkol alan, efkar dolu stres içeren ortamlarda bulunmayı huy edinen kişilerin sigara bırakma durumu düşük seyredecektir. Fakat spora başlayan, sağlıklı beslenme ile beraber sigara bırakma sürecini eş zamanlı yürüten bireyler çok daha kısa sürede bu faaliyeti başarıya ulaştırabilir.

Sizin için gereken süre 21, 66 veya 254 gün değildir. Sizin için gereken süre sizin çaba, çevresel ve içsel faktörleriniz ekseninde gereken zamandır.